Ayasofya Kilisesi

Romalılar Ayasofya Kilisesi’nin inşasından önce Aya İrini Kilisesi’ni katedral olarak kullanırlar. Roma imparatoru I. Konstantin  imparatorluğun dinini Hristiyanlık olarak ilan ederek Ayasofya Kilisesi’nin inşasını başlatır. 337- 361 yılları arasında tahtta olan oğlu II. Constantius Kiliseyi 360 yılının 15 Şubat günü açar.
Tarihi kayıtlarda Socrates Scholasticus Ayasofya’nın Aya İrini yakınında bulunan “Artemis Tapınağı” kalıntıları üzerine inşa edildiğini ve Ayasofya’nın gümüş kaplı perdelerle süslü olduğunu yazmaktadır. Bu ilk Ayasofya’dan (3 kere inşa edilmiş) günümüze ulaşan bir kalıntı bulunmamaktadır.
Birinci Ayasofya Kilisesi Latin mimarisinde yapılmış, ahşap çatılı, önünde toplantı alanı-atrium olan tek sütunlu bir bazilikadır. O gün için muhteşem bir yapıdır. Kilise, 20 Haziran 404’te Konstantinopolis Patriği Aziz İ. Hrisostomos, İmparatoriçe Aelia Eudoksia ile çatışıp ve sürgüne gönderilince çıkan isyanlar sırasında yakılır.
İmparator II. Theodosius bugün ki Ayasofya’nın bulunduğu yere ikinci bir kilisenin yapılmasını ister. Mimar Rufinos’un inşa ettiği ikinci Ayasofya’yı 10 Ekim 415’te açmıştır. 381’de 1. İstanbul Konsili’ne (İkinci Ekümenik konsil)  Aya İrini Kilisesi ev sahipliği yaptığı sanılmaktadır. Ahşap olan İkinci Ayasofya 13-14 Ocak 532’de Nika Ayaklanması’nda yakılır ve yıkılır.
Alman Arkeolog A. M. Schneider tarafından 1935’te yapılan kazılarda batı avlusunda İkinci Ayasofya’ya ait birçok buluntu ele geçirilir. Ayasofya’nın girişinde ve bahçede görülebilen bu buluntular, portik kalıntıları, sütunlar ve kabartma işlenmiş mermer bloklardan bazılarıdır. 7 Havariyi temsilen yapılmış kuzu kabartmalarını görmek mümkündür.
Üçüncü Ayasofya’nın zemininden iki metre daha aşağı bir düzeyde bulunan İkinci Ayasofya’nın uzunluğu bilinmemekte ama genişliğinin 60 m olduğu sanılmaktadır. Üçüncü Ayasofya’nın ana girişinin yanında yer alan İkinci Ayasofya’ya ait cephe merdiveni basamaklarının yaslandığı zemin, kazılar sayesinde görülebilir durumdadır.
İmparator I. Justinianus 23 Şubat 532’de ikinci Ayasofya’nın yıkımının ardından önceki imparatorların yaptırdıkları kiliselerden daha muhteşem bir kiliseyi inşaya karar verir. Mimarlar fizikçi Miletli İsidoros ile matematikçi Trallesli Anthemius görev alır ve taslakları hazırlarlar.
Sanırım İstanbul’un ilk şehir efsanesi bu sırada gerçekleşir. Bir gece İsidoros taslak başında içi geçerek uyuklar. Sabah Ayasofya’nın hazırlanmış bir planına hayretle bakmaktadır. Hiç bir taslağı beğenmeyen Justinianus planı mükemmel bulur, onaylar. Daha gerçek olabilecek bir diğer efsaneye göre de İsodoros bu planı rüyasında görmüş ve çizmiştir. Ayasofya’nın inşası başlar. Trallesli Anthemius inşaatın ilk yılında hayatını kaybedince İsidoros inşaatı sürdürür. Nereden mi biliyoruz? Bizanslı tarihçi Prokopius “Justinian'ın Binaları” adlı eserinde inşaatı anlatır.
İnşaatta kullanılacak malzemeleri üretmek yerine imparatorluk topraklarında yer alan yapı ve tapınaklardaki malzemeler (Efes’teki Artemis Tapınağı, Mısır’daki Güneş Tapınağı Lübnan Baalbek Tapınağı) birçok tapınaktan getirtilen sütunlar kullanılmıştır. On binden fazla kişinin çalıştığı inşaat sonunda Ayasofya Kilisesi günümüzdeki durumunu alır.
23 Aralık 532’de başlanan yapım çalışması 27 Aralık 537’de tamamlanır. İmparator Justinianus ve Patrik Eutychius muhteşem bir törenle açılışı yaparlar. Ayasofya, o güne dek en büyük yapı olarak kabul edilen Süleyman’ın Tapınağı’ndan daha büyüktür. Tarih şöyle yazar; İmparator I. Justinianus (Jüstinyen) açılış konuşmasında “Ey Süleyman! Seni yendim” der.
1453 yılında İstanbul’un Osmanlılar tarafından fethedilmesinden sonra II. Mehmed tarafından camiye dönüştürülür. Mustafa Kemal Atatürk  tarafından 1934’te yayımlanan kararnameyle tadilat yapılıp, 1947’de Bakanlar Kurulu kararıyla yeniden müze olur. 2020’ye kadar müze olarak hizmet verir. 2020’de cami statüsüne geçer; sansasyonel bir duyuru ve kalabalıkla açılır.
Ayasofya, Kutsal Bilgelik Kilisesi ve Ayasofya Müzesi veya günümüzde bir önceki adıyla Ayasofya-i Kebîr Câmi-i Şerîfi (Kutsal Büyük Ayasofya Camii); gerçekte bir kilise ve eski bazilika, katedral ve müzedir.
Ayasofya ne hikmetse sessiz sedasız yeniden müze konumuna (Olması gereken) geçirildi (ama konu ile ilgili hiçbir açıklama yok) ve “Ayasofya Tarih ve Deneyim Müzesi” olarak Sultanahmet Defter’i Hakani Nezareti binasında (İkinci Müze kısmı diyorum ben ona) açıldı. Görsel ve işitsel gösterimlerle 3200 metrekare- 13 salonda Ayasofya’nın 1700 yıllık tarihine ışık tutan profesyonel bir anlatımla ilk fırsatta ailecek gezilecek yerlerden biri olarak ajandamda yer aldı.
Siz not ettiniz mi?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Harika Ören - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Anayurt Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Anayurt Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Anayurt Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Anayurt Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.