Sömürge ülkesi miyiz?

Yaşadığımız her felaket sonrası, dizlerimizi döve döve ağlamaktan öte bir şey yapmıyoruz. Acı hafifleyince, bir sonrakine kadar olanı biteni unutuyoruz. Biz bu köşede onlarca kez çevre ve çevre korunması hakkında yazılar yazdık. Ve hep şunu iddia ettik. Dünyada tüm ülkeler doğal varlıklarını vatandaşlarından korurken, biz ülkemizde vatandaşlar olarak doğal varlıklarımızı devletten koruyoruz. Ama yetirince koruyamadığımız için de böylesine doğal felaketler yaşıyoruz.
Günlerdir Erzincan’ın İliç ilçesinde meydana gelen kimine göre toprak kayması, kimine göre toprak akıntısı, bize göre de bile bile gelen bir felaketi yaşıyoruz. Şu ana kadar milyonlarca top toprağın altında kaybolan dokuz işçimizin yerini tespit etmeye çalışıyoruz.
Buraya aldığımız, sizlerle paylaşacağımız rakamların önemli bir kısmını TEMA kaynaklarından derledik. TEMA, çevre bilincini ülkemize yerleştirmeye çabalayan ve bu konuda önemli çalışmalar yapan önemli bir sivil toplum kuruluşumuz. TEMA çevre bilinciyle, bilimi birleştiren önemli bir vakfımız.
Ülkemizde cumhuriyet 1923 yılında ilan edildi ve o günden bu yana rejimimiz çok şükür değişmedi. Cumhuriyetin kurulduğu tarihten, 2003 yılına kadar bu ülkede sadece 1.168 maden arama ruhsatı verilmiş. 2003 yılından 2023 yılına kadar geçen sürede ise verilen ruhsat sayısı 386 bin. İnanmakta güçlük çekeceğinizi iyi biliyorum. Dünyada ne kadar bildik ya da bilmediğimiz ülkelerin hemen hemen hepsinden 120 maden arama şirketi ülkemizde madencilik yapmak üzere ruhsat almış. Bu rakamlara yerli maden arama şirketlerimiz dahil değil.
Topraklarımız, ormanlarımız, su havzalarımız, sit alanlarımız, zeytinliklerimiz yani hayatımızın vazgeçilmezleri üzerinde maden araması yapılıyor. Buralar yapılan vahşi madencilikle tek tek elimizden çıkıyor. Doğal değerlerimiz başta siyanür olmak üzere, zehirli kimyasallarla elimizden uçuyor. Düşünün, Alplerden sonra dünyanın en temiz havasına sahip tarihteki adıyla İda, bildiğimiz adıyla Kaz dağlarımızda milyonlarca ağacımızı kestiler.
Kimi, altın, kimi gümüş, kimi bakır, kimi bor, kimi nikel madeni arayan bu yabancı firmaların geldikleri ülkelerde yasak olan teknolojileri kullanmaları ise ayrı bir trajedi. Bu yayma firmalar, ülkemizde ne bir orman, ne bir göl ne de bir sulamama havzası bıraktılar. Bakın son yıllarda Marmara denizi büyüklüğünde yurdumuzun değişik yörelerinde bulunan 70’e yakın göl kurudu. Meke, Akşehir,Akgöl ve Eber gibi onlarca gölümüz tamamen kurudu.
Ülkemizde farklı birçok bölgede altın madenciliği yapılıyor. TEMA’nın verilerine göre, Konya, Erzincan, Balıkesir, Çanakkale, İzmir, Mardin, Uşak, Kütahya, Gümüşhane, Manisa, Eskişehir, Niğde, Kayseri, Sivas ve Ordu, gibi illerimizde. Bu çok uluslu şirketlerin hedefinde olan illerimiz. Balıkesir, Çanakkale ve Uşak’ın kapladığı alanın yüzde 80’nine maden arama ruhsatı verilmiş. Kütahya’nın yüzde 92’si için maden arama ruhsatı var. Düşünün bir şehirde yaşıyorsunuz ve o şehrin kapladığı alanın yüzde 92’sinde maden aranabilecek.
Daha önceki yazılarımızda da değinmiştik. İstanbul’un akciğeri olan Kuzey ormanlarında havaalanı ve yol yapımı için 13 milyon ağaç kesilmişti. Şimdi bir benzerini de Kanal İstanbul projesiyle yaşamamız kaçınılmaz olacak. Her ne kadar projenin iptali için ilk olumlu adımın atılmasına karşın, istenilen bilgiler sağlandıktan sonra iptal kararı kaldırılacak ve yine gündeme gelecektir.
Bir başka orman varlığımız Cerattepe’de yaşanıyor. Artvin’e kuş uçuşu 4 kilometre uzaklıkta bulunan Cerattepe ormanlarımız dünyanın en zengin bitki örtüsüne sahip, kuşların göç güzergahları üzerinde yer alan önemli bir varlığımız. Altın aramak için yıllardır sürdürülen girişimlerin tamamı bu ormanlık alan içinde gerçekleştirilecek. Yapılan ilk tespitlere göre burada 50 bin ağacın kesilmesi söz konusu.
Çevremiz ve doğal güzelliklerimiz bizlere babalarımızdan miras değildir. Buralar, tüm ülkenin milli değerleridir. Dedelerimizden, babalarımızdan bizlere teslim edildiği gibi, bizler de bu milli değerlerimizi aynı şekilde çocuklarımıza, torunlarımıza ve daha sonraki nesillere bırakmak zorundayız.
Ülkemizde, binlerce ton siyanürü, sülfirik asiti ve diğer zehirli kimyasalları dilediği gibi kullanan başta Kanadalı ve ABD’li firmaların sorumlularına ve onların yerli ortaklarına sormak istiyoruz. Acaba geldikleri ülkelerde, bırakın zehirli kimyasalları kullanmayı acaba kafalarına göre tek bir ağaç dalı kesebiliyorlar mı?
Her biri yüzlerce yaşında olan zeytin ağaçlarını, dozerlerle yerle bir edebiliyorlar mı?
Zehirli atıklarını ülkemizde olduğu gibi kafalarına göre depolaya biliyorlar mı?
Şunu bir kez daha hatırlatmak istiyorum. Ülkemiz bu ülkelerin sömürgesi değildir. Türkiye, tarihinin hiçbir döneminde bir sömürge ülkesi olmamıştır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Oktay Taş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Anayurt Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Anayurt Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Anayurt Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Anayurt Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.