Değişim ama nasıl bir değişim

Cumhuriyetle idare edilen ve demokratik kuralların hâkim olmaya başladığı Türkiye’de zaman zaman asker ve sivillerin sebep olduğu duraklama ve gerileme dönemi
yaşandı. İhtilal dönemleri gösterdi ki bazı kurumlar demokrasiyi ve demokrasinin kurum ve kurallarını içselleştirmemiş, halkımızın da demokrasi bilinci gelişmemişti.
1980 ihtilalinden sonra ki yaşanan süreçte demokrasinin uygulanmış görünse de, bilinçsiz ve hazırlıksız dönüşüm hamleleri beraberinde ahlaki yozlaşmayı da getirdi.
Yönetenlerin “benim memurum işini bilir” gibi yol gösterisi bu işin hızını artırdı.
İki binli yılın başlarında yaşanan büyük ekonomik kriz, eski siyasetçilerin diskalifiye olmasını getirdi. Yeni kurulduğu halde toplumun önemli bir kesimini arkasına alan siyasi parti ve lideri Erdoğan toplumun heyecanlanmasına ve ümitlenmesine sebep oldu.
Bu dönemin kısa analizini Ekonomist Mahfi Eğilmez, “Değişim Sürecinde Türkiye” adlı kitabında şöyle özetler.
“Türkiye, öteden beri aralarında olmayı hedeflediği Batı dünyasına, ekonomi alanındaki bu adımları 2001 krizi sonrasındaki iktidar değişimiyle askerin geri çekilmesi ve sivil güçlerin egemen olması hamlesiyle tamamlayacağı izlenimini verdi. Batı dünyası, Türkiye’deki bu girişimleri demokrasinin pekiştirilmesi olarak gördü ve destekledi. Ne var ki zaman ilerledikçe Türkiye’deki hareketin demokrasiye o kadar da ilgisi olmadığı, askerin gücünün zayıflamasının din destekli bir ahbap çavuş demokrasisini pekiştirmek için altyapı oluşturmaya yönelik olduğu yolunda Batı’da kuşkular uyanmaya başladı.”
Yirmi iki yıllık gelişmelere baktığımız zaman tespitin haklı olduğu görülür. 2001 den sonraki gelişmeleri ekonominin iyiye yönelmesi insanımızı mutlu etmişti. Halka kendilerini sevdirmek ve haklarındaki düşüncelerle
ilgili tedirginliği yok etmek için yapılan çalışmaları gördük.
Tabi ki olumlu gelişmeler oldu. Özlediğimiz teknik çalışmalar ortaya çıktı. Lakin bunun yanında rejim değişikliği düşündükleri
intibaı veren uygulamalar, ekonomide, dış politikada telafisi zor olan yanlışlar, ekonomik vurgun söylentileri bayağı büyüdü.
Bunlardan biri de demokrasi kavramının içerik değiştirmeye yönelik çalışmalardı. Güncel olan hepimizin rahatça hatırlayabileceği üzüntü veren bir olaydan bahsetmek isterim. 6 Şubat 2023 günü tarihimizde bilinen depremlerin en büyüğü olarak kayıtlara geçen
Kahramanmaraş merkezli depremden sonra, herkesin Cumhurbaşkanı olması gereken Cumhurbaşkanının tamamlanan evlerin dağıtım töreninde yaptığı demokrasinin ruhuna uymayan konuşması toplumu üzdü.
11 Vilayetimizi etkileyen deprem en fazla zararı Atatürk’ün “ benim şahsi meselem”
diyerek ısrarla isteyerek düşman elinden çekip aldığı Hatay’ımız görmüştü. 215.255 konut yıkılmıştı.11 Vilayet içinde Hatay yıkımdan %42 pay almıştı. Bugün görüyoruz ki deprem nedeniyle gelen hizmetten %8 pay almış. Yıkımı en yüksek aldığı pay çok düşüktü. Konutları teslim törenine katılan Cumhurbaşkanı Hatay’da yaptığı konuşmada; “ Merkezi yönetimle, yerel yönetim el ele vermezse, dayanışma halinde olmazsa o şehre hiçbir şey gelmez. Hatay’a geldi mi? Şu anda Hatay garip kaldı” diye konuştu. Yerel yönetimi bize vermezseniz hizmetten pay alamazsınız a getirdi.
Bu da ziyadesiyle dinleyenleri üzdü.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Fuat Yılmazer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Anayurt Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Anayurt Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Anayurt Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Anayurt Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.