Rakamsa, bunlar da rakam!

Son günlerin en güncel tartışmasının tam ortasında emekliler bulunuyor. Emekliler, gözleri yaşlı kendilerine uzatılan mikrofonlara “ çocuklar sofradan aç kalkmasınlar diye biz aç kalkıyoruz” diye hallerini anlatırlarken, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, emekli maaşlarını 66 liradan 10 bin liraya yükselttiklerini söylüyor. Asgari ücreti ise iş başına geldikleri günden bu yana 150 kat artırdıklarını açıkladı.

Rakamlar doğru mu bir yere kadar doğru.  Burada lafı eğip bükmeye gerek yok. AK Parti iktidara geldiği yıllarda ortalama işçi emekli aylığı 276, asgari ücret ise o yıllarda 184 lira civarındaydı. Yani, emekli maaşı asgari ücretin 1.5 katıydı ve burada belirtilen emekli maaşı 66 lira değil 176 lira olmalıydı.

Neyse konumuz bu değil.

Bizim gelmek isteğimiz nokta emeklilerin yıllar içinde ne kadar geriye düştükleriyle ilgili olan kısım. 2002’de emekli maaşı, asgari ücretin 1.5 katıydı. Bugün ise, asgari emekli maaşı (kök ücrete bakmıyoruz) 10 bin lira, asgari ücret ise 17 bin 2 lira. Arada tam 7 bin 2 liralık bir fark var. Oysa aynı hesaplama ile gidersek, bakkal hesabıyla bugün emekli maaşının asgari 25 bin 300 lira, ya da ekonomistlerin yaptığı hesaplamaya göre 23 bin 633 lira olması gerekiyordu.

İşte aradaki bu fark nedeniyle emeklinin yıllar içinde alım gücü hızlı bir şekilde düştü. Bugün et kuyruklarında, ucuz ekmek kuyruklarında beklemelerinin nedeni işte bu. Özellikle 2002 ve 2008 yılından sonra aylık bağlanma oranı ve refah payları düşürülen çalışanların emekli olmasıyla birlikte emeklinin alım gücü iyice geriledi. Bugün emekli maaşı bağlanma oranları yüzde 30’lar seviyesine kadar geriledi. Ayrıca ülkenin zenginleşmesi için çalıştıkları yıllardan gelen refah payını ise hiç görmüyorlar artık.

Türk-İş, geçtiğimiz günlerde açlık sınırının 16 bin 257 liraya, yoksulluk sınırının da 52 bin 955 liraya yükseldiğini açıklamıştı. Milyonlarca emeklinin yüzde 60’lık kısmı açlık sınırının altında bir emekli maaşı alırken bunların yüzde 10’dan çok az fazlası ise yoksulluk sınırı düzeyinde bir gelire sahipler.

Yıllar itibarıyla, mesela 2003 yılında net aylık asgari ücret 226 lira olurken, en düşük emekli maaşı 332 lira seviyesindeydi. Yani en düşük emekli aylığı ile asgari ücretin arasında fark korunuyordu. Zaten bu oran son 20 yılın en yüksek tepe noktası olarak tarihe geçmişti. Bu tablo 2016 yılına kadar değişmedi. Oran sürekli geriledi ama, emekli maaşı, asgari ücretin üzerinde bir seyir izledi. 2016 yılından itibaren tablo değişmeye, asgari ücret, emekli maaşını geçmeye başladı.

2016’da en düşük emekli maaşı net asgari ücretten daha düşük hale geldi. Asgari ücret bin 301 lira olurken emekli maaşı bin 265 lira düzeyinde kaldı. Böylece en düşük emekli maaşının asgari ücrete oranı 1’in altına düşerek 0,97 oldu.

2022’in ilk yarısında bu oran 0,74’e kadar düştü. 2023 başında 0,69’u gören en düşük emekli maaşının asgari ücrete oranı 2023 ikinci yarısında ise 0,66’ye kadar geriledi.

2024'te en düşük emekli maaşı 10 bin lira olurken asgari ücret ise 17 bin 2 lira olarak düzenlendi. Böylece en düşük emekli maaşının asgari ücrete oranı 0,58'e düştü.

2002'de en düşük emekli maaşıyla 12 gram altın alınabiliyorken 2024 yılında en düşük emekli maaşı olan 10 bin lirayla yalnızca 4,6 gram altın alınabiliyor. 

İşçi emeklileri açısından durum böyleyken memur emeklileri açısından da benzer bir durum yaşandı. DİSK-AR’ın yayınladığı Emekli Raporu, son 20 senede memur emekli maaşların, emekliler aleyhine nasıl değiştiğini gösterdi. Aralık 2002-Temmuz 2023 arasında ortalama emekli sandığı aylığı asgari ücretin 2,7 katı iken bu oran günümüzde birin altında, 0,89 katına kadar geriledi.

Bu hesaplamalarda tarım iş kolunda çalışan ve esnaf emeklileri hiç hesaba bile katılmıyor. Oysa onlar da çok geniş bir nüfusa sahipler.

Şimdi açıklanan o rakamlara karşın, maaşlarda yaşanan erimenin yıpratıcı etkisini görmezden mi geleceğiz? Elbette ki, iş başına gelen tüm hükümetlerin temel görevi vatandaşlarının huzurunu ve refahını sağlamak olmalıdır. Şeyh Edebali’nin dediği gibi “İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın” sözünün temel anlamı da burada yatıyor. Bir avuç varlıklı ve gelir düzeyi yüksek vatandaşlara bakarak, ülkenin tümünün böyle yaşadığını sanmak bizi büyük hatalar yapmaya götürür.

Ülkemizde yaşayanların yüzde 80’i, geride kalan yüzde 20’nin refahı ve mutluluğu için çalışıyorsa, orada gerçek anlamda bir yanlışlık var demektir. Öncelikle, rakamlara, oranlara bakmadan bu yanlışların giderilmesi gerekmektedir!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Oktay Taş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Anayurt Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Anayurt Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Anayurt Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Anayurt Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.