İnce bir yas…

Çalın Davulları

Selânik içinde selâm okunur
Selâmın sedası câna dokunur
Gelin olanlara kına yakılır
Aman ölüm zâlim ölüm…
Bir derin hüzündedir o vakitler evlad-ı fatihan. Hilâl kucağında parlak bir yıldız demlenirken Selânik minarelerinden ince selâlar işitilir sabâ makâmının en hisli yerinden. Şecaatin hâli mi kalmış nedir bu salânın ağıda durmuş sedası? Ardı ardına defalarca giden canlara kanlı yaslarla okunur selâlar…
1847 yılı Balkanlar’dan tarihe yaslarla dolu notlar düşmektedir. Osmanlı’nın ikinci payitahtı, fatihânın evlatları bir garip kederdedir o sene. Hüzünden payını alan bir Selânik hikâyesidir Çalın Davulları.
Çarşı içinde sevilen sayılan zamanın zanaatkârı işinin ehli Rüstem Efendi altı kız evlât babasıdır. Eskinin gün görmüş, ahlâk ehli, hayırlı aile babalarından biridir. Eşine belli etmese de bazen mahalle camisinde yaradanla hasbihâl eder ara sıra :
“Ne olurdu Allah’ım! Bir can da olsa erkek evlat nasip etseydin şu garip kuluna!” Der dururdu gizlice.
Gel zaman git zaman Rüstem Efendi kızlarını tek tek evlendirir. Son göz ağrısı evin en küçüğü güzeller güzeli Fitnât anne babasının biricik yadigâri, gözbebeği olarak henüz 17 yaşındadır. Alımlı zekî, becerikli, neşeli ve hoş bir mizâca sahiptir. Cam gibi mavi gözlerinden can saçar etrafına. Hayat doludur ve hayat verir camlarına bakana.
Selanik’in ince uzun çifte minareli camisinin köşesinden çarşıya doğru bir civan süzülür. Mevsim baharın başıdır. Kıştan tamamen kurtulamamıştır bahar; güneş vardır gökyüzünde ama eli ayağı buz keser ya insanın öyle bir havadır işte. Solgun da olsa güneşin neşesi Fitnât’ın gözleri gibi ısıtır insanın ruhunu. Namaz sonrası cami çıkışında Rüstem Efendiye bir yer sormak maksadıyla yaklaşır altın perçemli bir civan. İncecik yapısı uzunca boyu ve tıpkı Fitnât’ın can veren cam mavi gözleri gibi ışıldayan güzel gözleri vardır Onun da. Adı Mehmet’tir genç zabitin. Sevilesi çocuktur ve sevilir de her gittiği yerde. Güleç yüzüne ışık saçılmış gibi aydınlatır bulunduğu yeri. Mehmet’e dükkanında çay ikram eder Rüstem Efendi ve kısa sürede tanış olurlar. Tanrıdan oğul dilemiş ve dileği sanki kuş kanadıyla gerçekleşmiştir. Münasip olanı Mehmet’i Fitnât ile baş göz etmek olacaktır ve kısa sürede iki genç nişanlanır. Meşhurdur Urumeli’nin düğün hazırlıkları. Bir neşe pür neşe değilmez o sürede keyiflere. Bir yanda çeyiz hazırlığı bir yanda yeni kurulacak yuvanın telaşı Fitnât’ın mutluluğunu perçinlemektedir. Düğün hazırlıkları süredursun Mehmet Anadolu’ya görevlendirilir ve gurbetin yolunu tutar.
1847-1848 yılları arasında Hindistan’da başgösteren kolera salgını Anadolu’da ciddi sayıda can kaybına sebep olur, kısa sürede Balkanları da etkisi altına alır. Nişanlısının yolunu dört gözle bekleyen Fitnât, Mehmet’i değil salgını karşılar. Hastalık hızla salgın hale gelmiş ve ne yazık ki Rüstem Efendi’nin hânesine de uğramıştır. Fitnât’ın durumu kısa sürede ağırlaşırken Mehmet’e haber verilmesini ister bir yandan da hasta yatağından kendine ağıt yakan bir şiir yazar :

Çalın davulları çaydan aşağıya aman
Mezarımı kazın dostlar belden aşağı
Koyun sularımı kazan dolunca aman
Aman ölüm zâlim ölüm üç gün ara ver
Al başımdan bu sevdayı götür yâre ver…

Düğününe üç ay kala, gecelerce derin ateşler çektiği bir sabah ezanı vakti ruhunu teslim eder güzeller güzeli inci tanesi Fitnât. Ölümünden birkaç gün önce ellerine kına yakılmasını ister çünkü düğününe eremeyeceğini o da anlamıştır. Mehmet Selânik’e geldiğinde Fitnât’ın selâsı verilmektedir. Gözyaşları içinde Fitnât’ın yarım bıraktığı şiiri Mehmet tamamlar :

Selânik Selânik! Virân olasın
Sen de benim gibi yârsız kalasın
Taşını toprağını seller alasın
Aman ölüm zâlim ölüm üç gün ara ver…

Nice hikayeler var ki cana dokunur. Bu hikaye de yaşanan acılardan türkü olup yakılanlardan sadece biri. Değil üç gün bir gün bile ara vermez kimi ölümler… Türk Halk edebiyatı yaşanmışlıklarla, tarihle, gelenekle ve tüm etnografik, folklorik unsurlarla var olmuştur. Çalın Davulları diğer adıyla Selanik Türküsü Atatürk’ün her dinlediğinde duygulandığı iki damla sessiz gözyaşını döktüğü bir Balkan Tezenesidir.
Salgın hastalıklar, seller, yangınlar, depremler. Olası tekrarlanan doğal afetler. İnsan aklının mâni olamadığı lâkin bilimin ışığında tedbirler geliştirilerek kitlesel ölümlerin engellenebileceği aşikârdır. 1847-1848 salgını tekrarlayıp 1910 yılında da yeniden binlerce can aldı. Yarınlarını göremeden onca yaşam onca hikâye yarım kaldı. Muradına eremeden toprağına erkenden düşen Fitnât’ın; ve sevdası, eli, yüreği yaslı kalan Mehmet’in nezdinde 2023 yılının 6 şubatında Kahramanmaraş merkezli yüzyılın felaketi olarak nitelendirilen 12 ilimizde ciddi can ve mal kaybına neden olan depremde ansızın ölüme uğurlanan binlerce insanımıza rahmet olsun.
Aman ölüm dedik lâkin “aman” vermedin öl

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ayşe Gülçin İlhan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Anayurt Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Anayurt Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Anayurt Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Anayurt Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.