Siyasette amaç kazanmaktır

2017 sonlarında kurulan bir partimize milletimiz büyük umutlar bağlamıştı. Açıkçası bu partinin ortaya çıkışı bütün kamuoyunda çok olumlu karşılanmış ve birden bire, içinden koptuğu partiden daha popüler bir konuma yükseltmişti kendisini.

Ama daha sonra istenmeyen ve beklenmeyen olaylar yaşandı partide. Bunların sonunda da bahsettiğimiz partinin kamuoyundaki popülaritesi oldukça azaldı. Bunu son seçimlerde net bir şekilde gördük desek yanlış olmaz.

Kamuoyu desteğinin azalması dışında bu partimizden son zamanlarda bir ayrılma, bir istifa furyası da yaşanmaya başlandı. Bu da, yine kamuoyu nezdinde, söz konusu siyasi partinin yıpranmasına neden olan bir başka sebep olarak ortaya çıkmaktadır.

Gerek son seçimlerde beklenen başarının sağlanamaması, gerek partiden üst üste ayrılmalar, bu ayrılmalara yönelik parti yönetiminden yapılan açıklamalar ve bu açıklamalardaki üslup neredeyse partiye zarar verecek noktaya gelmiştir.

Mahalli idare seçimlerinin yaklaştığı şu aylarda, kanaatimizce, siyasi partiler tek başlarına kazanma şanslarının olmadığı durumlarda daha esnek ve daha dikkatli politikalar yürütmek zorundadırlar. Aksi hüsran olabilir. İlkeli hareket edeceğim diye,  kazanamayacağını bile bile, inatla belli bir politikayı sürdürmek, ideolojik olarak doğru görülse bile, siyasi olarak doğru ve sonuç alıcı değildir.

Siyaset, bir yerde, toplumda çatışma halinde olan düşüncelerin uzlaştırılması faaliyetidir. Bu uzlaştırma faaliyetinde ise asıl amaç iktidarın elde edilmesiyle gerçekleşir. Bir siyasi parti için amaç kazanmaktır. Amaç parti görevlilerinin particilik yapması değildir.

Bunun için de, seçime katılan partiler,  gerektiğinde, ittifak ilkesinden hareketle, birleşip birlikte hareket edebilirler. Bu durumlar katılımcı demokrasi ilkeleri arasındadır ve önemlidir. Şayet bu önlemler alınmaz ve uygulanmaya konulmazsa, daha fazla seçim kaybedilebilir ve giderek    partinin varlığı sorgulanmaya başlar.

Artık şunu herkes görmeli: Çoktandır bu ülke insanı için tuttuğu siyasi parti, vazgeçilmez olmaktan çıkmıştır. Halkın sezgisi ve kendisini yenilemesi, kendilerini yenilemeyen lider ve yönetim kadrolarını çoktan aşmıştır. İdeolojik partilerde bu durum daha ender ve daha zor olsa da gerçek budur.

Günümüzde özellikle büyük bir çoğunlukla iktidara gelmiş olan partilerin karşısında; seçimlerde devlet imkanlarını açık bir şekilde kullanan partilerin karşısında başarılı olabilmek, ancak kurulabilecek seçim ittifaklarıyla mümkün olabilmektedir.

Bir önceki ittifakın başarısız olması bir sonrakinin de aynı akibetle sonuçlanacağı anlamına gelmez. Gelmemelidir.  Akılla, soğukkanlılıkla ve çok iyi hesap yaparak; her şeyi baştan konuşarak, gerekirse anlaşılan, uzlaşılan konuları ya da uzlaşılamayan konuları açık bir şekilde bir protokole bağlayarak  başarısız olması istenen rakibe karşı birlikte hareket etmek siyasi partilere başarıyı getirebilir. Sonrası kadrolarına ve kabiliyetlerine kalmıştır.

Kanaatimizce kazanamayacağını göre göre, kazanma ihtimalinin olmadığını bile bile her yerde kendi adaylarıyla seçime girmeye karar vermek bir yerde siyasi intihar anlamına da gelebilir. Tabi ki bu karar siyasi parti yönetimlerine aittir. Siyasi intihardan kastımız, bir siyasi partinin, geniş çapta destek ve güven kaybederek, partiyi destekleyen halk tarafından bu destek ve güvenin  hızla düşmesidir..

Bu duruma siyasi parti liderlerinin çok dikkat etmesi gerekir. Hele hele Merkezde bir parti olma ve bütün ülke sevdalılarını, millet sevdalılarını kucaklama düşüncesinde olan bir siyasi hareketin fazla gel-gitleri ve aşırı sert söylemleri onu hem merkezden uzaklaştıracak hem de kısa sürede başarılı olmasını engelleyecek bir unsur olabilmektedir.

Siyaset, genelde siyaseti bilenlerle yapılır. Elbette Siyaseti öğrenmek isteyenler de bu yapıda görev alacaklardır. Ama ne yaptığını, nasıl yapılacağını bilen kadroların siyasette olmasında ve ön plana çıkarılmasında büyük yararlar vardır. Bu yararların başında da kamuoyuna, ülke meselelerini ancak bu kadroların çözebileceği düşüncesinin verilmesi gelir. Bu kadrolar “Alternatif mi var?” sorusununa verilecek en iyi cevap olur. Bizce ülkemizde bugün en büyük eksiklik bu alternatifsizlik görüntüsüdür.

Bizden söylemesi…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Cemalettin Taşkıran - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Anayurt Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Anayurt Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Anayurt Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Anayurt Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.