Öğretmen ve hikâyeci

Çocukluğumda büyük nenemiz tandırlık dediğimiz ekmek pişirme ve mutfak olarak da kullanılan odada, ailelerin tüm fertlerinin de bulunduğu ortamda torunlarını başına toplar hikâye anlatırdı. Destan niteliğindeki hikâyelerdi bunlar. Zaloğlu Rüstem, Estergon Kalesi, Ferhat ile Şirin, Köroğlu, Hayber Kalesinin Fethi, Kurtuluş Savaşımızdaki kahramanlıklar hatırımda kalan başlıklardan bazılarıdır. İzmir’in düşman işgalinden kurtarılması sonrasında Yunan askerinin Atatürk’ün ancak dizlerine kadar geldiğini anlatması gözümün önünden hiç gitmez.
Bizler gibi binlerce çocuk belki de koca birkaç kuşak bu hikâyelerle, destanlarla büyümüştür. Buradan çıkardığımız sonuçlardan birisi Türk toplumunda hikâye ve destanın yeri oldukça büyük ve önemlidir.
Hikâye, gerçek bir olaydan yola çıkılarak veya tamamen kurgusal bir olay örgüsünün işlendiği bir edebi türdür. Yazarının bakış açısı yahut da yazarının mensubu olduğu milletinin bakış açısıyla kaleme alınması, kültürel kodların nesilden nesile aktarılmasını da sağlamıştır. Sözlü edebiyatın akabinde yazılı edebiyatın gelişmesinin, kalıcı olmasının ve toplumu yönlendirmesinin de belki sebebi budur.
Klasikleri, geçmiş dönemde kaleme alınmış eserleri takip ederken bir yandan da günümüz edebiyatçılarını, çağdaşlarımızı da kaçırmamaya çalışıyoruz. Hikâye türünde eser veren bir isim hakkında da yeri gelmişken kısaca bahsetmek istiyorum. Burcu Bolakhan Hanımefendi bir eğitimci, bir öğretmen. “Hikâyeler” ve “Hikâyeler ve Akademik Yazılar” ismiyle iki kitabı yayımlamış bir yazar aynı zamanda. Hikâyelerindeki olayların ve karakterlerin okuruna yalın bir dille aktarması da başarının göstergesidir. İnsan psikolojisini de makul çerçevede okuruna hissettiren yazar Bolakhan’ın öğretmenlikten gelme becerileri de kalemine kuvvet verdiği aşikârdır.
Borakhan’ın hikâyelerinde duyguların yoğunluğu fark edilirken, okuyucuya bilgi vermek amacı da gözden kaçmamaktadır.
Burcu Bolakhan öğretmen, “Hikâyeler 2” adlı kitabındaki “Karanlık Yıllar” adlı hikâyesinde Öğrenci grubunun hareketlerini, çalışmalarını ve duygularını işlemiştir. Öğrencilerin içinde bulunduğu bunalımı ve akabinde buldukları bir çanta dolusu parayı, kirli para, bizim paramız değil diyenle, farklı düşünen arkadaşını anlatırken doğruluk pınarından içilmesi arzusuyla okuyucuya bol bol su vermektedir.
Bu yazardan ve hikâyeden neden bahsettim? Doğrusunu yaptığımı düşünüyorum. Tecrübelilerin tecrübelerini kendilerine saklaması taraftarı değilim. Eğer gerçekten insani görev yapmak istiyorsa gençlere hiç düşünmeden destek olmak gibi önemli duyguya ve düşünceye sahip olur.
Bu vesileyle çağdaşımız olan fakat ismi henüz geniş kitlelerce tanınmayan isimlere hem destek olmak hem de okurlara yeni hikâye, roman yazarlarının var olduğunu, diledikleri zaman onların kalemlerinden çıkan ürünleri okuyarak yeni bir tat bulabilme ihtimallerinin de olduğunu hatırlatmaktır niyetimiz.
Eli kalem tutanlar var olsun.
Türk edebiyatına katkı sunanlar var olsun.
Türk milletinin milli ve moral değerlerini içselleştirmek için çaba gösteren ve onun duygusunu topluma aktarmaya çalışan gençlerimiz var olsun.
Geleceğimizin garantisi onlardır. Var olasın Türk gençliği.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Fuat Yılmazer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Anayurt Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Anayurt Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Anayurt Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Anayurt Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.