Acı fatura netleşiyor!

Merkez bankası rekor bir zarar açıklayarak Kur Korumalı Mevduat’ın (KKM) faturasını ortaya koydu. Merkez Bankası’nın 2023 yılı zararı tam tamına 818 milyar 182 milyon 863 bin 710 lira. Yani bugünkü kurla 25 milyar doların üzerinde bir paradan söz ediyoruz. Bunca büyük zarar nereden kaynaklandı diyecek olursanız, Hazine’nin KKM’den kaynaklanan yükünün Merkez Bankası’nın üzerine yıkılmasından kaynaklanıyor.

Biliyorsunuz, Merkez Bankası’nın temel hedefi kar elde etmek değil. Ancak zarar etmek de görevleri arasında yer almıyor. Temel görevi enflasyonla ve dolayısıyla istihdamla mücadele etmek diyebiliriz. Merkez Bankası, 2014 yılında 8.6 milyar, 2015’de 13.8 milyar, 2016’da 9.5 milyar, 2017’de 18.3 milyar, 2018’de 56.2 milyar, 2019’da 44.7 milyar, 2020’’de 34.5 milyar2021’de 57.5 milyar ve 2022’de 72 milyar lira kar etmiş.

Yani on yılda 349,6 milyar lira kar elde etmiş. Ancak sadece 2023’de 818.2 milyar lira zararla yılı kapatmış. Bu durumu “gözlerdeki ışıltının maliyeti” olarak yorumlamak mümkün. Sanki ilk kez deneniyormuş gibi halka anlatılmaya çalışılan bu ucube sistemi ülkemiz yıllar yılla önce bir kez daha denemişti. O tarihlerde Dövize Çevrilebilir Mevduat adıyla uygulamaya konulan sistemin acı faturasını dönemin Başbakanı Turgut Özal “Allah bizi bir daha böyle durumlara düşürmesin” diyerek sonlandırmıştı.

Kaldı ki, işin faturası sadece bu kadarla da kalmıyor. KKM’nin sebepleri ve sonuçları arasında yakılan bir de Merkez Bankası döviz rezervi var. O rakamın 128 milyar dolardan başlayıp, 200 milyar doları aşan geniş bir yelpazede, kaynakların heba edilmesine kadar varan bir meblağdan söz ediliyor.

İşte tüm bu nedenlerle bugün Merkez Bankası’nın bilançosunda yer alan büyük bir zarardan söz ediyoruz. Bu kaynak israfına “benim diyen” ülkelerin ekonomileri bile çok zor dayanır. Ancak, bu ülkenin vatandaşları, geçmişte birçok yokluk dönemini yaşadığı için elinin altındaki kaynakları kullanarak nispeten günü kurtarma başarısını gösterdi.

Bunca kaynak heba edilmeseydi.

Yani ekonominin bir bilim olduğu kabul edilseydi ve oyun kuralına göre oynansaydı neler olurdu bir de ona bakalım?

Oyunu kuralına göre oynasaydılar, öncelikle bugün yaşadığımız bu enflasyonu yaşamazdık. Enflasyonumuz yüzde 10’larla 20’ler arasında bir yerde tutulabilirdi. Özellikle gıdada yaşadığımız enflasyonu büyük ölçüde önlemiş olurduk.

Döviz kurları bu seviyelerde olmazdı. KKM’ye geçilen günlerde 18 liralar düzeyinde olan dolar kuru belki çok az kıpırdama gösterirdi. Muhtemelen 25’liralar düzeyinde kalabilirdi. Hepsinden önemlisi de kuru belli bir düzeyde tutmak için yaktığımız Merkez Bankası döviz rezervleri şu anda büyük oranda elimizde bulunurdu.

Dış etkilerden çok daha az etkilenirdik. Ülkemiz dışında gelişen olayların faturası ülkemize bu kadar ağır olmazdı.

Bütçe dengeleri çok daha iyi olabilirdi. İki seçim geçiren ülkemizde, seçim ekonomisi uygulanmaz, çok daha az bütçe açıklarıyla dönemleri atlatabilirdik. Yakın tarihte gerçekleştirdiğimiz yerel yönetim seçimlerinin bütçe üzerindeki yükü tartışılamayacak kadar büyük oldu. Bütçe açığı bu yılın ilk üç ayında 513.4 milyar liraya ulaştı.

Gelelim işin sosyal boyutuna. Ülkemizde geçim derdinde olan 16 milyon emeklinin maaşları ve ikramiyeleri belli bir oranda artırılabilirdi. Asgari ücretin üzerindeki vergi yükü hafifletilebilir, dul ve yetim maaşları geçinebilecekleri makul düzeylere yükseltilebilirdi.

Sosyal dengeler korunabilirdi. Zengin daha zengin, yoksul daha yoksul olmaktan çıkartılabilirdi. Bu ülkede yaşayan yüzde 15’in refahı için geride kalan yüzde 85 bunca çaba harcamak zorunda kalmayabilirdi.

Örnekleri çoğaltmak mümkün. Tarıma gerekli destekler verilebilirdi, ihracatçı ve ithalatçı çok daha iyi şartlar altında ticaret yapabilirdi. Esnaf ve sanatkarlarımız bunca sıkıntıyı çekmez, istihdam bugünden çok daha iyi olabilirdi.

Dedik ya ekonominin bir bilim olduğuna inansaydık tüm bunları yaşamak zorunda kalmazdık. Daha zengin ve daha huzurlu bir ülkede yaşıyor olabilirdik. Ama tüm bu güzellikleri bir kenara bıraktık ve ekonominin gereklerini yerine getirmekten uzaklaştık.

Sonuçları çok acı bir deneyim olarak yaşıyoruz. Dileğimiz, ekonomi biliminin ışığında olabildiğince çabuk ve acil bir şekilde ülkemizi yaşanabilir duruma getirmemiz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Oktay Taş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Anayurt Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Anayurt Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Anayurt Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Anayurt Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.