Kış klasiği

Mevsim tam anlamıyla kışa döndü ve bismillah ilk sel felaketinde Zonguldak’ta dört, Batman’da dört ve Diyarbakır’da da bir olmak üzere dokuz vatandaşımız hayatlarını kaybetti. Yine bu süre içinde Karadeniz’de de batan bir gemimizde 11 denizcimizi yitirdik. Çoğunun cenazesine bile ulaşamadık henüz. Meteoroloji uzmanları, bundan böyle kış mevsimi koşullarına girildiğini söyleyerek yağışların devam edeceği bilgisini veriyorlar.
Biz gelelim neden böylesi bir çağdışı ölümlerle karşı karşıya kaldığımızın cevabını bulmaya.
Birçok kentimizde cadde ve yollar göle dönerken, dereler taştı, köprüler yıkıldı ve yollar ulaşıma kapandı. Tüm bu yaşadıklarımız doğal mı? Bunları asgariye indirmek mümkün değil mi?
Elbette mümkün. Dere yatakları çevresinde yapılaşmaya, çarpık kentleşmeye, alt yapısızlığa, plansızlığa dur demeye ve gerekli önlemleri almaya bir başlayabilsek tüm bu felaketleri asgariye indirmemiz mümkün olacak. Ama bilimden uzak durduğumuz ve çıkar ilişkilerini önde tuttuğumuz için her yıl buna benzer onlarca felaketi yaşıyoruz.
Çevre felaketleri sadece ülkemize ait bir sorun değil. Ancak ülkemizde yıkıcı etkileri nedeniyle daha çok tartışıyoruz.
Dikkat edilirse, yaşadıklarımız akarsu yatakları çersindeki düzensiz ve bilimden uzak kentleşmeyle birlikte anılıyor. Özellikle Karadeniz Bölgemizde, akarsuların önüne çekilen bentler, akarsuyun denizle buluşmasını engelleyen yollar ve köprüler ilk akla gelenler oluyor.
21. Yüzyıla giren ülkemizde, halen yaşanan her sel felaketinde vatandaşlarımızın hayatını koruyamıyorsak bu işte bir terslik var demektir. Çünkü, bunun temelinde bilinçsizce yapılan konutların ve bu konutların ihtiyacını karşılamak üzere katledilen ormanlarımızın payı büyük. Kesilen her bir ağaç, o bölgenin iklim yapısını olumsuz bir şekilde etkiliyor. Yağışlar düzensizleşiyor, dengeli ve sürekli yağışların yerini, aniden bastıran ve önünde hiçbir engel olmadığı için de ağır ve yıkıcı sellere bırakıyor.
Ülkemizde yaşanan temel sorunlardan biri ormanlarımızda başlatılan acımasız ağaç katliamıdır. Taş ocağı, maden ocağı, altın maden ocağı, mermer ocağı ve kömüre dayalı santral kurulması gibi nedenlerle o kadar çok ağaç kesiliyor, o kadar çok orman arazisi heba ediliyor ki yazmakla bitmez.
Dünyada, bizden başka hiçbir ülkede, vatandaşlar ormanlarını devlete karşı korumak zorunda kalmıyordur. Köylerimizin, burada yaşayan vatandaşlarımızın yıllardır ekip-biçtikleri arazileri, meyvelikleri, zeytinlikleri, hayvanlarını otlattıkları meraları bir bakıyorsunuz ki, dozerlerin, toprak kazıyıcı makinelerin kamyonların istilalarına uğramış yerle bir ediliyor.
Ağaçlara sarılıp ağlayan, “onlar benim evlatlarım” diyen yaşlı nineler, dedeler, kadınlar ve çocuklar ne yaparlarsa yapsınlar bu acımasız katliama dur diyemiyorlar. Haklarını yasal yoldan arayanlar ise aradan aylar geçtikten sonra “siz haklısınız” kararına karşın önlerine tam bir enkaz konuyor.
Doğa kendine yapılanı unutmuyor ve hangi şartlar altında olursa olsun intikamını bir şekilde alıyor. Bu kimi zaman sellerle oluyor, kimi zaman kuraklıkla, kimi zamanda çölleşerek hesap soruyor.
Biz bu ülkeyi, babalarımızdan miras olarak almadık. Ama çocuklarımıza, torunlarımıza da en azından teslim aldığımız gibi bırakmak zorundayız. Bu çocuklar, yıllar sonra çölleşen bir ülkeyi miras bıraktığımızda hiçbirimizi rahmetle anmayacaklar.
Şimdi diyeceksiniz ki, orman katliamıyla, şehirlerdeki yağışların sellerin ne ilişkisi var. O kadar çok ilişkisi var ki, iklim dediğiniz dünya düzeninin en önemli parçası işte burada devreye giriyor. Kesilen her bir ağaç, o ülkenin iklim yapısını bozuyor. Mevsimler değişiyor, ne yazdan, ne kıştan ne de baharlardan bir şey anlamıyoruz.
Kasım ayının sonuna geldik, birkaç gün dışında ülkemiz kar yağışı görmedi. Yağan yağmurlarda sel olup önüne ne gelirse silip süpürdü. Yazın sıcağından ne yapacağımızı bilemez hale geldik. Yeterli ve düzenli yağış alamadığımız için de barajlarımız, göllerimiz ve akarsularımız kurudu.
Bunların hepsine topluca baktığımızda değişen iklim koşullarının yarattığı olumsuz tabloyu görüyoruz. Artık ülkemize hoyratça davranmaktan vazgeçelim. Her bir ağacın kıymetini bilelim. Bizler, Hz. Muhammed’in “Kıyamet kopsa bile, o zaman elinizde bir fidan bulunuyorsa ve onu dikmek için de bir engel yoksa o fidanı hemen dikin” hadisiyle büyümüş bir nesiliz.
Sözün özü, ülkemize böyle hoyratça davrandığımız sürece, daha birçok sel felaketiyle, doğa olaylarıyla yüz yüze kalırız. Elimizi, doğamızdan, doğal güzelliklerimizden zaman geçirmeden çekilmesi dileğiyle!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Oktay Taş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Anayurt Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Anayurt Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Anayurt Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Anayurt Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.