Süper Kupa - Süper Tavır

Suudi Arabistan’da oynanacak süper kupa maçı iptal edildi. Ne karar verileceğini bekleyip göreceğiz.

Suudi Arabistan’ın tavrı kabul edilir bir tavır değildi. Orada yabancıların haç’lı formalarla oynamalarına izin veren zihniyet Türk takımlarının Atatürk resimli formalarıyla sahaya çıkmalarına ve Atatürk ‘ün sözlerinin yazılı olduğu afişlere de karşı çıkmış. Bunun üzerine, Türkiye’deki tepki ve hassasiyeti bilen kulüp başkanları:  “…Ne demek Atatürk yok? Atatürk yoksa Türkiye yok, biz de yokuz, maç da yok" diyerek sahaya çıkmadılar, maça çıkmaktan vazgeçtiler. Oynanması için baskılar oldu. Ama 2 takım da kararlı davrandı ve milletimizin beklediği tavrı gösterdi.

Fenerbahçe’yi ve Galatasaray’ı kutluyoruz. Fenerbahçe ve Galatasaray onurlu ve gururlu davrandılar. Atatürk’e sahip çıktılar. Cumhuriyet’e sahip çıktılar. Cumhuriyet’in değerlerine, Atatürk’ün fikirlerine sahip çıktılar. Türk halkını birleştirdiler. Adeta ülkede milli şuurun uyanmasına katkıda bulundular. Bazı yöneticilere ve Suudi Arabistan’a çok önemli bir ders verdiler. Ve o akşam Türkiye Cumhuriyeti kazandı. Türklerin onuru kazandı. O akşam oynanmamış maçı, Atatürk kazandı.

Suudların tavrı kabul edilemez. Para ile her şeyi yapabileceklerini sanan, en hafifinden, şımarıkça bir tavırdır. Elbette onlara önce böyle davranma ortamının verilmemesi gerekirdi.

Avrupa basını bile bu işin yanlışlığını ve takımlarımızın haklılığını vurguladı. Sadece onlardaki şu başlıklara bakmak yeter: “-Her şeyi parayla satın alabileceğini düşünen Arabistan Türk kulüplerinden tokat yedi. -Suudi saltanatına Türk yumruğu -Suudiler neye uğradığını şaşırdı. -Tarihi parayla satın alamazsınız. -Dünya lideri Atatürk’e saygı duyacaksınız.“

Bu maçı orada oynamak yanlıştı. Milleti hiçe saymaktı. Bu Fenerbahçe’ye de Galatasaray’a da yakışmazdı. Türkiye’ye hiç yakışmazdı. Zira futbol,  takımlar ve takımların taraftarları ile bir bütündür. Taraftarı yok sayarsanız yanlış yaparsınız.

Taraftarların tepkisi üzerine bu karardan dönülmeliydi. Dönülmedi. Ama sosyal olayların seyri her zaman planlandığı gibi gelişmez. Olayların kendi şartları ve gerçekleri,  bazan planları bozar.

Elbette özel dostluk maçları her yerde ve her zaman yapılabilir. Ama resmi maçların, hele ulusal bir Süper Kupanın, ülke dışında oynanması en hafif tabiriyle milletimiz üzerinden bir başka ülkeye “kıyak” çekmektir. Bu inatlaşmaya gider ve tehlikeli sonuçları da olabilir Stadyumlarda protestolar başlayabilirdi. Yeni bir kriz ortaya çıkabilirdi. Zira taraftarların çoğunluğu maçın ülkemizde oynanmasını istemiyordu.

Aslında işlerin bu noktaya geleceği önceden belliydi desek yanlış olmaz.  Ülkeye geldiklerinde Anıtkabir’e uğramayan, devlet yetkililerini ayaklarına çağıran, bir ülkenin İstiklal Marşı ile sorun yaşayan bir zihniyetin sahipleri her zaman sorun çıkarabilirlerdi. Çıkardılar da. Bunları görmek gerekirdi.  Şunu bilmeliyiz ki hiçbir maddi karşılık devletimizin onurundan büyük değildir.

Ama bunu göremediler. Israrla her yerde, her yazıda liyakat dememizin ve liyakat aramamızın sebebi budur. Devlette görev alan yetkililerin, gerekli mesleki donanımla birlikte devletin itibarını koruyabilecek nitelikte olması esastır.

Bu vesileyle Birinci Dünya savaşı sırasında Şerif Hüseyin’in adamlarının, İngilizlere yaranmak için Mekke ve Medine’deki Türk hacılara yaptıklarını hatırlatmak isterim:

Bilindiği gibi birinci Dünya Savaşı sırasında yaklaşık 200.000 Türk asker ve sivil İngilizlere esir düştü. Belgelere göre bunlardan ancak 135.000 kadarı dönebilmiştir. İngilizler bunları Malta’dan, Myanmar’a, Irak’tan Hindistan’a kadar dünyanın çeşitli yerlerinde bulunan esir kamplarına gönderdiler. İşte bu esir kamplarından bir tanesi de Mısır’daydı. Mısır’daki 15’ten fazla esir kampından bir tanesi de Raz -El-Tin kampıydı. Bu kamp sivil Türk esirlerini barındırıyordu. Bu sivil Türk esirlerinin sayısı, Kızılhaç’ın raporlarına göre 70’ti. Bu 70 esirin 45’i, 50 yaş civarında; 25’i ise hastalık ve yaşlılık sebebiyle oldukça güçsüzleşmiş ihtiyarlardı.

İşin enteresan tarafı buradaki 50 - 80 yaş arasındaki sivil Türk esirleri, 1916 yılında hac görevini yerine getirmek için Mekke’ye giden Türk hacı adaylarıydı. Savaş sırasında Türklere karşı ayaklanan Mekke Şerifi Hüseyin’in isyancı adamları tarafından hac görevini yapmaya uğraştıkları sırada esir alınmışlardı. Şerif Hüseyin onları Türkiye’ye iade etmek yerine, isyanda kendisine maddi ve manevi yardımda bulunan İngilizlere teslim etti. İngilizler de bu sivil Türk hacı adaylarını Raz-El-Tin kampına getirmişlerdi.

O dönemde Osmanlı Vatandaşı olan Şerif Hüseyin’in adamlarının bu davranışı ne vatandaşlığa sığar, ne insanlığa sığar, ne Müslümanlığa sığar ve ne de kardeşliğe sığar… Elbette bütün Arapları kast etmiyoruz. Türklerle beraber çarpışanlar da vardı.

Süper Kupa sebebiyle yaşanan olaylar konuşulunca ben de bu tarihi olayı hatırlatmak istedim.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Cemalettin Taşkıran - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Anayurt Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Anayurt Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Anayurt Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Anayurt Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.