Beyaz zambak kolonyası

Hatıralarımdan bugüne, bayramlara dair en belirgin iki şey kaldı aklımda : Biri kırmızı rugan ayakkabım diğeri beyaz zambak kolonyası...
Yaz günlerine denk gelen bayramları çok severdim, yazlar güzeldi çocukluğumuzda, aslında o zamanlar her şey hepten güzeldi. Babam hayattaydı, başucum kadar yakındı bana. Annem gençti ve mahalledeki tüm evler neşeliydi sanki. Pencereler uçurtma uçurduğumuz tepelere açılırdı Etlik’teki evimizde; ve kalbimi ne çok sevindirirdi badem çiçeklerinin narin dokusu. İşte o demlerden bana kalan bir rüyanın kokusuydu : beyaz zambak kolonyası...
O tarihlerin tartışmasız tek meşhur kolonyacısıydı Eyüp Sabri. Ankara Ulus’ta, Anafartalar caddesinde bulunan küçük bir dükkandı. Ahşap küçük kapısı, pirinç kapı kolu ve tutacağı ile hâlâ aynı yerde ve aynı işlevle açar dükkanı Ankara’nın sadık kolonya müşterisine.
Filelerinde şişelerle sıralarını bekleyen insan kalabalığı çok alışılmış bir durumdu kolonyacı için ve az ilerideki Hacı Bekir şekerlemecisi için. File demişken, şimdilerde olduğu gibi poşetler yoktu eskiden. Alışverişin tüm detaylarını mahallelinin gördüğü kalın iplerden düğümleme yöntemiyle yapılmış örgüden torbalar vardı. İşte o filelerin içinde birkaç çeşit büyüklü küçüklü farklı ebatta ve formda cam şişeler bulunurdu. İçlerinde boyutu biraz daha büyük olana limon kolonyası doldurtulurdu. Bizde ise ince belli, desenli ve en süslü dekora sahip şişeye limon kolonyasından daha açık renkli olan beyaz zambak kolonyası doldurtulur ve şişenin ağzı plastik bir tıpaç ile sıkıca sabitlenirdi. Ne güzeldi o dolum ritüellerini izlemek. Boyumuz dükkan tezgahını henüz hizalamışken kolonyaların fıçıya benzeyen cam fanus şişeleri ve o şişeye ekli olan rakamlı ölçü haznesi ve ince dolum imbiği ile tansiyon aletine benzettiğim o pompa. Ne şahâne teknolojiydi ve kolonyayı şişelere dolduran amcaların mutlaka beyaz önlüklü olmaları da işin ciddiye alındığını, bir tür “laboratuvardayız” izlenimini verirdi.
Çeşiti saymakla bitmezdi kolonyaların. Her biri ayrı hislere taşırdı insanı. Limon, tütün, leylak, çoban, iğde, karakedi, Paris gecesi, harman ve o vazgeçilmez beyaz zambak kolonyası…
Rengarenk, ilgi çekici ve kokusunun ağırlığına; hatta rengine ve şişesinin şekline göre kullanıldığı muhitler bile birbiriyle sınırlanır ve çeşitlenirdi. Çocukken kesin çizgilerle hatırladığım ve aslında farkında olmadan toplumsal sosyolojinin kolayca kendini ele verdiği kokusal ayrımdı kolonya seçimi. Yön ifadesinin dışında bugünkü bölgesel ayrımdan bakılacak olursa; Ankara’nın batısı vardı bu konuda, bir de güneydoğusu. Örneğin Çankaya’da misafire ikram edilen kolonya türüyle Altındağ’daki esans seçimi bir olmazdı, olamazdı. Anadolu’dan göç almış toplulukla; Ankara’nın yerlisi denilen “Ezelden Ankara’lılar” sosyal kültürel ve yapısal anlamda farkında olmadan ayrışırdı. Birbirinden öğrenir, kendine uyanı alır uymazsa kendi bildiğiyle devam ederdi. Aslında bu bir anlamda göç edip gelmişle yerelin uyum sağlamaya çalıştığı kent çehresiydi Ankara’nın.
Annem, gittiğimiz misafirliklerde ikram edilecek kolonyayı uzaktan şişesiyle renginden analiz eder ve tek göz işareti ile bizi uyarırdı. Onun beğenmediği kolonyayı teşekkür eder nezaketi elden bırakmadan geri çevirirdik. Çünkü hiçbiri beyaz zambak kolonyası değildi.
Anneannemin, annemin ve sonra benim en sevdiğimizdi beyaz zambak kolonyası…
Zambak çiçeğinin anlamı, onun farklı renklerinde yatmaktadır. Beyaz zambaklar saflığı, masumiyeti ve aşkın özünü, huzur ve dinginliği temsil edermiş. Bu bilgiyi doğrulayan en açık veri ise Hz. Meryem tasvirlerinin mutlaka beyaz zambakla birlikte resimlenmesidir. Zambak, Meryem’in bekaretini sembolize eder ve Onun olduğu eserlerde mutlaka bir köşede yerini alır.
Tüm bunların ötesinde birçoğumuzun anılarından günümüze taşıdığı, bize dair, bizden olan, bizim için mühim bir kültürdür kolonya.
Etlik’in Rumlar’dan kalma bağ evlerinin tek tük kaldığı seksenli yıllarında, çocukluğuma dair iyi hislerimin kokusuydu beyaz zambak kolonyası…
Artık günümüzde gereksinim en çok huzurdan yana. Bir çift ılıman söz, kırmamak ve incitmemek üzerine çekinik ama sevecen bir selam, iyi şeyleri anımsatan nazik heceler. Tıpkı çocuk ellerimde kalan beyaz zambak kolonyası gibi...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ayşe Gülçin İlhan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Anayurt Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Anayurt Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Anayurt Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Anayurt Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.