Göçmen denizanaları

Mersin Silifke sahillerinde Caretta’ların yumurtlama bölgesi olduğu için beş yıldızlı turizme teslim olmamış şeritler halinde altın plajlar vardır. En fazla iki katlı yazlıkların önünden pudra kumlara basarak mücevher gibi ama tenha denize girdiğinizde ne kulağınıza bir pop müzik sesi çalınır, ne de sahilden bağırarak mısırcı geçer. Fakat bu sene göz alabildiğince uzun ve boş kumsallara davetsiz ve kasvetli misafirler gelmiş.

Kızıldeniz’de yaşayan 'rhopilema nomadica' cinsi denizanaları kitleler halinde burada sahile vuruyor. Öyle birkaç yüz adet değil, binlercesi hayatını kendilerine yabancı denizin Akdeniz’in Silifke sahillerinde sonlandırmayı seçiyor. Sahiller adım başı deniz anası ölüsü dolu ve Taşucu tarafında manzara çok ürkütücü. Üstelik bizim alışık olduğumuz tatlı tabağı büyüklüğünde iki boyutlu denizanası değil bunlar. Hepsi orta boy fırın tepsisi kadar ve altlarındaki kocaman kollarıyla Karayip Korsanları filmindeki Kaptan Barbarossa’nın akrabaları gibi duruyorlar. Sahile vurduktan sonraki gün ise güneşte eriyip eski bir gazete kâğıdı gibi kumların arasında yitip gidiyorlar. Konu mart ayında ulusal gazetelerde bir hayli yazılıp çizilmiş, ben atlamışım. Uzak denizlerden gelen denizanalarının sessiz sedasız sahile vurup ölmelerini izlemek bile yürekleri acıtırken sahile vuran göçmenlerin neler çektiğini düşünmeden edemiyor insan. Tanrı toprağımızı her daim bizim etsin ve bizi göçmenlikten korusun.

Bu cins denizanaları alışık oldukları Kızıldeniz boğazını geçip Akdeniz’e ulaşıyorlar ve zehirli türden… Yani kolunuza bacağınıza değerse iki gününüzü acıyla geçiriyorsunuz. Balıkçılar üzgün çünkü ağları deniz analarıyla dolu.

Mart başında yazılmış bir haberde Nisan başında yumurtadan çıkacak Caretta’ların denizanalarını yiyip ürkütücü görüntülere son vereceği yazılıydı ama binlerce deniz anasını Caretta’lar yiyemez, yiyememişler zaten. Haberlerde böylesine büyük çapta kıyıya vurmanın nedeninin anlaşılamadığı yazılıydı. Daha önceki yıllarda da çok sayıda deniz anası kıyıya vurması yaşanmış ama bu kadar çok sayıda hiç gelmemişler.

Güvenilir bilgi için Su Altı Araştırmaları Derneği’nden su canlılarının her derdiyle ilgilenen arkadaşımız Cem Kıraç’ı aradık. Öğrendik ki denizanalarının üreme mevsiminde denizlerde olağanın üstünde bir derecelik fazla ısınma bile sayılarının birkaç katına çıkmasına neden oluyormuş. Sahile ölü halde vurmalarının nedeninin tam bilinmediğini ama tehlikenin azımsanacak bir şey olmadığını söyledi.

Denize girilecek çoğu yer şu an özellikle çocuklar için korkutucu halde.

Durum ne olursa olsun bu göçmen canlılar ait olmadıkları yerde yapamıyorlar. Onlar için vize, yabancı ülkede işsizlik, açlık ve barınma sorunu, bir türlü alınamayan çalışma izni, ülkelerine geri gönderen Avrupa Birliği kuralları gibi sorunlar yok ama yine de yaşayamıyorlar. Sıcaklık bir derece bile artınca birkaç misli üremekse ne büyük bir belaymış? İyi ki türümüzün böyle bir huyu yok, homo sapiensin soğuk ortamlarda yaşayan aileleri yedi sekiz çocuklu dolaşır ama sıcak ortamlardakiler hep az çocuklu.

Doğup büyüdüğümüz yerde karnımızı doyurabilmek, çoluğumuzu çocuğumuzu güvenle okula gönderebilmek ne büyük bir lüks. Etrafımızda bu lükse sahip ülke sayısı nasıl da giderek azalıyor. Coğrafyamızın bizi karşı karşıya bıraktığı dertleri denizimiz güneşimiz kompanze ediyor diye düşünüyoruz ama zaman zaman yetmediği deniz analarının halinden belli.

***

Geçtiğimiz hafta bir teleferik faciasıyla sarsıldık. Bir teleferik direğindeki deformasyona uğramış cıvataların kopması sonucu direk devrildi, direğe çarpan kabinin tavanı kırılıp çöktü ve içindeki bütün vatandaşlarımız aşağı düştü. Bir vatandaşımızı kaybettik, yaşananın tehlikesine bakılınca tek bir vefat ile ucuz atlatılmış bir kazaydı. Hat üzerindeki diğer kabinlerde mahsur kalan 168 kişi hayli zor geçen bir günün ardından kurtarıldılar. Kurtarma operasyonu toplam iki bin uzman kişi ile yapılmış. İnsanları iplere bağlayıp kabinlerden aşağıya onlarca metre yüksekliklerden indirdiler ki belki tek çare olmasına rağmen kabinde sinirleri bozulmuş insanlar için pek te kolay bir kurtarılma şekli değil. Böyle bakınca iki bin kişi az bile olabilir. Mahsur kalanlardan bazıları 24 saat sonra kurtarıldı, bu insanların çoğu bir daha hayatta teleferiğe binmezler. Çoğumuz bir daha teleferiğe binmeyeceğiz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ahsen Aral Uyar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Anayurt Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Anayurt Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Anayurt Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Anayurt Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.