Hoş geldin Ramazan

Bugün mübarek Ramazan’ın ilk günü. Pazar gecesi ilk sahura kalktık. 9 Nisan günü sona erecek olan Ramazan ayını tebrik ediyor, hayırlara vesile olmasını diliyorum.
Ramazan, dünyanın dört bir yanındaki Müslümanlar için maneviyata yönelme, kendini geliştirme ve bağlılık ayıdır. Oruç tutmanın sadece bedenimizi aç bırakmaktan öte, dilimizi, düşüncelerimizi, kalbimizi, nefsimizi de kontrol altına almayı gerektiren sayısız manevi faydası da vardır.
Oruç bir takva aracıdır. Takva günahtan kaçınma, sakınma, Allah’ın haram kıldığı şeyleri yapmaktan korkmak anlamına gelir. Oruç tutmak evrendeki yerimiz ve değerimiz hakkında farkındalık geliştirmemizi sağlar. Allah’ın mutlak hükümranlığına gösterdiği teslimiyetle değerli bir varlık sayılabileceği bilincini kazandırır.
Bedenimizi ve zihnimizi insana yaraşır biçimde dengeli ve verimli kullanabilmemiz için irade geliştirmemizi sağlar. Sahip olduğumuz potansiyelleri kendimiz ve çevremiz için yararlı işlerde kullanmamıza vesile olur. Nefsimizi terbiye eder, ömrümüzü nasıl geçirdiğimiz ile ilgili değerlendirme yapma fırsatı sunar.
Dünyevi arzuların telaşından ve karmaşasından uzaklaşmak, düşüncelerimize ve duygularımıza dikkat etmemizi sağlar. Sahip olduğumuz nimetlerin büyüklüğünü idrak etmemize yardım eder, mahrumiyet içinde olanları anlamamızın ve üzerimize düşen görevlerin farkına varmamızın yolunu açar.
Oruç kuvvetli bir sorumluluk bilinci kazandırır. Allah’a, kendimize, ailemize, içinde yaşadığımız topluma, çevreye, evrendeki bütün varlıklara karşı sorumlu olduğumuzu idrak etmemize yardım eder. Oruç bireysel gibi görünen ancak sosyal etkileri olan bir ibadettir. Hepimizi açları doyurmaya ve fakirlere yardım etmeye teşvik eder. Zengin ve yoksul arasındaki bariyeri kaldırır.
İşte böylesine manevi faydaları olan Ramazan’ın ve oruç tutmanın huzur içinde iyiliklerle ve güzelliklerle geçirilmesi gerekirken ne yazık ki, yine acılarla, yine kanla,yine yoksullukla ve fakirlikle idrak ediyoruz. Ramazan ayının bu ilk gününde iyi ve güzel şeyler yazmak gerekirken yine geçtiğimiz yıl olduğu gibi ne yazık ki, bu yılda tatsız konulara yer vereceğiz bu mübarek ayın ilk gününde.
Bunlardan ilki İsrail’in, Filistin’de günahsız insanlara karşı giriştiği soykırım oluşturuyor. Aradan geçen aylara rağmen soykırım olanca şiddetiyle sürüyor. İsrail’in eli kanlı, cani yönetim kadroları -iş sadece Netanyahu ile bitmiyor- ile onun destekçisi başta ABD ve Avrupa Birliği ülkeleri olmak üzere bu ülkelerin liderleri, Filistin’de katledilen 30 binden fazla günahsız insanın vebalini de taşıyorlar üzerlerinde.
Kadın, çocuk, genç yaşlı demeden binlerce insanın katledilişine seyirci kalan dünyanın bu soykırımda ağır bir vebali var. Öyle ki, insanların üzerine bomba yağdıran caniler, şimdi de hayatta kalanları açlık ve susuzluğun pençesine bıraktılar.
Gazze üzerinde ham hayaller peşinde koşan İsrail’in sürdürdüğü bu insanlık dışı savaşa en azından Ramazan ayı boyunca ara verilmesi, burada yaşayanlara gerekli insani yardımların zaman geçirilmeden ulaştırılması en büyük dileğimiz.
Ülkemizde de ekonomik ve sosyal sıkıntıların ağırlığını ramazan boyunca daha yoğun bir şekilde hissedeceğiz. Hepimiz günlerdir, televizyon ekranlarından bir kilo et alabilmek için gecenin bir yarısında kuyruğa giren yaşlı emekli ve dar gelirli vatandaşlarımızın durumunu tartışıyor. Ankara’dan başlayıp, hemen hemen tüm yurt genelinde yaşandığına şahit olduğumuz “ucuz et kuyruğu” ne yazık ki Ramazan ayına da damgasını vuracak.
Ucuz ekmek kuyruklarından sonra yaşadığımız bu ikinci vakaya şimdi de pide kuyrukları eklenecek gibi görünüyor. Pidenin gramajının düşürülmesi ve fiyatının yüzde 100’e yakın artması, ucuz ekmek üreten ve vatandaşlara ulaştıran Halk Ekmek Fabrikalarına ikinci bir önemli görev yüklüyor.
Elbette ki; tüm sıkıntılarımız bunlarla da sınırlı değil. Ülkemizde 45 aydır yükselişini sürdüren gıda fiyatlarında yaşadığımız enflasyon, emekli ve dar gelirli vatandaşlarımızı perişan etmeye devam ediyor. Resmi rakamlara göre, yüzde 80’lere dayanan gıda enflasyonu, gerçek anlamda üç haneli rakamları çoktan aşmış durumda.
Marketlere, sanat galerisi gezer gibi giren ve boş poşetlerle çıkan vatandaşlarımız, artık pazara da gidemez oldular. Asgari ücretin 17 bin 2 lira, asgari emekli maaşının 10 bin lira olduğu ülkemizde, açlık sınırı 20 bin lira sınırına dayandı. Yapılan iyileştirmelerin sadece birkaç ay yeterli olduğu bir ortamda, 30 gün Ramazan nasıl geçirilecek, 30 gün iftar, 30 gün sahur nasıl yapılacak?
Sizler içinde bu soruların akıllı ve mantıklı bir açıklaması yok değil mi?
Ülkemiz öyle bir coğrafyada yer alıyor ki, tam bir kaynayan kazanın ortasında bulunuyoruz. Elli yıla yaklaşan terör belası, güney sınırlarımızda yaşanan istikrarsızlık ve onun doğal bir sonucu olarak milyonlarca sığınmacıya kapılarını açan bir ülke. Milyonlarca sığınmacıya sunulan sınırsız imkanlar ve onların barınma, yeme, içme ihtiyaçlarının karşılanması için harcanan milyarlarca dolarlık ülke kaynakları.
İşte böylesine ağır şartlar altında Ramazan’a giriyoruz. Allah, tutulan oruçları kabul etsin!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Oktay Taş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Anayurt Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Anayurt Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Anayurt Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Anayurt Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.