İçimizi yakan hürriyetten yoksun Türkler

Fuat Yılmazer
Fuat Yılmazer

Behçet Kemal Çağlar’ın Tuna nehrini seyrederken yazdığı yirmi beyitten oluşan şiirinde;

“HEY TUNA, TUNA!... Kaybolmuş kardeşlerin ve sen, işte yanyana /Gönül yangınlarını her su söndürmez, Tuna,

Derdim ne, sevincim ne, sen en iyi bilirsin;/ Tuna! İç ateşime serpilecek su sensin.

Sana hiç yakışmıyor durgunluk böyle, Tuna,/ Somurtma açıl artık, ben geldim, söyle Tuna!

Hasretsin, yatağında dön, çırpın, dövün, Tuna!/ Türkü gördükçe seslen, Türklükle övün Tuna” diye içindeki sızıyı anlatıyor.

Tabi o sızı her Türk’ün yüreğinde olan bir sızı. Dünya coğrafyasına bir bakın pek çok yerinde Türk izini ve Türk varlığını görmek mümkün. Dün bizim olan topraklar şimdi başkalarının elinde. Dün bizim topraklarımıza sahip olmak için oralarda olan insanlar bugün esir soydaşlarımız.

Türk kimliğinin şuurunda olan her Türk’ün kalbinde ve düşüncesinde özgürlükten yoksun, acı çeken esir Türkler vardır. Çünkü Türk’ün karakterinde diğer bir anlatımı da özgürlükten yoksun bırakılmış kan ve soy kardeşlerini düşünmek ve onlar için gerekenleri yapmak vardır.

Türk’ün içini kanatan 21. yüzyılda Doğu Türkistan’da Uygur Türklerinin vahşetle, insanlık dışı, insan haklarını çiğneyen bir düşünce ile karşı karşıya yaşamasıdır.

21. yüzyılda insanlık tanımını hiçe sayan vahşetin ve işkencenin olması ve dünyanın gözü önünde devam etmesi anlaşılacak gibi değildir.

Dünyanın değişik yerlerinde insanlık tanımını dahi sorgulatan işkence ve sürgün kampları vardı. “Gulak Takımadaları” gibi, “Belene” veya “Guantanama” gibi. Bu ve benzeri işkence yerleri insanlık vicdanında temizlenmeyecek lekelerdendir. Şimdi bu lekelerden biri de insan onuru ve vicdanından silinmesi mümkün olmayan Çin’in işlediği işkence ve baskı uygulaması Doğu Türkistan’da yaşanmaktadır.

İşkence, zulüm can ve mal emniyetinin olmamasını dahi geri plana attıracak korkunç bir uygulama orada vardır. Türk ailelerin içine mahremine Çinli yerleştirilmekte hem özgürlükleri ve aile mahremiyeti ayaklar altına alınmakta, Türk dil ve soyunun kendi soysuzlukları ile birleştirilmek istenmektedir.

Dünyada zalime karşı mücadele etmek yok maalesef. Zulme direnmek yok, Güçlü haksız, zayıf haklıda olsa haksız durumdadır. Adalet terazisi dili nereye yöneleceğini bilmemektedir.

Hem Türklük onuru ve hem de İslam’ın vazgeçilmezi olan zulme ve zalime karşı mücadele etme düsturudur. “Haksızlıklar karşında susan dilsiz şeytandır”

Kamuoyumuzda hissizlik mevcuttur. 1980 öncesi halkımız milli konularda hassastı. Milli sorunlar da toplum Ülkü Ocaklarının önderliğinde organize olur soruna tepki gösterilir ve kamuoyu oluşturulurdu. Kamuoyu baskısı hem içerde hem de dışarda etkili olurdu. 12 Eylülcüler o konuda da vatana zarar verdiler. O duyarlılığı, vatanı ve milletini düşünen her gruptan insanı da soğuttular. Toplum duygusuzlaştı duyarsızlaştı.

Özgürlük insan hakkıdır. Bir Fransız’ın, bir Almanın, Rus’un, Amerikalının ne kadar hakkı ise Türkünde hakkıdır.

Bu hak mutlaka bir gün alınmalıdır.

- Anayurt Gazetesi, Fuat Yılmazer tarafından kaleme alındı
https://anayurtgazetesi.com/makale/11082277/fuat-yilmazer/icimizi-yakan-hurriyetten-yoksun-turkler