Mutfak ve tencere

Yapılan araştırmalar, insanoğlunun mağara devrinde bile beslenmesi için mağaralarında ayrı bir yer ve araç-gereç kullandıklarını gösteriyor. Mutfak son derece ilkel de olsa ilk insanla başlamış. İlk önceleri bitkisel besinler toplayarak daha sonra ise hayvansal besinleri avlayarak beslenmişler. İnsanlar yerleşik düzene geçip toprağı işlemeye başladıktan sonra yemek pişirme yöntemlerini geliştirmiş.

Mutfağın gelişiminde Mezopotamya’nın önemi büyük. Mezopotamya ile başlayan yemek pişirme sanatı Çin ve Anadolu mutfakları olarak iki kısma ayrılmış. Çin mutfağı tüm Uzak Doğu mutfaklarını etkilerken, Anadolu mutfağı ise tahıl ve sebze meyve türleriyle gelişmiş. Konunun uzmanları, Anadolu mutfağından, Mısır mutfağının da etkilendiğini belirtiyorlar.

Eski Mısırlılar, Milattan önce 4000’li yıllarda bugünkü insanların yedikleri yiyecekleri tüketmişler. Sebze, meyve ve et en çok tüketilen besinler arasında yer alıyormuş. Eski Mısır’da, mutfağın gelişmesine en büyük katkıyı rahipler vermiş. Rahipler tarafından hazırlanan bu zengin yiyecekler tapınaklarda tanrılara sunulmuş.

Türk mutfağı oldukça renkli ve çeşitli bir mutfak olarak nitelendiriliyor. Bunun nedenleri: Türk Ulusunun dünyanın en eski toplumlarından biri olması. Türk Ulusu, göçebe olması sebebiyle birçok ulusla etkileşim halinde olmuş ve birçok coğrafyada yaşamış. Mutfak kültürünün başlangıcı olarak kabul edilen Mezopotamya mutfağı, Anadolu mutfağını da etkilemiş.

Osmanlı İmparatorluğunun geniş bir coğrafyaya yayılmasıyla bu bölgelerdeki mutfaklardan da etkilenmiş, gelişmiş Fransız mutfağından bazı pişirme yöntemlerini almış. Türk mutfağında 3000 çeşidin üzerinde yemek olduğu belirtiliyor.

Bu kadar mutfak kültüründen sonra gelelim, mutfağın temel taşına. Mutfağın en temel parçası olara tencere bilinir. Tencereyi çeşitli kaynaklar şöyle tanımlıyor:

“İçinde yemek pişirilen, kapaklı, genellikle metal kaba tencere denir. İçinde yemek pişirmek veya bir şeyler kaynatmak amacı ile genellikle metalden üretilmiş derince, çoğu zaman yuvarlak biçimli mutfak eşyasıdır. Değişik çaplarda üretilmiş fonksiyonları vardır. Tencerelerin topraktan yapılmış olan türlerine ise güveç denir.”

Tencerenin geçmiş, ilk insanları ateşi bulması ve avlandıkları hayvanların daha iyi pişirilmesi amacıyla bugünkü formatından çok farklı, topraktan ürettikleri araçlar olduğu rivayet edilir. Ancak, 14. yüzyılda hemen hemen tamamıyla bugünkü şeklini almıştır. O zamanlar tencereler sadece yemek pişirmek için değil, su kaynatmak, hatta içinde çamaşır yıkamak için bile kullanılıyormuş. Tencereler ilk başlarda dökme demirden yapılırken, sonraları toprak, bakır, alüminyum, emaye ve camdan olanları da hayatımıza girmiş.

İşte hayatımıza binlerce yıl önceden giren tencere ve mutfak hayatımızı sürdürmemiz için vazgeçilmez iki temel unsuru olmuş. İnsanlar, evlerinde yatacak mekanları oluştururken hemen yakınlarına bir de mutfak yapmışlar. Mutfakta ateşin yanacağı bir ocak ve üzerine koyacakları bir tencere edinmişler. Çünkü varlıklarını sürdürebilmeleri için öncelikle karınlarını doyurma ihtiyacı ortaya çıkmış.

Tencere kaynadıkça karınları doymuş. Karınları doydukça, kurdukları düzene daha çok bağlanmışlar. Kurdukları düzeni geliştirmişler. Onun için, rahmetli Süleyman Demirel, ülkeyi yönettiği yıllarda tencerenin kaynamasına ayrı bir önem vermiş ve yıllardır söylene gelen “tencereyle gelen, tencereyle gider” sözünü sarf etmiştir.

Evet, evinde yiyecek aşı, kaynayan tenceresi olmayan insanlar kendilerine bunları sağlayacak kimseleri yanı başında görmek isterler. Eğer; bu günlerde, sıkça, evde kaynamayan tencerelerden söz ediliyorsa bir sebebi olsa gerek. Her evde, mutfağında yanan bir ocak, üzerinde de içinde kaynayan yiyecekler olan bir tencere varsa o ülkede mutlu insanlar yaşıyor demektir. Ama, aksi bir hal söz konusuysa mutsuz insanlar, düne bakmazlar, bugüne ve yarına bakarlar.

Bizden hatırlatması!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Oktay Taş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Anayurt Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Anayurt Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Anayurt Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Anayurt Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.