Fiyatlar böyle mi düşecek?

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), şubat ayı Tarımsal Girdi Fiyat Endeksini (Tarım-GFE) açıkladı. Buna göre, Tarım-GFE'de, 2024 yılı Şubat ayında bir önceki aya göre yüzde 3,59 artış, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 11,37 artış, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 49,92 artış ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 36,71 artış gerçekleşmiş.

Ana gruplarda bir önceki aya göre, tarımda kullanılan mal ve hizmetler endeksinde yüzde 3,63, tarımsal yatırıma katkı sağlayan mal ve hizmetler endeksinde yüzde 3,34 artış gerçekleşirken, bir önceki yılın aynı ayına göre tarımda kullanılan mal ve hizmetler endeksinde yüzde 46,51, tarımsal yatırıma katkı sağlayan mal ve hizmetler endeksinde yüzde 75,27 artış yaşanmış. Yıllık değişimin en yüksek olduğu alt grup yüzde 164,78 ile veteriner harcamaları oldu.

Bunlar girdilere ilişkin rakamlar. Şimdi bir de Tarım Ürünleri Üretici Fiyat Endeksi’nin Mart ayına ilişkin verilerine bakalım. Yine TÜİK’in tespitlerine göre; tarım ürünleri üretici fiyat endeksi (Tarım-ÜFE) yıllık yüzde 61,87, aylık bazda da yüzde 5,57 oranında artış göstermiş. On iki aylık ortalamalara göre ise artış yüzde 59,98 düzeyinde gerçekleşmiş.

Sektörlerde bir önceki aya göre, ana gruplarda bir önceki aya göre, tek yıllık bitkisel ürünlerde yüzde 3,27 artış, çok yıllık (uzun ömürlü) bitkisel ürünlerde yüzde 7,60 artış ve canlı hayvanlar ve hayvansal ürünlerde yüzde 7,12 artış olmuş.

Yıllık değişimin en yüksek olduğu alt grup yüzde 170,17 ile yağlı meyveler, aylık değişimin en yüksek olduğu alt grup yüzde13,54 ile koyun ve keçi, canlı; bunların işlenmemiş süt ve yapağılarında yaşanmış.

Gıdaya erişim zorlaşırken, nitelikli beslenme sorunu özellikle çocuklar da ve gelişme çağındaki gençlerde önemli bir sorun olmaya devam ediyor. Burada sizlerle paylaştığımız rakamlar devletin resmi verileri. Ancak gerçek hayatta yaşadıklarımız bunun bir hayli ötesinde karşımıza çıkıyor.

O zaman soralım, fiyatlar böyle mi düşecek, ya da düşürülecek.

Bir kere hemen belirtelim. Yazımıza tarımsal girdi fiyatları endeksiyle başladık. Bu girdilerden sonra üreticinin emeğini de koyarak gerçekleştirdiği, aylarca süren mücadele sonunda elde ettiği ürüne uyguladığı fiyat eklenince önümüze işte böyle bir tablo çıkıyor.

Bir kez daha tekrarlayalım. Yüksek maliyetler çiftçinin belini büküyor. Mazot, tohum, gübre ve yem fiyatlarını düşürecek bir politika yok. Çiftçi kendi gelirinden fedakarlık ederek, hemen hemen maliyeti seviyesinde bir fiyat politikası uygulayarak, piyasayı dengelemeye çalışıyor. Ama yine de raflara konulan ürünler tüketiciye pahalı geliyor.

Bu kez önümüze ithalat sorunu çıkıyor. Kendi çiftçisini, üreticisini finanse etmek yerine, diğer ülkelerin çiftçileri, üreticileri hak etmedikleri kadar büyük bir gelir elde ediyorlar. Tarımda net ithalatçı bir ülke durumuna geldik. Yüzü aşkın ülkeden tarım ürünleri ve hayvan ithal ediyoruz.

Pahalı dövizle yapılan ithalat sadece tarım ve hayvancılığımızı etkilemiyor. İşin bir de sanayi kesimi var. Tarım ve tarıma dayalı sanayimiz de üretimini pahalı gerçekleştiriyor. Pahalıya ithal edilen buğday, pahalıya tüketilen un, nişasta ve makarnaya neden oluyor. Pahalıya ithal edilen hayvan, başta tekstil sektörü olmak üzere, birçok sektörü etkiliyor.

Yani dışarıya sadece dövizimizi kaptırmıyoruz. Kendi sanayimizin de dibine dinamit koyuyoruz. Üretilen ürünlerin fiyatları yükseliyor. İç piyasada tüketilen ürünler vatandaşlara ulaşamıyor. Pahalıya ürettiğimiz için dış pazarlarda da ihracat şansımız azalıyor.

Bu kez de tarım ve tarıma dayalı sanayi ürünleri ithal etmek zorunda kalıyoruz. Yani, tam bir fasit dairenin içinde debelenip duruyoruz. Çiftçimiz tarlasına küsüyor, ahırlarımız boş kalıyor ve gençlerimiz kentlere göç ederek yeni bir gelecek peşinde koşuyorlar.

Ülkemizde çiftçilik yaşı her geçen sene biraz daha yükseliyor. Gençlerimiz artık ekip-biçmek istemiyorlar. Oysa gençlerimize, şehirlerimizdeki standartlara yakın bir hayat hakkı sunulsa, inanın ki kimse baba ocağından çıkıp buralara gelmez. Çocuklarına iyi bir eğitim, sağlık hizmetlerinden yeterince yararlanmak ve diğer insani hakların süratle bu bölgelerimize götürülmesi gerekiyor.

Oysa dün olduğu gibi bugün de popülist politikalarla bir yerlere ulaşmaya çalışıyoruz. Üreticilerimize, ürettiği ürünün para edeceğini, desteklerin, yıl geçtikten sonra verilmeyeceğini, açıklanır açıklanmaz destek paraların hesaplarına yatacağını, ucuz girdi ve hammadde ile gerekli desteklerin sağlanacağına inandırabilsek sorunu önemli ölçüde aşabiliriz.

Binlerce mezun veteriner ve ziraatçımız var. Bu gençler buralarda istihdam edilebilir. Gerekirse bu gençlere bulundukları bölgelerde örnek işletmeler kurabilmeleri için destek sağlanabilir. Her yıl verilen ve nereye gittiği belli olmayan destekler her yıl bir bölgemizi kalkındıracak şekilde organize edilebilir, böylece çok değil on yıl içinde tarım ve hayvancılıkta bölgenin yıldızı parlayan bir ülke duruma gelebiliriz.

Bunları yaptığımız sürece hem tarım ve hayvancılığımızı ayağa kaldırır, hem de tarım ve hayvancılığa dayalı sanayi tesislerimizi bu bölgelerimize kaydırabiliriz. Yeter ki, istensin, buna göre bir planlama yapılsın. Hepsi sadece bir kıvılcıma bakıyor. Çünkü, ülkemizde bu kıvılcımı ateşleyecek yetişmiş insan gücümüz ve imkanlarımız var!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Oktay Taş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Anayurt Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Anayurt Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Anayurt Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Anayurt Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.