Bu kafayla!

Haberi Milli Gazete “Başka bir açıdan mülteci sorunu” başlığıyla manşetten yayınladı.

Haberde, Türkiye’nin artan nüfusuna rağmen buğday üretiminin artmadığına vurgu yapılarak, “yıllar içinde geriledi. Ayçiçeği, mısır ve pamuk gibi temel ürünlerde de ihtiyacın önemli bir bölümü ithalatla karşılanıyor” deniliyordu.

Gazete, arpa ve ayçiçeğinin Rusya ve Ukrayna’dan, soya ve mısırın ABD ve Brezilya’dan, pamuğun ABD’den, mercimeğin Kanada’dan, nohutun Meksika ve Hindistan’dan, sütlük hayvanın AB ülkelerinden, Besilik hayvanın Brezilya ve Uruguay’dan Kırmızı etin Sırbistan, Bosna-Hersek ve Polonya’dan, cevizin Şili, Ukrayna ve ABD’den, bademin ABD ve Avustralya’dan ithal edildiğine dikkat çekiyordu.

Biz de zaman zaman köşemizde bu konudaki görüşlerimizi sizlerle paylaşıyoruz. Ülkemiz ne yazık ki uygulanan yanlış tarım politikaları sonucu “net ihracatçı bir ülke durumundan çıkıp, net ithalatçı ülke konumuna” gelmiş durumda.

Burada, “kendi kendine yeten ülke” polemiğine girmek istemiyorum. Bu noktaları zaten çoktan aşmış durumdayız. Artık kendi kendimize yetemiyoruz. Ama birkaç çarpıcı örnek de vermeden geçemeyeceğim.

Ülkemizde uzunca bir süredir -yıllardır- çiğ süt ürünlerine verilen fiyatın çok düşük kaldığını, süt üreticisi besicilerin büyük zararlar altında ayakta kalmaya çalıştıklarına dikkat çekiyorduk.

Son yapılan zamla birlikte çiğ süt litre fiyatı 7.5 lira oldu. Bir litre süt üretmek için 9 lira harcaya bir üreticinin –bunun içinde çiftçinin kendinin ve ailesini emeği, elektrik ve diğer sabit giderleri yok- daha ne kadar üretim yapmasını bekleyebilirsiniz?

Bir kez de kendinizi, bu insanların yerine koyun, açık yüreklilikle ve bir vicdan muhasebesi yaparak bu soruya bir cevap verin. Kendi çocuklarını rızkını, beslediği inekleriyle paylaşan bir çiftçi, “artık yeter” diyerek, içi kan ağlaya ağlaya, besleyemediği hayvanlarını kesime gönderme yolunu seçti. Şu an itibariyle, genç, yıllarca yavru verecek, yıllarca sütünden yararlanacağımız binlerce hayvan, ne yazık ki kesildi.

Çok uzak değil, ama şunu iyi bilin yıl sonu gelmeden bu ülkede market vitrinlerinde Hollanda’dan, Almanya’dan gelen damak zevkimizin çok uzağında yağı alınmış “ot” gibi peynir ve yoğurt yiyeceğimiz günler gelecek. Oysa; ülkemizin, yüzlerce tescilli, ülke genelinde ise iki bine yakın peyniri, üzeri bir parmak kalınlığında kaymakla kaplı yoğurdu vardı. Şimdi bunların bir kısmı tarih olurken, pek çoğu da yavaş yavaş sofralarımızdan kalkıyor.

Bu ülke, nohut, kuru fasulye, mercimek pirinç ve daha nicelerini üretirken şimdi ne oldu da bu ürünleri ithal ediyoruz. Elin çiftçisini kalkındırırken, kendi çiftçimizi niye cezalandırıyoruz?

Tarımla uğraşan nüfus sayımız ilk kez 500 binin altına düştü. Bu ülkemiz için alarm çanlarının çalması demektir. Gençler, topraktan koparak, AVM’lerin kapısında güvenlik görevlisi olarak çalıştırılıyorlar. Topraktan kopan her bir çiftçi, yüz binlerce kişinin aç kalması, yokluk çekmesi anlamına geliyor, bunu ne zaman idrak edeceğiz?

İnsanları kendi topraklarında tutmalı ve oralarda karınlarının doymasını sağlamalıyız. Şehirde ne varsa, bu insanların da yaşadığı yerlerde de onları oluşturmalıyız. İyi eğitim veren okullar, sağlık ocakları, eğitilmiş çiftçi aileleri, kooperatifleşme, tarıma dayalı sanayi tesisleri kurmalıyız. Her çiftçi ailesinden tarımla uğraşanları toprakla barıştırırken, fabrikalarda çalışacak gençleri de tarım organize sanayi bölgelerinde tutmalıyız. İnanın ki bunlar zor şeyler değil. İsraf ettiğimiz kaynakların yarısı bile bunları gerçekleştirmeye yetecektir. Yeter ki isteyelim, yeter ki bu yolda popülizimden vazgeçelim.

Tarımda gelişmiş ülke örnekleri önümüzde dururken, Amerika’yı yeniden keşfetmeye çıkmanın bir alemi yok! Yedi iklim bölgemiz var, kiminde bitkisel tarım, kiminde havyasal tarım yapılabilir. Her bölgeye bir-iki yıl ayırsak, çok değil on yılda çok önemli mesafeler almış oluruz.

Bu işin ilmini yapmış, bu işe kafa yormuş insanlarımızı bir araya getirmekle işe başlayabiliriz. O kadar çok örnek var ki, bir dinlesek yeter. Ama, bugünkü kafayla ne kadar başarabiliriz, onu da bilemiyorum.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Oktay Taş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Anayurt Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Anayurt Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Anayurt Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Anayurt Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.