Dine sadakat ve bağlılık

Türk’ün manevi değerlere karşı olan sadakati ve bağlılığı sorgulanamaz. Hele bu kabul ettiği din ise onun için hayatını hiç düşünmeden verebilir. Bundan da haz duyar.
Bağlılıkları genelde maalesef bilinçli ve şuurlu olmaz. Bu zaafları nedeniyle dini ön plana alanlar, duyguları harekete geçirirler. Toplumu yönlendirme imkânı bunların eline geçer.
Günümüz Türkiye’sinde bu sonuçlarla sık karşılaşılır. Genellikle sağ eğilimli iktidarlar döneminde din politik kullanım alanı içine alınarak yaralanma yoluna gidilmiştir. Ne zaman böyle bir yol takip edilse toplumda rahatsızlık, ayrışma ilerlemiştir. Ha bunun karşısında olduğunu söyleyen ama en az bunlar kadar tutucu olan bir kesim vardır ki ilerici, solcu veya çağdaş kategorisinde olduğunu söyleyenlerde normalin üzerinde strese sebep olanlardandır.
Türk’ün asırlar önce kabul ettiği din İslamiyet’tir. İslam’da, İslam’ın Peygamberi de son din ve son Peygamber olduğu Allah tarafından bildirilmiştir.
Son ve mükemmel din İslam dünyadaki 2022 rakamlarına göre 2 milyarı aşmıştır. Bu kadar güçlü nüfusa rağmen dünyada etkin bir konumda değildirler. Müslüman olan devletler genelde güçlü olmayan, Anadolu deyimi ile kendi yağı ile kavrulmaya çalışan devletlerdir.
Bu gerçekler ışığında ortaya çıkan sonuç, Müslümanların dini bilinçli olarak bilmedikleri ve uygulamadıkları gerçeğidir. Yani duyguların hâkim olduğu duygusal İslamlık gerçeği vardır.
Halkının çoğunluğu Müslüman olan Türkiye’de aynı hata yüzdesi yükseklerdedir. Bu da dinimizle ilgili şuurlu olmadığımızı ortaya koyar. Örneğin aklını kullanan, dinini bilen, Kur’an-ı Kerim’in söylediklerini bilen insan sayımız fazla olsaydı kullarını koruma ve şefaat etme gücünün Allah’ta olduğunu bilir, kullardan yardım beklemezdi.
Tüm evreni ve evren içindeki canlı cansız her şeyi yaratanın Allah olduğunu, ancak ondan yardım ve şefaat isteneceğini bilmek ve öyle inanmak ancak bilinçli ve şuurlu olmakla olur.
İslam’ın kutsal kitabı Kur’an okuyanlarımız çoktur ama anlayarak bilerek okuyan Müslüman sayısının fazla olduğunu söylemekte mümkün değildir.
Bizler Kutsal kitabımızı ezbere okuruz veya birilerinin anlatmasıyla biliriz. Onlarda bizi Allah’la korkutarak prim yapmak isterler. Bilerek anlayarak okumuş olsaydık şahısları araya almadan, Allah’ı sevmemiz onun dediklerini harfiyen yerine getirmemiz gerektiği sonucuna ulaşırdık.
Kur’an’ın dediklerini okuyarak anlama seviyesinde olsaydık, ezberlenen, anlamadan, bilmeden okunan Kur’an’ı Kerim’inde sevap getirmeyeceğinin bilincinde olurduk.
Ahlaksızlığın, zinanın sadece kadınlara günah getirmeyeceğini, erkeklerinde aynı ölçüler içinde tutulduğunun farkına ve bilincine ulaşır, zinanın, haramın, yalanın, aldatmanın hak yemenin ve bunun gibi insan onuruna ve gururuna yakışmayan her şeyin tüm kullar için olduğunun şuurunda olurduk.
Deve idrarını içmek gibi gayri insani durumu salık veren adına din büyüğü denen insanlarla karşılaşmazdık.
Allah insanları diğer canlılardan akıl vererek farklı yaratmıştır. Allah’ın bu lütfunu idarinde olmamız ve bize verilen emaneti iyi kullanmamız gerekir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Fuat Yılmazer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Anayurt Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Anayurt Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Anayurt Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Anayurt Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.