Tarım ve hayvancılık çöktü

Sevgili okurlarım;

Her yaz memleketim Rize’ye gidiyorum. Daha doğrusu Samsun-Artvin arasında dolaşırım. Uğramadığım ilçe, gitmediğim köy kalmıyor. 50 yıl öncesini hatırlarım. Köyde yaşayanların yüzde sekseni tarım ve hayvancılıkla uğraşırdı. Kendi etini, sütünü yapar, tarım arazilerini ekerdi. Şehirden sadece şeker, tuz, un ve sabun gibi temel gıda maddeler alınırdı.

Son 30 yılda yaylada, köyde hayvancılık yapan tek aile kalmadı. Mısır tarlalarımız olurdu. Bahçemizde lahana, fasulye, patates ve meyve sebze yetişirdi. Her ailenin geçim kaynağı kendi bahçesiydi. Ve kendi kendine yetiyordu. Çay ektik, suni gübre vurduk ve uygulanan politikalar yüzünden tarımı, hayvancılığı bitirdik. Tütünü de fındığı da toprağa gömdük.

*

Türkiye Venezuela’da 400 bin hektar arazi kiralayıp tarım yapma projesini geliştirdi. Türkiye yalnız Venezuela’da değil, Afrika ve Latin Amerika’da 10 ayrı ülkeden toprak kiralayacak.

 Peki, Türkiye’nin verimli arazilerinin suyu mu çıktı? Türkiye’de ekilecek arazi mi kalmadı? Türk çiftçisinin bir eli yağda, bir eli balda da “Valla daha fazla toprak ekemem” mi diyor?

Türkiye’de toplam 38 milyon 300 bin hektar tarım arazisi mevcut. Türkiye, son 10 yılda tarım arazilerinin yüzde 8.2’sini kaybetti. Yitirilen 2 milyon 113 bin hektar tarım arazisi dünyanın 87 ülkesinden daha büyük!

Bunun üzerine, 3 milyon hektar verimli tarım toprağı da ekilmiyor, ekilemiyor! Çünkü son 10 yılda topraklarımızı kaybettiğimiz gibi bu işe gönül vermiş, babadan, dededen çiftçimizin neredeyse yarısını da kaybettik!

Çiftçimiz tembeldi, fazla kazançtan şişmişti, bir eli yağda diğer eli baldaydı da onun için mi kaybettik? Hayır, tarladaki ürününe verilen taban fiyat yaptığı harcamanın yarısını bile karşılamıyor, aracı tüccarın elinde oyuncak haline geliyordu da onun için kaybettik!

 Çiftçi, “asgari ücretle çalışsam yine kardayım” diyecek duruma düşmüş vaziyette!

*

Bir zamanlar buğday ambarı diye bilinen Türkiye’nin her yıl artarak ithal ettiği başlıca ürün buğday, iyi mi! Tohumu Anadolu’dan dünyaya yayılan bu altın ürünün son hali bu! Sonra sırasıyla arpa, mısır, baklagiller geliyor. Dünyanın yüz küsür ülkesinden ithalat yapıyoruz.

Meralarımız deseniz, bugün var, yarın yok tadında! Önünden geçtiğiniz merayı ertesi gün bulamıyorsunuz neredeyse! Çünkü üzeri binalarla, villalarla donatılıyor!

Üstelik Kemal Derviş’ten miras “kendi tohumunu üretme yasağı” 20 yıldır bu iktidar tarafından da titizlikle uygulandığı için Türk çiftçisi örneğin İsrail’den ithal edilen “bir defalık” tohuma muhtaç bırakılıyor. Yasağa uymayanlara hapis ve para cezası var!

*

Tarım böylesine bir sefalet içinde de hayvancılık farklı mı sanki? Türkiye, hayvancılıkta, “ithalattan kurtulmak” için ithalat yaptıkça daha çok dışa bağımlı hale geliyor. Damızlık düve, besilik kasaplık sığır, karkas et, koyun, kuzu, keçi, yem, saman, aşı, ilaç ve daha birçok ürün ithal ediliyor. Hayvancılık çöktü.

Bu dramatik çöküşü siz de kolaylıkla görebilirsiniz; et ve süt fiyatlarına bakmanız yeterli! Süt üreticisi çaresizlikten süt veren ineklerini ağlayarak kesime yolluyor! Et için Arjantin’den Sırbistan’dan ve bir yığın başka kaynaktan canlı ya da karkas et ithal ediliyor.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Osman Yazıcı - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Anayurt Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Anayurt Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Anayurt Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Anayurt Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.