Üretmeden olmaz

Ülkemizde borcu olmadan yaşayan bir Allah’ın kulu kalmadı. Geçmiş yıllarda en azından çiftçilerimiz kendileri eker-biçer borçsuz harçsız yaşarlardı. Ya da en kötü ihtimalle, ürün hasadı yaptıktan sonra borçlarını temizler, kışa başı dinç girerdi. Köylümüz böyleydi de şehirlerimizde, kasabalarımızda yaşayanların durumu çok mu faklıydı. Oralarda yaşayanların da önemli bir kısmı borca girmekten, borç yapmaktan korkardı.
Şimdi açıklanan rakamlara bakıyoruz, vatandaşın uçan kuşa borcu var. Çitçimiz böyle, şehirlimiz böyle, firma sahiplerimiz böyle.
Maliyet ve ithal ürünlerle başa çıkamayan çiftçilerimiz ayakta kalabilmek için borca sarılmak zorundalar. Tarım ve hayvancılıkla uğraşanların toplam borcu 2023’te bir önceki yıla yüzde 79.5 artarak 590 milyar liraya ulaştı. Bu rakamdan 261 milyar lirayı çıkartırsanız 2022’deki borç rakamına ulaşırsınız. Yani 2022’de de durum vahimdi.
Yemden, mazota, tarımsal amaçlı kullanılan elektrikten, yem, gübreye, tohumdan zirai ilaca oradan işçiliğe tüm girdi fiyatlarından yaşanan artışların yanı sıra üreticinin sattığı ürüne beklediği değeri bulamaması tarım ve hayvancılığımızı bitirme noktasına kadar getirdi.
Tarım ve hayvancılık böylesine perişan bir durum sergilerken, yerli üretimin yetersizliği, ithal ürüne olan talebi patlattı sonuçta ülkemizde gıda fiyatları da döviz fiyatlarının durdurulamaması sonucu aldı başını gitti. Tarım sektörünün borçlarının 497,5 milyar liralık kısmı kamu bankalarından, 92,9 milyar liralık kısmı ise özel bankalardan kullandıkları kredilerden oluşuyor. Çiftçilerimizin kamu bankalarına olan kredi borçlarının geçen yıl yüzde 88,1, özel bankalara olan borçlarının ise yüzde 44 oranında artmış.
Bu genel tabloyu bir de şöyle değerlendirelim. Ülkemiz pek çoğumuzun haritada bile yerini bulamayacağı dünyanın 100’den fazla ülkesinden tarım ürünleri ithalatı yapıyor. Anavatanı Anadolu toprakları olan yüzlerce kalem ürünü bugün yurtdışından getiriyoruz.
Benzer durumla karşılaşan Avrupalı çiftçiler aylardır ülkelerinde direnç halindeler. Sadece mazot fiyatlarındaki artışlardan olumsuz etkilenen hemen hemen tüm Avrupa ülkelerinde çiftçiler, traktörleriyle ve diğer tarım araçlarıyla şehirleri işgal etmiş durumdalar. Kimi yollara saman balyaları diziyor, kimi bakanlıkların önüne tonlarca gübre döküyor. Tek bir şey istiyorlar, bizim girdilerimizi devlet sübvanse etsin, biz ucuz üretelim, ucuza satalım, vatandaşta ucuza tüketsin diyorlar. Bunun için de ithalata izin verilmemesini istiyorlar. Yani Avrupalı çiftçilerin sorunları bizim çiftçilerimizden çok daha az olmasına karşın hemen ayağa kalkıyorlar.
Bu yaptıkları direnişe de kendi ülkelerinin vatandaşları zerre kadar karşı durmuyor. Onlarda biliyorlar ki, çiftçiler ucuza üretirlerse onlar da ucuza tüketecekler. Onlarda, gıda maddelerinde yaşanan yıllık enflasyon üçü, beşi geçmezken, bizler yüzde 70’lerin üzerinde. Ama dönüp bakıyorsunuz, kimseden çıt çıkmıyor.
Atatürk, çiftçi milletin efendisidir demişti. Ancak burada bir eksiklik olduğunu da hemen belirtelim, Atatürk o sözü “ÜRETEN çiftçi milletin efendisidir” demişti. Şimdi ülkemizde çiftçilerimiz tarlalarına, bağlarına ve bahçelerine küsmüş durumda. Akşama kadar kahvehanelerde oturup, çay içiyor, zaman geçiriyor.
Öncelikle tarlasına, bağına, bahçesine küsen bu insanları tekrar toprağı ile barıştırmak gerekiyor. Bunun da yolu belli, elin çiftçilerini kalkındırana kadar, onlara verdiğimiz parayı kendi çiftçilerimize vererek bunun ilk adımını atabiliriz.
Çiftçilerimizin durumu böyle de, orta ve küçük esnaflarımızın durumu çok mu farklı. Onlarda perişanlar. KOBİ olarak nitelendirdiğimiz bu gruptaki işletmelerin bankalara olan borçları 2023 yılında 1,2 trilyon lira artarak 3,3 trilyon liraya yükselmiş.Onlarda bankaların haciz ve icra kıskacı altındalar, ayakta kalmaya çalışıyorlar.
Zincirin en ucunda bulunan vatandaşlarında durumu her geçen gün biraz daha zorlaşıyor. Bankaların bireysel kredi ve kredi kartları nedeniyle vatandaşlardan olan alacaklarının toplamı, bu yılın ocak ayının son haftasındaki 46,1 milyar liralık artışla, 2 trilyon 797 milyar yükselmiş durumda.
Yüksek faizlere karşın, vatandaşlar borçlanarak ihtiyaçlarını karşılamaya çalışıyorlar. Bankaların tüketicilerden zamanında tahsil edilemediği için icra takibine aldıkları bireysel kredi ve kredi kartı alacakları ise ocak sonu itibariyle 635 milyon lira daha artarak 49,1 milyar liraya ulaşmış. Merkez Bankasının hazırladığı Finansal istikrar raporuna göre, varlık yönetim şirketlerinin kontrolünde ise 41 milyar liralık batık tüketici kredisi alacağı bulunuyor. Yani vatandaşların faizleri ve icra masrafları hariç, 86 milyar liraya yakın icralık kredi borcu bulunuyor.
Sonuç olarak, üreten bir ülke olmaktan hızla uzaklaşıyor, tamamen tüketen, bir ülke haline geliyoruz. Yaşadıklarımız, Hacı Bayram Camiinde dilenip, Kocatepe Camiinde sadaka veren vatandaş durumuna dönüştü. Kapı kapı dolaşıp, üç-beş milyar dolar borç alan, bunu da hovardaca harcayarak bir yere varmamız mümkün değil.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Oktay Taş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Anayurt Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Anayurt Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Anayurt Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Anayurt Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.