Endüstri devrimi ve Türkiye

Endüstri Devrimi 18.yüzyılda bilimsel ve teknolojik alanda yaşanmıştır. Bu dönemde özellikle Avrupa’nın ve Kuzey Amerika’nın köylü ve çiftçi toplumları , endüstrileşmiş ve kentli toplum haline dönüşmüşlerdir. Elle ve binbir emekle meydana getirilen mallar, fabrikalarda , büyük ölçekte, makineler tarafından üretilmeye başlamıştır. Başlangıçta bu değişim tekstil ve demir endüstrilerinde kendini göstermiştir. 1700’lerden itibaren bazı buluşlar olmuşsa da gerçek büyük değişim, 1830’larda İngiltere’de kendini göstermiştir. Oradan da bütün dünyaya dağılmıştır.
Bu başlangıçtan çelik, elektrik, ve otomobil endüstrilerinin kuruluşuna kadar geçen dönem I.Endüstri Devrimi, bu endüstrilerin başlamasıyla ortaya çıkan dönem II. Endüstri Devrimi olarak adlandırılır. Endüstri Devrimi yalnız bir ekonomik büyüme değil, fakat ekonomik ve sosyal toptan değişimdir. Bu değişim yoluyla ekonomik büyümenin ve refahın – gönenç’in – artışının hızlandırılmasıdır. III. Endüstri Devrimi ise haberleşme, enerji ve ulaşımda, birinci ve ikinci devrimlerde olduğu gibi olağanüstü değişimlerin yaşanacağı dönemdir.
Kazanılabilir enerji, digitizasyon ve akıllı otomobille bu devrim yaşanacaktır. Solar enerji depo edilebilecek, herkes çok hızlı çalışan bedelsiz broadband ile haberleşecek ve yollarda elektrikle çalışan, akıllı, sürücüsüz ve hızlı giden araçlar kullanabilecektir.
Dinde reform hareketleri , Almanya, Fransa, ve Hollanda’da başlamış iken ve daha sonra İngiltere’ye ulaşmışken , bilgi ve teknik düzey bu ülkelerde ve İngiltere’de aşağı yukarı eşit iken, 18.yüzyılın sonunda tarihte yerini alan I. Endüstri Devrimi neden ilkin İngiltere çıktı ve kendini çoğunlukla Protestan nüfusun bulunduğu bölgelerde gerçekleşti? Bu soruya Marxist İngiliz iktisatçısı Hobsbawn ‘ın verdiği yanıt şöyle özetlenebilir:
1: Endüstrileşmenin ön koşulları 18. Yüzyılda , İngiltere’de zaten vardı. Endüstri öncesi toplumlarda var olan ekonomik, sosyal ve ideolojik bağlar kopmak üzere idi. Emeği tarımdan endüstriye kaydırmak kolaydı. 2: Ekonomik dönüşümü gerçekleştirecek , gösterişe yatırım yapmayacak, üretime yatırım yapacak sermaye vardı. 3: Ülke tam bir Pazar ekonomisine sahip değildi fakat, ulusal tek bir Pazar bir çok açıdan oluşmuştu. 4:Ulaşım ve haberleşme kolaydı. İngiltere’de karadaki hiçbir nokta denizden 150 km.den uzak değildi. 5:Başlangıçta üstün yetenekli ve teknik bilgiye sahip insana ihtiyaç yoktu. Normal insan ; mekanik aletlerin kullanılmasını bilen , öğrenmek isteyen ,pratik deneyimi olan , girişken insan yeterliydi ve İngiltere’de bu birikim vardı.6: Ufak ölçekte ve ufak sermaye ile işe başlamak mümkündü. 7: Özel teşebbüs için yaratıcılıktan çok, kar önemliydi. Yaratıcılık kardan sonra gelebilirdi. Karı yaratan pazardı. Pazar da nüfus artışı, maddi olmayan üretim alanlarından gelir getirecek alanlara kaymak ile genişletebilirdi. Bunlar İngiltere’de vardı. 8: Ayrıca İngiliz malları için yalnız iç Pazar değil dış Pazar da mevcuttu.
Bu sayılan koşulların yanısıra önemli diğer bir etken 1781’de İngiliz ulusunun ‘’okuyanların ulusu’’ olması idi. Ülkede çok az kasaba dışında , her yerde kütüphane vardı. Bütün dükkanların yazılı levhaları vardı. Okuma yazma oranı diğer Avrupa ülkelerine göre en yüksek düzeyde ,% 30 civarında idi. Her ne kadar kıral İngiliz Kilisesi’nin başı ise de, ülke Protestanlğın sonucu seküler bir ülkeye dönüşmekteydi.
İngiltere’de endüstrileşme devrimi önce tarımda başladı. Tekstil endüstrisi, demir ve çelik, su kanallarıyla ve demiryoluyla ulaşım, buharla çalışan makineler, lokomotif, demir köprüler, Atlantik yolculuğu yapacak büyük kapasiteli gemiler, uçak, bisiklet, otomobil , posta, telgraf, telefon, telsiz, ve televizyonla devam etti. Endüstrileşme beraberinde bir çok sorunlar getirdi. Bunların çözümü yeni olanaklar doğurdu.
İngiltere I. Endüstri Devrimini önde bitirdi. Fakat, II.sinde geride kaldı. Devrim sırasında Protestan - Puritan iş ahlakının egemen olduğu Calvanist, Methodist, Quaker ,ve Presbyterian tarikatlarına mensup iş adamları öncü rol oynadılar. Bu tarikatlar dinde karmaşıklığı değil , kolay ve anlaşılabilirliği öğretiyordu. Ve Latince İncil değil, İngilizce yazılmış İncil kullanılıyordu. Halk okuduğunu anlıyordu. Tanrı kilise aracılığından insanın göğsüne inmişti.
Devamı haftaya

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Güran Tatlıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Anayurt Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Anayurt Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Anayurt Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Anayurt Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.