Dağlarına kar olurum yâr

Bir akşamüstü ansızın fark eder insan, omuzlarındaki yükün ağırlığını daha fazla taşıyamayacağını. Sağa sola bakınır sayesine sığınıp soluklanacak bir dal arar. En nihayetinde insandır adı, dünyaya kafa tutsa da yeldeğirmenleri ile bir başına savaşsa da ağlayarak doğduğunu her adımında hatırlatır ona dünya…
Gücü kadar ağırlığı olurmuş nesnenin ve o gücün de mutlak bir sınırı.
Yıllar öncesinden bir çift güzel sözün kanadını, bağlamanın tellerine vurmuş da bir ozan gönülleri ne de hoş ferahlatmış :
“Dağlarına kar olurum yâr
Aşkına bahar olurum yâr
(kışına)
İster isen yâr olurum yâr!”
O yorgun omuzlara ne büyük teselli şu bir çift söz. Anadolu’m insanı böylesi yürekli ve içten türküler yakarmış, ne de güzel gönül alırmış. Anlatımı sade, basit bir o kadar derin, anlamlı ve etkili. Uzun yıllardır her dinlediğimde boğazımda düğüm, gözümdeyse indi inecek güz yağmurlarına sebep olur bu türkü.
Yâr kelimesi sıkça kullanılır, çok bilinir çok söylenir, her yere yazılır, her selamın başı her gözün yaşı olur. Lâkin sözlük anlamına da bir bakalım derken; dağlarımıza kar olacak yâr lafını tam olarak karşıladığını görürüz.
Yâr : “sevilen kimse, dost, arkadaş, sevgili” olarak tanımlanırken; Yâr olmak; ne demek diye sorduğumuzda ise Oxford Languages şöyle der :
“Yararlı olmak, yardım etmek, yardımcı olmak.”
Sözler bu haliyle;
Her koşulda yanındayım, bana güven der, bırakmam seni… Üslup yalnız bırakmamaya yeminli haline şöyle devam eder; “Kışına bahar olurum, aşkına yine bahar olurum!” Kışının ayazına da aşkının zorluğuna da razı olurum der. Her koşulda yanındayım ve hayatın neresinde eksik hissedersen kendini; ben seni orada tamamlarım.
Kol kanat germek derdi eskiler buna.. Bir bakıştan eksiği, kırgınlığı, nazı ve niyazı anlayan feraset sahibi insan durumudur. Gönüle destek olan ayağı yere sağlam basan sözler bitmedi ve şimdi iki yarımın bütün olma haline geldi sıra:
“Sen baharsan ben de yazım,
Başkasına geçmez nazım yâr!
Beni sensiz çalamazsın,
Sen mızrapsın ben de sazım yâr!
İşte tamamlanma hâli…
Türk Halk edebiyatında fütüvvet önemli bir yere sahiptir. Yiğitlik, kahramanlık vurgusu ve mertlik söylemleri içerir. Eril olmak er olmak olarak algılanır ve er kişinin kârı önce edeb ve kadına saygıyı ön planda tutmaktır. Aşkın bir üslubu kendi içinde seviyesi ve insanı hoş tutma hâli vardır. Ben her şeyim ben bilirim bildiğimi de okurum demek yerine;
“Sen mızrapsın ben de sazım, seni bensiz çalamazsın!” Derken eşitlikten ve o eşitlikten doğan birbirini tamamlama hâlinden dem vurulur.
Bir kadın anlayışı ile bakıldığında bize babalarımızı anımsatan ve aslında neyin özlemini çektiğimizi bir kere daha vurgulayan bir eser.
Günümüz aile ve toplum yaşamı da dahil olmak üzere hemen hemen her alanda kıyasıya mücadele ettiğimiz, kadınlık ve analık rollerini birkaç plan geriye attığımız, boynu bükük bırakılmış adamlık kavramını erkeklerden alıp yarışı önde tamamlamaya çalıştığımız ve üstüne üstlük anlaşılmak yerine duygu dünyamızın örselendiği göz önüne alındığında “dağlarına kar olurum yâr!” gibi bir dürüstler ve “ herkes yerini bilsin, olması gereken gibi, yakışan gibi davransın!” hareketine ne çok ihtiyacımız olduğunu fark ederiz.
Mısralar arasında çok mühim bir cümleyi irdelemeden geçmeyelim ki kanayan onca yaraya da bir gönderme olsun. “Başkasına geçmez nazım yâr!” Kendi baharını başka bir çok çiçekle yaza erdirmek yerine aslolan yalnızca bir baharı tek çiçekle hedefler. O baharı da aşık olduğu insanda bekler. Kara kışını soğuğuna ayazına katlanır. O uğurda dağına kar da olur, zamanı geldiğinde dalına çiçek de. Mutluluğu birinde arar, o biri de sevdiğidir. Bunun adı bağlılık ve sadakattir. Namuslu olmaktır. Daha ne desin. Adam olan bunu böyle der ve huzura kabulü bekler.
