İrticanın tarihçesi

Sevgili okurlarım, Arapça bir kelime olan irtica, geri gitme, geriye dönme anlamında kullanılır.

Türk Dil Kurumu’nun Türkçe sözlüğünde ise, “İrtica” kelimesi tek sözcükle tanımlanmıyor: “Gericilik”.

Bilindiği gibi, son yıllarda gündemimizi oluşturan en önde gelen tartışma konularından birisi bu irtica meselesidir. Aslında bu mesele Türk toplumunun gündemine yeni girmiş bir konu değildir.

İrtica tartışmalarının, Tanzimat’tan itibaren başlayıp, Cumhuriyetin ilk yıllarından beri yoğunlaşarak, günümüze kadar devam ettiği görülmektedir.

İki asra yakın uzun bir zaman geçmesine rağmen, maalesef irtica kavramı ile ilgili bir ortak kültür oluşturulamamıştır. Bu kavram bir türlü yerli yerine oturtulamamıştır.

Günümüzde yapılan irtica tartışmaları, gerek muhteva ve gerekse üslup bakımından Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki tartışmaları andırmaktadır.

Bu da irtica konusundaki farklı bakış açılarının değişmediğini göstermektedir.

Nasıl mı? Ahmet Necdet Sezer’in Cumhurbaşkanlığı döneminde, Cumhurbaşkanı ve Başbakan, irtica konusuna farklı açılardan bakıyorlardı.

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in; “İrticai çalışmaların siyasete, eğitime, devlete sızmaya çalıştığını”, laikliğin ve ülkenin bölünmez bütünlüğünün her ne pahasına olursa olsun korunacağını belirtmesi üzerine;

O tarihte Başbakan olan Recep Tayip Erdoğan: “İkide bir irtica gündem getiriliyor. Nedir irtica? Eğer irtica ‘dini siyasete alet etmek’ ise, bunu da Türkiye’de kimlerin yaptığı bellidir. Siz dindar insanları siyasetten uzak tutmak için konuşuyorsanız, bu millet sizi affetmez.

Çünkü bu ülkede dindar insanların da siyaset yapmaya hakkı vardır. Kimse kalkıp ‘irtica tehlikesi var’ demesin. Bunları biliyoruz, mürekkep yaladık” demişti.

Sayın Erdoğan’ın demecinden şu anlaşılıyordu:

“İrtica, dini siyasete alet etmektir.”

Sayın Erdoğan, irtica’yı böyle tanımlıyordu.

Oysa irtica, tek kelimeyle gericiliktir.

Dini siyasete alet etmek ise: Laiklik karşıtı olan kişilerin yaptıkları eylemdir.

Laiklik ise: “Devlet ile din işlerinin birbirinden ayrılığı; devletin, din ve vicdan özgürlüğünün gerçekleşmesi bakımından yansız olmasıdır.”

Sayın Başbakan, “Kimse kalkıp ‘irtica tehlikesi var’ demsin, demişti.

Oysa Türkiye için “irtica” tehlikesi vardır! Fakat bu tehlike Türkiye’ye zarar verecek boyutta değildir. Kaldı ki bu tehlike İslam’dan değil; İslam’ı yanlış anlayan ve yanlış yorumlayan bir avuç Müslüman’dan kaynaklanmaktadır.

İrtica’nın tarihçesine bakarsak; İrtica tartışmalarının, Tanzimat’tan itibaren başlayıp, Cumhuriyet’in ilk yıllarından beri yoğunlaşarak günümüze kadar devam ettiği görülmektedir.

İşte Osmanlı dönemindeki irtica olayları: Genç Osman Olayı, Kadızâdeliler İsyanı, Patrona Halil İsyanı, Kabakçı Mustafa İsyanı, Alemdar Mustafa Paşa Olayı ve 31 Mart Olayı.

Bu irtica eylemleri Osmanlı dönemiyle sınırlı kalmamış, Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte girişilen devrimlere karşı tepki olmak üzere, benzer hareketler de olagelmiştir.

Şeyh Sait İsyanı ve Menemen olayı gibi

İrtica; “Dini siyasete alet etmek” değil, gericiliktir.

İrtica tehlikesi dün olduğu gibi, bugün de Türkiye’de vardır, fakat zarar verecek boyutta değildir. Olamazda!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar M. Yahya Efe - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Anayurt Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Anayurt Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Anayurt Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Anayurt Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.