Sınırsız ve bilinçsiz özgürlük

Mevlana’ya adalet nedir diye sormuşlar; “ağaçlara su vermek” diye cevaplamış. Zulüm nedir diye sormuşlar; “ dikeni sulamaktır” demiş.
Kutuplar keskin olur. Yaralayıcı olur. Keskin uçların her zaman kendilerine de çevresine de olumlu katkısı az olur. Özgürlükte öyle sınırlarını tespit edip iyi kullanırsan mükemmeldir. Hem kendin için hem çevren için doyurucu ve mutlu edicidir.
Özgürlük; “insanın her türlü etkiden bağımsız olarak kendi isteği, iradesi ve düşüncesine göre karar verme, hareket etme serbestisidir.” Tabi bunu derken özgürlük sınırsızdır anlamı çıkarılmamalıdır. Dünyada her şeyin bir sınırı olduğu ve olması gerektiği gibi özgürlüğünde bir sınırı vardır, olmalıdır.
Sınırsız özgürlük sahibi birey hem kendine hem çevresine telafi edilemeyecek zararlar verebilir. Birinin özgürlüğünün başladığı yerde diğerinin özgürlüğü son bulur. Öyle bir sınırlama olmasaydı dünyada denge ve düzen diye bir şey olmazdı.
Özgürlüğü sınırlandıran yazılı ve yazısız yasa ve kurallar vardır. Yazılı ve yazısız kurallar birbirleriyle çelişmez. Yazılı kurallar yasalar, yönetmelikler, yazısız kurallar ise töre, adet ve geleneklerdir.
Türkiye’de özgürlük konusu bilinçli işlenmemektedir. Bu değerlerin öğretilmesinde ilk başlangıç yeri çocuklardır.
Bireyler için dünyada ihtiyacı olan sosyal ve kültürel bilgilerin verilmesinin başlangıcı ailededir. Çocuk ailede gördüklerini temel olarak alır. Özgürlüğün başlangıç ve bitiş noktasının bilgileri çocuk yaştaki bireylere verile bilinirse ilerdeki yaşamında zorluklar çekmez. Makul ve kabul edilir bir birey olarak hayatını sürdürür.
Çocuğa öğretilecek başlangıç ve bitiş sınırları çocuğa üzücü olmaz, koruyucu, kollayıcı olur. Küçükken öğreneceği bilgiler küçük ve ileri yaşlarda da yapıcı, olumlu, kendine güvenli olarak hayatta dimdik durmayı bilir. Bunun aksine kuralsız ve sınırsız yetişirse, her istediği, her dediği, her arzusu anında yerine getirilirse, bunu hayatının her döneminde isteyecek bulamadığı zaman büyük hayal kırıklığına uğrayıp kendine de topluma da zararlı bir birey olacaktır. Çünkü dünkü alışkanlıklarıyla yaşamak isteyecek bulamayınca kişiliksiz veya saldırgan bir birey olarak toplum içinde ki yerini alacaktır. Tabi kendine güvenmeyen, hakkını arayamayan, birilerine bağımlı olarak hissedecektir.
İşte bu durumda Mevlana’nın yazımın başında olan ve doğruları hatırlatan sözünün doğruluğu ortaya çıkar. Mevlana’ nın bu sözüne göre çocuklara ihtiyacı olan bilgileri onlarla paylaşmak onları sulamak gerekir.
Fransız yazar Jean Paul Sarte; “ iki kent arasındayım; biri bilmiyor beni, öteki tanımıyor” der.
Dünü ile bağlantısı olmayan, yarınla irtibatı kuramamış çocuk yetiştirip, hasta bir beyni topluma göndermek gibidir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Fuat Yılmazer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Anayurt Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Anayurt Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Anayurt Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Anayurt Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.