Toplumsal yozlaşma

Toplum o kadar yozlaştı ki…

Hangi kavramı ele alsak içinin boşaltıldığını peşinden gidenlerin ise uydum kalabalığa misali hareket ettiğini görmekteyiz.

İnanıyoruz, dindarız diyoruz ama gerekleri olanları bir kenara koyuyoruz.

İslam’ın zahiri kurallarına hapsolmuş bir kesim var, iç âleme dönük yol unutulmuş. İç âleme döndük diyenler ise beyinlerini birilerine teslim ederek düşünemeyenler kervanına katılmış.

Bir türlü denge kurulamıyor.

İşin temelinde büyük bir cehalet var. Okumuyoruz, araştırmıyoruz. Birilerinden duymak daha kolay geliyor. O duyduğumuzun ne kadar doğru olduğunu araştırmaya gerek olmadan teslim paydasında eriterek hayatımıza tatbik ediyoruz.

Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz birçok yerde “ Hiç Akıl etmez misiniz …” seslenişinde bulunuyor. Yani Mevla’mız düşünmemizi istiyor.

Yüce Yaratanın ilk emri “ İkra ( Oku)… “  olmasına rağmen bizler yine yanlış bir yola giriyoruz.

Yüce Kitabı telaffuz etmeyi okumak olarak kabul ettik, daha doğrusu öyle yönlendirildik. Makam eşliğinde Yüce Kitabımızı telaffuz etmek esas oldu ama içeriğine hiç inilmedi. Yüce Rabbimiz bize ne diyor, ne anlatmak istiyor, neler yapmamızı – neler yapmamamızı emrediyor hiç anlamıyoruz.

Hülasa Kitabın kapağında kaldık içine giremedik.

Kişisel menfaatler kamunun önüne geçmiş.

Herkes kendi çıkarını en ön plana koymuş takva içinde ( ?) yürüyor.

O koltuk benim hakkım, benim çocuğum bu işe girmeli, ben tayin olmalıyım, ben o lojmanda oturmalıyım, ben… ben… ben…

Neden?

Çünkü ben o parti mensubuyum.

İyi de hani inancımız işin ehli diyor, liyakat diyor, adalet diyor…

Tabi ki işinize gelmez. O kitabımızın kapağı içindeki emirler.

Siz kapaktan içeri giremediniz – girmediniz ki…

Bu yapıdaki insanların çoğunlukta olduğu bir ülkede sosyal adaletten, intizamdan, barıştan, kardeşlikten bahsedebilir miyiz?

Bir kesim var evine ekmek götüremiyor, ev kiralarını ödeyemez halde yaşıyor.

Üniversite mezunu o kadar çok işsiz gencimiz var ki.

Bir kesimde istakoz yiyor, bonfile yiyor…

İstakoz demişken burada şunu da yazmadan geçemeyeceğim: İstakozun pişirilme şeklini düşündükçe insani duygularım kabarıyor, vicdanım kabul etmiyor. 

Neyse konumuza dönelim.

Kitabın kapağına takılmış sahte dindarlar halk arasında tepki ile karşılanıyor artık. Halk onlara bakıyor ve dinden soğuyor.

Ne pahasına olursa olsun o koltuğa oturmak ve oradan kalkmamak amaç ve ideal olmuş. Sorduğunuzda ben o koltukta bir dindar adam olarak oturuyorum masalını anlatmaya başlar. Biraz daha sorguladığınızda ya camide bir görüntü verir ya da kafasına takkeyi takmış eline kitabımızı almış okurken bir görüntü veriyor.

Bu samimiyetsizlik artık görülüyor.

Sorgulama başladı. İnsanlar akıl etmeye başladı.

Benden söylemesi.

Selam ve dua ile.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Tuncay Altun - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Anayurt Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Anayurt Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Anayurt Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Anayurt Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.