Biat-şükür edebiyatı

Tuncay Altun
Tuncay Altun

Yüzyıllardır bizi kandırdılar. Biat et kurtul.

Şükret ki cennete giresin.

Maalesef bu iki kavram dini kabukta yaşayanlar için farklı anlamlar ihtiva etmektedir. Birileri üst makamlara eş, dost, tanıdık, amca, dayı- yeğen ilişkileri ile geliyor. Daha sonrada bunlar iş bilen, o noktalara bilgisiyle, görgüsüyle, çalışkanlığıyla ve tecrübesiyle gelen akil insanlar gibi hareket ediyorlar. Vatandaşa bu kavramları dayatarak bir sorgulamayan kitle oluşturuyorlar.

Sen düşünme-okuma bizi dinle, biz ne diyorsak onu yap, o zaman kazanırsın…

Bu süreçte karşılaşacağın zorluklar, yokluklar içinde sabır et şükret, senden daha beter durumda olanlar var, bunu aklından çıkarma.

İşte bunları yaparsan cennete gidersin.

Bu anlayış yüzyıllarca devam etti. Ve hala devam ediyor.

Halk tabiri ile ensesi kalın birileri daha doğrusu bir zümre suyu bu şekilde bulandırarak dünyalıklarına kaynakları bağlayarak zenginlik içinde yaşıyorlar. Her istediklerini yapabilecek, istediğini yiyebilecek, istediği yerlere turistik gezi yapabilecek, sağlık kurumlarından en üst düzey hizmet alabilecek bir mali duruma kavuşuyorlar. Hatta bırakın kendilerini onların evlatları, torunları bile zamanı geldiğindi bu akardan faydalanabiliyor.

Zenginlik ve fakirlik kadermiş gibi de bir algı oluşturuyorlar.

Onlar zenginliklerinin başlarına bela olduğunu halk arasında söyleyerek şimşeklerden kendilerini koruyorlar. Hatta cennet fakirlerin yurdu diyerek insanları şükür ve biat dairesinden çıkartmıyorlar.

Gelin malınızı mülkünüzü halka dağıntında birazda siz fakirliği yaşayın denilse neler olur bir düşünün. Bunu yaparlar mı?

Bence mümkün değil.

Onların iftar sofralarına bakın ne demek istediğimi anlarsınız.

Halk arasında takva görüntüsü vererek gezinenlerin iftar sofralarını medyadan sıklıkla görüyoruz. Bir sarık bir hırka diye ortaya çıkanlar Mercedes ile gezinir hale gelmişler.

Yüce Yaratan kitabı Kur'an-ı Kerim'de birçok yerde "Hiç akıl etmez misiniz ?..." diye ikazda bulunuyor. Ama biz akıl etmeyi düşünmeyi bırakmış bir halde yaşıyoruz.

Yüce Yaratan'ın kitabı Kur'an biz insanlara bir ışık, bir kılavuzdur, elimizden düşmemesi gerekir. Çok sıkıldığımızda, içinden çıkamadığımız bir sorunla karşılaştığımızda o kitaba müracaat etmemiz gerekirken kulaktan dolma bilgiler ile hareket etmeyi daha çok tercih ediyoruz. Bu işimize daha kolay geliyor.

Yıllarca bize: "Kur'an'ı kendi başına okuma, anlayamazsın, Türkçe okursan olmaz, Arapça okumalısın, Kur'an tefsirler ile anlaşılır…" diyerek zorlaştırdılar da zorlaştırdılar.

Artık yüce kitap duvarlara asılı kaldı, cenazelerde mezarlıklarda okunur hale geldi.

Hâlbuki bizler Yüce Yaratan’ın bizlere ne dediğini, bizden neler istediğini ah bir okuyabilsek anlayabileceğiz de...

Yüce Yaratan kulundan ne istediğini çok sade ve anlaşılır bir dille kitabında belirtmiş olmasına rağmen bizleri bu noktadan uzaklaştıran zihniyet aslında bu işten bir menfaat elde ediyor.

Onlar böyle yapacak ki biat denen iple kendilerine bağlı bir kitleleri olsun.

Şükür edebiyatı ile de onları sorgu halinden uzaklaştırıyorlar.

Ve istedikleri ortam oluşuyor ve devam ediyor.

Bu ortamdan ayrı kalanları ise kendi zümrelerine kötü tanıtıp hedef göstererek bir baskı meydana getiriyorlar ve kendi zümrelerini ayırıyorlar.

Artık su bulandı. İstedikleri kadar balık tutabilirler. İstedikleri gibi yaşarlar.

Çünkü onları eleştiren, sorgulayan kitle çevrelerinde meydana getirdikleri koruma kalkanından içeri giremez.

Selam ve dua ile.

- Anayurt Gazetesi, Tuncay Altun tarafından kaleme alındı
https://anayurtgazetesi.com/makale/11082266/tuncay-altun/biat-sukur-edebiyati