Ankara DT sezonlardır Godot’yu bekliyor

Samuel Beckett’in klasikleşen oyunlarından biri olan “Godot'yu Beklerken”, Türkiye’de ilk kez 1954 yılında İstanbul Küçük Sahne Tiyatrosu’nda, Ankara’da ise 1963 yılında Ankara Sanat Tiyatrosu’nda sahnelendi. Varoluşçuluk felsefesini başarılı bir şekilde işleyen eser, sahneye konduğu ilk günden itibaren birçok tepkiyle karşılaşmış olup savaş sonrası yazılan diğer pek çok oyun gibi umudu beklemeye yönelik. İki perde boyunca zaman ve mekân kavramları gözetilmeksizin beklenen Godot, belki de umut…

Ankara DT’nin sezonlar sonra bu yıl yeniden sahnelemeye başladığı oyunun yönetmen koltuğunda Cem Emüler; oyuncu kadrosunda ise Özgür Öztürk, Ulaş Ersoy, Orhan Özyiğit ve Koray Alper bulunuyor. Prömiyer yaptığı 4 Ekim'den beri kapalı gişe oynayan Godot, Akün Sahnesi’nde tiyatroseverlerle buluşmaya devam ediyor.

Bundan 3 yıl önce yine Ankara DT’de İlham Yazar’ın yönettiği “Godot’yu Beklerken’i Beklerken”i izlemiştim. Oyun, bir tiyatroda “Godot’yu Beklerken” sahnelenirken, kuliste hiç gelmeyecek sıralarını bekleyen iki yedek oyuncunun hayli pesimist ve iç karartıcı diyaloglarından ibaretti. Adeta hayatları boyunca görünmez olmanın acısını biz izleyicilerden çıkaran bu iki karakter beni öylesi sıkmış ve Godot’nun asıl hikayesine öylesi uzak hissettirmişti ki, sezonlarca “Godot’yu Beklerken”in de Ankara’da sahnelenmesini ummuştum. Haliyle bu sezon Akün Sahnesi’nin önüne yarım saat erken gidip bir kahve içerek “Godot’yu Beklerken’i bekliyorum” esprisini yapmaya hak kazandım.

Oyuna gelecek olursak; baş kahramanları Vladimir ve Estragon toplumda yer edinememiş, kendilerini herhangi bir yerde konumlayamamış iki karakterdir. Bütünsel olmayan bir gerçeklik ve zaman algısı içerisinde yoksul ve karınları aç; kimi zaman birbirleriyle, kimi zaman karşılaştıkları insanlarla diyaloglar kurarak hep aynı yerde ve sanki hep aynı zamanın içerisinde Godot’yu beklemektedirler. Onlar için zaman yoktur, alışkanlıklar vardır. Oyunun akışında bu iki karakterin alışkanlıkları üzerinden monotonluğun eziyet ediciliği vurgulanır. Yaşam ise bu eziyet edici monotonluğun kendisidir. Karakterlerin varoluşsal sancıları da belki de burada başlar. Zaman döngüsel bir araftır. Kurtuluş ise nihayet Godot’nun gelmesi, onlara iş verip karınlarını doyurmasıdır. Ancak Godot hiç gelmez. Yine de hep aynı yerde, dünün hayal kırıklığından sıyrılmış şekilde hep aynı umutla beklenen Godot’dur.

Dünün hayal kırıklıklarından sıyrılarak hep aynı umutla beklemek… Kurtuluşu asıl monotonluğumuzda değil de yarının bilinmezliğinde ummak... Kendi hayatını benimseyememek ve dolayısıyla olay örgüsünde savrulmaya açık konumda bulunmak...

Rutinleri bir tür hayata ikna aracı olarak gördüm hep. Rutinler vardı. Rutinler var olmaktı. O gazetenin pazar ekini almak için pazar günü erken kalkmaktı ve o radyo programı için hafta sonu saat 10’da hep evde olmaktı. Rutinler, kendi hayatımı benimseyebilmemi sağlar; uzun ve karanlık boşluklarda yolumu berraklaştırırdı.

Belki de Godot’yu beklemek de o rutinlerdendi…

Oyunun yan karakterlerine gelirsek, Pozzo ve Lucky, sahip ve köleyi temsil eder. Pozzo burjuva bir sahiptir. Fiziksel rahatsızlıkları vardır ancak perde boyu uşağı Lucky’e eziyet etmekten de geri durmaz. Ancak ikinci perdede, yolları Vlademir ve Estragon ile yeniden kesiştiğinde; Pozzo kör, Lucky dilsiz olmuştur. Pozzo ve Lucky değişen yaşam koşuluyla birlikte ilk perdede keskin şekilde görülen efendi-köle ayrımından sıyrılmışlardır. İkinci perdede Pozzo kör olduğundan Lucky’e muhtaç durumdadır.

Karakterlerin, çözümlemesini yapamadıkları gizemlerle dolu gerçek dünya içerisinde bir anlam oluşturmaksızın Godot’yu beklemeleri varoluşçu felsefenin temeli olan “İnsan bu dünyaya fırlatılmıştır, bu dünyaya terk edilmiştir ve burada unutulmuştur” önermesini akla getirir. Vlademir ve Estragon adete gerçekliğin içine fırlatılmıştır. 

Ankara’nın sezonlardır beklediği Godot, belki de tam da umuda ihtiyacımızın olduğu şu sonbahar günlerinde yeni sezonda seyircileriyle buluştu. Her ulusun kendisini karanlıktan çıkaracağı umuduyla beklediği ancak hiç gelmeyecek olan bir Godot’su olduğu gerçeğini yüzümüze vurarak. Belki de Godot gelecek yılda tüm o bekleyişlerimizin karşılığını verir. Kim bilir…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nur Yıldız - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Anayurt Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Anayurt Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Anayurt Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Anayurt Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.