Sabahın kör vaktinde!

Televizyonda sabahın dördünde, beşinde bir kilo et alabilmek için kuyruğa giren emeklileri görünce aklım bir anda çocukluk günlerime gidiverdi. O kuyruklarda çocukluk yıllarımda bende, kardeşimle birlikte çok girdik.

Ama biz bu insanlardan biraz daha şanslıydık. Kışın rahmetli babamın girdiği o kuyruklara, okullar tatile girince biz girerdik. Rahmetli annem sabahın bir vaktinde bizi uyandırır, elimize bir parça ekmek tutuşturur, yollara düşerdik. Hatırlıyorum da bizim yollara çıkma zamanınız genellikle belediye otobüslerinin ilk seferine denk gelirdi.
Ulus’ta heykelin oradaki duraklarda iner, bugün o sıraların yaşandığı aynı yerde gider ismimizi yazdırır sonra etin gelmesini beklerdik. Et geldiğinde, genellikle orta yaşlarda biri elindeki listeye göre bizleri sıraya sokardı. Şanslıysak o gün birer kilo kıyma alıp eve zafer kazanmış bir komutan edasıyla dönerdik.
Bu durum tüm yaz boyunca ayda bir-iki kere tekrarlanırdı. Okullar açılınca nöbeti rahmetli babam devralırdı.
Mahallemizde de o günlerdeki adıyla Et ve Balık Kurumu’nun bir satış bayii vardı. Ancak oraya et daha kısıtlı gelir, kalabalıkta ona ters oranla daha kalabalık olurdu. Yani orada alma şansımız hemen hemen hiç yoktu.
Şimdi bakıyorum aradan geçen 45-50 yıla rağmen durum hiç değişmemiş. Spiker arkadaş soruyor “nereden geldiniz?” diye. Cevaplar şaşırtıcı. Ankara’nın dört bir yanından gelmişler, kuyruğa girmişler. Kimi titreyen elleriyle adını yazıyor, kişi bir köşede sabah namazını kılıyor. Pek çoğu da ilkel usullerle ısınmaya çalışıyor.
Alacakları hepi topu bir kilo kıyma.
İnsanları bu hale düşürenler hiç düşünmüyorlar mı? Daha önce şube sayısı beş iken bugün bire düşürülen Et ve Süt Kurumu Satış yerlerinin sayısını artırmak varken neden olanları da kapatıyorsunuz ? Ya da sayısı binlere ulaşan tarım Kredi Kooperatiflerinin tamamında et satışı yapılamaz mı? Et ve Süt Kurumu Satış yerlerinin sayısını artırmak ne kadar zor olabilir ki.
Patates ve soğan üreticilerini terörist olarak suçladığımız günlerde, tanzim satış araçları ile birçok yerde geçici satış yerlerini birkaç günde faaliyete geçirenler, aynı şeyi et için yapamazlar mı?
Yapabilirler elbette. Ancak orada öncelikle üretimden kaynaklanan bir sorun olduğunu görüyoruz. Yani Et ve Süt Kurumu’nun elinde kesecek, hayvanı olmadığı gibi, ithal ettiği etlerde piyasaya yetmiyor.
Bir kısım vatandaşlarımız az ama çok kasaplardan, büyük marketlerde et temin edebiliyorlar. Buralarda bir sıkıntı yaşanmıyor. Ne zaman, kasaba da gitseniz, markete de gitseniz et bulabiliyorsunuz. Paranız varsa da istediğiniz kadar alabiliyorsunuz.
Ancak aynı durum, Et ve Süt Kurumu için geçerli değil. Et ve Süt Kurumu, eski adıyla Et ve Balık Kurumu, elindeki kombinaları özelleştirme kapsamında elinden çıkardığı için yeterince kesim yapamıyor. Yapmak istese de elinde yeterince hayvanı yok!
Şimdi bir soruya daha cevap bulmaya çalışalım. Sizce bu kadar emekli, sabahın bu kör vaktinde, bu soğuk havada neden böylesi bir eziyeti kendine reva görür?
Cevap hepimizce malum.
Emekli son maaş artışlarıyla birlikte adeta sürünmeye mahkum edildi. Bugün on milyondan fazla emekli, asgari emekli maaşı olan 10 bin lirayla geçim etmeye çalışıyor. Eğer oturduğu ev kendine ait değilse, aldığı tüm para kiraya gidiyor. Elektrik, su ve gaz faturaları ise çocukları tarafından ödeniyor. Bu insanların evlerinde çoğu zaman tencere kaynamıyor.
Şimdi sayın hükümetimizin etkili ve yetkili bakanlarına seslenmek istiyorum. Osmanlıda, padişahlar tebdil-i kıyafet yapıp halkının arasına karışırlarmış. Sizde hava karardıktan sonra, her birinizin mutlaka özel aracı vardır. Şöyle çıkın bir dolaşın, sıradan bir evin kapısını çalın yaşananları gözlerinizle görün. Gördüklerinizden ne kadar mutlu olacaksınız sizinle o zaman konuşalım.
Mübarek Ramazan yaklaşıyor. Önceden haberli gittiğiniz evlerin iftar sofralarına aldanmayın. O sofraya konanların hepsini sizin elemanlarınız önceden götürüp teslim ediyorlar. Öyle fiyakasına da yer sofralarına oturmayın. Çoğu evlerde sofra bile kurulamıyor.
Ya da ilkokulların kapısının önünde bekleyin. Kaç çocuğun ayağında, -kışlığından vazgeçtim- ayakkabı göreceksiniz, kaç çocuğun beslenme çantasında, bir dilim ekmeğin yanında, bir elma veya bir mandalina olduğuna şahit olacaksınız.
İnanın ki, altın madeni ocağının fay hattı üzerinde olduğunu bile ilk kez duyan ve bilmediğini söyleyen bakanımız gibi, diğerleri de gördükleri karşısında yerin dibine geçeceklerdir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Oktay Taş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Anayurt Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Anayurt Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Anayurt Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Anayurt Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.