Yaşananlar tesadüf mü?

Mersin’de yaşlı bir çiftin otobüste darbedilmesiyle ilgili görüntüler insanın kanını dondurmaya yetti. Üstelik bu olayın suçlularından birinin bir okul müdürü olması yaşanan şiddetin üzerine tüy dikmeye yetti. Biraz sosyal medyanın baskısı, biraz basının olayı tüm açıklığıyla gündemde tutması sonucu saldırgan baba ve oğlu şimdilik kaydıyla tutuklandılar.
Yaşlı adama uçan tekmeyle saldıran 17 yaşındaki bu çocuğun içinde bulunduğu psikolojik ortamın ayrıca sorgulanması gerekiyor. Dedesi yaşında bir adama, babannesi yaşında bir kadına böylesine saldırıyor olmasının altında ve ardında ne yatıyor bilinmesinde fayda var düşüncesindeyim.
Olayın yaşandığı gün, aynı haberle paralel bir başka haberde yedi kadının bir gün içinde hayattan koparıldığına ilişkin haberlerde gazetelerde yer aldı. Şimdi bu iki olay arasında bir paralellik var mı ona bakalım. İnsanlara böylesine saldıran bir gencin, yarın evlendiğinde beraber aynı yastığa baş koyacağı kadına aynı şekilde saldırmayacağının garantisi nedir?
Babasını örnek alan bu çocuğun evinde de benzer şiddet olaylarının yaşandığına kalıbımı basarım. O okul müdürü müsveddesi adamın evinde de aynı şiddet olayları yaşanıyordur. Aksi bir durumu düşünmek zaten abesle iştigal olur.
Biz ne ara bu durumlara düştük diye bir soru aklınıza gelebilir. Biz uzunca bir süredir böylesine bir şiddet ortamda yaşıyoruz. Ortalama her gün bir kadın, cinayete kurban ediliyor. Bunlar bilinenler, bir de çeşitli adlar -kaza ve intihar- altında dosyası kapatılanlar var ki, onların sayısı da en az bunlar kadar.
Bu köşede yıllardır eğitimin ailede başladığını yazdık çizdik. Ailede eğitimin önemi büyüktür. Eğer bir hanede eşler arasında sevgi ve saygı ortamı varsa ve bu çocuklara da aynen geçiyor. Ancak aile içi şiddetin yaşandığı evlerde durum yaşadıklarımıza temel oluyor.
Eğitimin ikinci aşaması ise okulda verilenlerle alınıyor. Biliyorsunuz bir süre önce ÇEDES adı altında bir “değerler eğitimi” başlatıldı. Sosyal ve eğitim formasyonundan yoksun, bir takım sarıklı, cübbeli ve kasketli adamlar tarafından çocuklara öylesine şeyler anlatılıyor ki, insanın kanı donuyor adeta.
Okullarda çocukların eline bıçak verilip, kağıt maketler üzerinde kurban kesilmesi, cami temizliğine götürülmesi, mezarlık temizletilmesi, hac ibadetinin öğretilmesi için sınıfa kabe maketi getirilmesi, sınıfta Filistinli gencin elleri kelepçeli öldürülmesinin canlandırılması, kızlara “onurlu oturuş” eğitimi verilmesi, çocuklara Kubilay’ı katletmekten yargılanan tarikat şeyhinin mezarına götürülmesi son olarak da sınıfta maket mezar kurularak, çocuklara ölen annelerine ağıt yakmakları istenmesi. Bunların hepsini gördük ve yaşadık.
21. yüzyıla giren bir ülkede eğitim adına bunları öğrencilerimize reva gören zihniyetle, yukarıda yaşlı başlı insanlara saldıran zihniyetin aynı olmadığını kim iddia edebilir. Bu kafalar işte böyle belediye otobüslerinde uçan tekmeler savuran gençleri yetiştiriyor.
Düşünün, bilimle, sanatla, sporla ve çağdaş eğitimle uğraşması, onları öğrenmesi gereken minicik çocuklara işte böylesine eğitimler veriliyor. Bunun adına da “Çevreme Duyarlıyım Değerlerime Sahip Çıkıyorum” projesi deniyor. Bu eğitimi de “manevi danışman” adı altında görevlendirilen imamlar, vaizler, din hizmetleri uzmanları ve kuran kursu hocaları veriyor.
Sevsinler sizin “değerler” eğitiminizi.
Bu eğitimlerin verildiği okullara gidin bir bakın. Hiçbirinde ne bir bürokratın çocuğu ne de bir milletvekilinin çocuğunu bulamazsınız. Onların çocukları çağdaş eğitim verilen, birçoğu da özel okullarda eğitim ve eğitim görüyorlar. Yetişkin çocukları ise ya yurtdışında ya da ülkemizin kalburüstü okullarında okuyorlar. Üniversiteyi ülkemizde okuyanların sayısı ise parmakla gösterilecek kadar az.
Nerede yoksul bir çevre var, nerede dar gelirli aileler yaşıyor o çevredeki okullarda bu tür “hokkabazlıklar” yapılıyor. Çocukların anne ve babaları da “manevi eğitim” adı altında kandırılıyor. Sonrada çıkıp soruyoruz kendi kendimize, neden otobüste yer istediği için saldırıya uğrayan kadınlar var, neden yaşlı başlı insanlara tekme tokat girişiliyor, neden bir günde yedi kadın birden katlediliyor diye.
Şunu gelin kendimize bir itiraf edelim:
Geçim derdine düşen aileler artık çocuklarıyla yeterince ilgilenebiliyorlar mı?
Aile içi şiddet, ekonomik ve sosyal sıkıntıların artmasıyla birlikte daha da yoğunlaştı mı?
Bunu fırsat bilen geri çevreler, fesat düşüncelerini aileler, eğitim kurumlarına ve yaşadığımız çevrelere artık daha rahat sokabiliyor mu?
Ülkemizin aldığı dış göçlerle, şehirlerimizin, mahallelerimizin ekonomik ve sosyal yapısı bozulmadı mı?
Bunları üst üste gelen kötü tesadüfler olarak değerlendirmek mümkün müdür ?
Ne yazık ki, bu ve buna benzer sorunlar arttıkça, aile yapımız ve eğitim sistemimiz her geçen gün biraz daha bozuldukça sıkıntılarımız daha da artacak. Bu gidişe bir son vermek için daha neyi bekliyoruz anlamıyoruz!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Oktay Taş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Anayurt Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Anayurt Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Anayurt Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Anayurt Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.