Sığınmacılar meselesi

Biz Türkler, Osmanlı devletinin son yüz yılında çıkan savaş, isyan ve kayıplardan ibaret “yangında” topraklarımızın çoğunu kaybettik. Ama sonunda Anadolu’yu, Anadoludaki “evimizi” kurtardık. Anadolu’da yaşayanlarla birlikte; kaybettiğimiz, yangına maruz kalan topraklarda, kendilerini, oralara hakim olan yeni yabancı idare ve kültüre ait hissetmeyenler kaybedilen topraklardan Anadolu’ya göç ettiler.
Balkanlardan, Kafkaslardan, Orta Asya’dan, Orta Doğu’dan Anadolu’ya gelenler oldu. Hep birlikte, “bir” ve “kaynaşmış” olarak yaşadık, yaşıyoruz.
Bu topraklar sığınmacılara aşinadır. Onlara asla yabancı gibi bakmaz ve davranmaz. Anadolu insanı hepimizin, daha 100 sene öncesine kadar aynı devletin, hatta aynı büyük milletin çocukları olduğumuzu bilir. Evini kaybetmenin, evinden yurdundan kovulmanın ne olduğunu bilir.
Düşünün ki son 200 yılda, hem Osmanlı Devleti hem Türkiye Cumhuriyeti döneminde, uzak topraklardan Anadolu’ya göç hep olmuştur. Kırım Harbinde başlayan göçler Suriye’den gelenlere kadar, 1991 Yugoslavya olaylarında gelenler dahil aralıklarla devam etmiştir. Yapılan bir hesaplamaya göre son 200 yılda Anadolu’ya yapılan göç sayısı yaklaşık 6 milyonun üzerindedir. Baskıcı rejimlerden, ayırımcılıktan, savaştan, iç çatışmalar ve ön yargılardan kaçarak Türkiye’ye gelenler etnik kimlikleri ne olursa olsun ortak Türk-İslam kültürü ve kimliğine mensup olmuşlar ve bu milletin onurlu bir üyesi olarak ülkenin birlik-bütünlük ve bekası için gerektiğinde mücadele etmiş, şehit olmuşlardır.
2011 sonrası Suriye’den Türkiye’ye gelen sığınmacıların ise kesin rakamı verilmiyor. Kanaatimce bilinmiyor. Ama yaklaşık 4-4,5 milyon deniyor. Dikkat ediniz son 200 yılda 6 milyon, son 7 yılda 4,5 milyon. Bu çok önemli bir demografik ve sosyolojik sorundur. Bunun altından kalkmak hiçbir ülke için kolay değildir.
Mesele sadece gelenler de değildir. Kontrolsüz bir doğumla artış söz konusudur. Yapılan değerlendirmelere göre 2011-2017 yılları arasında Türkiye’de 276 bin 158 Suriyeli bebek doğmuş. Yani 6 yılda günde 126 bebek. Bu artış devam ederse 2023 sonu itibariyle yani 12 yılda 1.513.000 çocuğun doğmuş olabileceği belirtiliyor. Durum o kadar vahimdir.
Ayrıca şu gerçekleri görmek gerekir:
Mevcut Suriyeliler içinde 15-65 yaş arası nüfus 2 milyondan biraz fazladır. Bu dinamik nüfus demektir.
Bütün bunların, eğitim, barınma, iş meselelerini, hayat şartlarını, sağlık sorunlarını dikkate alırsanız ülkenin nasıl bir sorunla karşı karşıya kaldığını görebilirsiniz. Sadece sağlıktan bir örnek verelim:
2018 yılı başlarına kadar 1.327.000 Suriyeli Türkiye hastanelerine yatırılmış. Bunlardan 1.113.000’ine ameliyat gerçekleştirilmiş. Devlet sağlık işlemleri için Türk vatandaşlarından katkı payı alıyor. Suriyelilere bu işlemler ücretsiz sağlanmış.
Türk toplumu başlarda gelenlere hiç sesini çıkarmadı. Destekledi. Ama Hatay, Antep, Kilis gibi yerlerin bazılarında sığınmacı nüfusun yerli nüfusu geçmesi ve toplumumuzda güvenlik sorunlarının yaşanması, halkın Suriyelilere bakışını değiştirdi. Bugün yapılan anketler halkımızın en az %80 e yakını Suriyelilerin ülke ekonomisini olumsuz etkilediği ve işsizliğe sebep olduğu kanaatinde.
Artık çok yerde Suriyeliler Türkiye için toplumsal, ekonomik, demografik bir sorun halinde görülüyor. Hatta bu mesele bir milli güvenlik sorunu haline gelmiş durumda diyenler az değil. Suriyelilerin bir kısmının ülkemizde terör, uyuşturucu, kaçakçılık ve çete olaylarına karıştığını hepimiz okuyor, görüyor ve yaşıyoruz. Türkiye’nin toplumsal yapısı yara alıyor.
Bunun da asıl sebebi son 7 yılda Anadolu’ya gelen Suriyelilerin etnik Arap kimlik ve aşiret kültürünü ısrarla ve güçlü şekilde korumaları ve Türk milli kültürüne adapte olmaya direnmeleridir. Bu durum, bizce, ilerde daha büyük çatışmaları ortaya çıkaracaktır.
Bizim inanç ve anlayışımızda insanın insana üstünlüğü olamaz. İnsanın üstünlüğü takvadadır. Ancak Suriyeli sığınmacılar meselesini sadece insani boyut ve duygusal yaklaşımlarla değerlendiremeyiz. Mutlaka milli güvenlik boyutunu da düşünmek, ele almak zorundayız.
Bu meselede ne Suriyelilerin ne eleştiren halkın ne de destekleyen halkın bir yanlışı vardır. Meseleyi bu hale getiren yanlış politikadır. Meseleye milli zaviyeden bakmayan, duygusal ve dini açıdan bir yaklaşımla bakamayacağı kadar insanı sığınmacı olarak kabul eden ve bunu siyasi bir malzeme olarak görme düşüncesinde olan zihniyettir.
Amacımız dikkatleri bu konulara çekmek ve ilerde yaşanabilecek demografik sorunların önüne geçmektir.
İnşallah emperyalistlerin Orta Doğu’yu yeniden şekillendirme planları bozulur, herkes yerinde, mutlu ve huzurlu bir hayat yaşar.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Cemalettin Taşkıran - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Anayurt Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Anayurt Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Anayurt Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Anayurt Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.