Tüm bu sözlerin en mühim olan yanı ise sözde kalmayıp eylemsel olmasıdır. Atalarımız diğer tüm örneklerde de gördüğümüz gibi önce yaşamış sonra yazmış. Şimdilerde olduğu gibi sadece yazıp bırakmamış. Dedelerimiz babalarımız kar olmadı mı dağlarına analarımızın? Biri mızrap diğeri saz olup da ömürlük türküler yakmadılar mı elbirliğiyle?
Genel bir değerlendirme yapmak gerekir ise; günümüz toplumunda pek az yer buluyor kendine bu söylem belki de artık bulamıyor maalesef.
Eserin sahibi sevgili Esat Kabaklı Hocaya şöyle dediğimi hatırlıyorum:
“Hocam bırakınız dağımıza kar olmayı şimdiki insanlara şemsiye tutuyor kadınlar ve o şemsiyenin altına girmeyi çağdaşlık sanıyor zevat! Olmadı karşına geçip çaresizce ağlıyor.”
Nereden nereye evrildik! Aşk, sevgi, saygı, aidiyet, aile olmak ve sadakat kelimelerinin anlamı değiştirildi, aşka dair tüm kavramların içi boşaltıldı. Yiğitlik mertlik edebiyat kitaplarında kaldı.
“Toprak olur taş olurum
Yoluna yoldaş olurum
İstersen gardaş olurum
Merak etme sen!”
Şarkısını da dinledi bu toplum bir zamanlar. Beğenmedik, alay ettik, avam bulduk, arabesk diyip küçük gördük. Omuzlara bunca yük binmişken, onca aldatılmışken, aşklar döviz kuruna bağlanmışken gelin bir kez daha yeni baştan bugünün onca yenilmişlikleri ile dinleyelim bu şarkıları.
Batı müziği alt yapısından vazgeçmem diyenlere Ayten Alpman klasiğini hatırlatmak yerinde olur :
“Bir akşam gözünde aşk tüterse
Geçmiş günler aklından geçerse
Kalbin bomboş ümitler biterse
Sen üzülme ben varım!”
Hâsıl kelâm gücü kalemine yeter yazarların;
Ne dağlara kar olmak zordu, ne üzülme ben varım demek. Adamlık zor geldi sadece; çünkü nasıl adam olunur onu unuttular.
Çağdaşlaşmayı, medeniyeti ve topyekün batılılaşmayı yanlış anladı bu millet. Herkes her şeyi işine geldiğince, menfaatine uyduğunca anladı. Nerede kaldı bizim yiğitlik mertlik gelenek töre ve kemikleşmiş Türk aile yapımız?
Son yüzyılın Türk Halk Sanatına damgasına vurmuş kendi ekolünü yaratmış derin ve engin bir ozanımızdır Esat Kabaklı. Eserlerine göz attığımızda aslımıza dönüp derin nefes alıp şöyle bir titrer kendimize geliriz, yazıya konu olan türküdeki gibi. Bir dağa nasıl kar olunur, kışa nasıl bahar olunur ve kırmadan incitmeden eğer gönlünü edebilirse sevdiğinin adam gibi nasıl yâr olunur bir öğretse keşke, yâr yerine yara olmayı seçenlere.
Anadolu’nun yiğit evladı değerli sanatçı Esat Kabaklı Hocamıza minnet ve şükranlarımı sunar, nice eserlerinde buluşmayı dilerim…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ayşe Gülçin İlhan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Anayurt Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Anayurt Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Anayurt Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Anayurt Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

01

Cengiz Bölükbaşı - Eskiden Cumhuriyet gazetesinde; rahmetli köşe yazarlarının, uzun köşe yazıları olurdu.

Her köşe yazarının, yazısını mutlak bakar okurdum. Bazısı çok sıkıcı olurdu, çoğu konunun önemi, anlatım biçimi, bülbül gibi akıcı üslubu, vs. Sayesinde o uzun yazı sular seller gibi okunur; beyinde ve ruhta muhteşem fırtınalar ve duyguları uyandırırdı.

"DAĞLARINA KAR OLURUM YAR" başlıklı uzun yazınızı da sular seller gibi okurken; muhteşem bir duygu fırtınası yaşadım.

Yar kelimesinin muhteşem anlamının ana konu edilmesi, örnek türküler, yardımlaşmanın ve insan olmanın o yüce duygusunu bizlere tekrar hatırlattınız.

Beynimizde ve ruhumuzda yaşattığınız duygu fırtınası için; çok teşekkür ederim.

Emeğinize yüreğinize sağlık Ayşe hanım.

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 17 Şubat 12:03