Mektuplar -10-

Lisanını öğrenemediğim hayatın izahını yapmaya çalışıyorum. Bocalıyorum kimi zaman halâ şaşırabiliyorum yalana dolana, ve halâ alışamıyorum minareyi kılıfa uydurmaya. Akılcı bir sessizlik hâli söz konusu. Yüksekçe orman derinliklerinde serin bir göl nasıl yalnızsa ve o yalnızlığı nasıl da cennete çevirdiyse işte ben de aynı hislerdeyim. Dünyaya soğuk, yanıbaşındaki ormana mesafeli, merak uyandıran ve bulunduğu yeri güzelleştiren o yeşil göl benim işte. Gölün dibini kimse göremez çünkü müsaade etmez, derununda ne var akıl sır ermez. Serinliği hissedilir ve o güzelliği sadece seyredilir.

Hava kapalı ve yağmurlu bugün. Şimdi burada olup da görsen keşke, yağmurun hali bir değişik. İçli ve sessiz bir ağlayış gibi. Hani derdi bilinmezler vardır ya işte öyle. İçine atar atar da insan ; uzun zaman sonra her şeyi bahane edip sık sık ağlamaya başlar. Kimse görsün istemez, duysun da çare olsun birileri diye hiç düşünmez. Kendine saygı mı onur mu gurur mu yoksa ayıp olur şifresi mi bilinmez. Belki hepsidir. İşte yağmur böyle yağıyor Ankara’ya. Ankara’nın yağmuru hep hüzünlüdür bilirsin. Yaz yağmurunda bile sokakları bir sessizlik alır, geriye çekilir gülme sesleri ve sanki korna sesi bile azalır trafikte. Tunus caddesinde tentesi geniş bir mekânda sade kahve söyledim ikimize. Sen orta şekerli içersin bilirim ama bugün bana uyacaksın. Eski günlerdeki gibi Ankara’da olsaydın yine tek kahve söyleyecektim çünkü sen yine şahâne bahaneler uydurup bilmem kaçıncı kahve randevumuza gelmeyecektin. Ya tadın kaçmış olacaktı yahut çok gergin birgün geçiriyor olacaktın ben de her zaman ki gibi usûlen “peki “ deyip susacaktım. Susmak ya da susmaktan başka seçeneği olmamak. Kaybetme endişesinden “neyse bunu da idare ederim.” Diyor ya insan içinden; en çok ta o masum halim aklıma gelince üzülürüm. Neden bunca alttan alma temayülü diye soracak olur sonra kendimden utanırım. En çok kendime ayıp ettim ve beni en çok ben üzdüm. Bunların hiçbirinden haberin olmadı senin. Olmazdı da şu mektuplar olmasa. Ah şu mektuplar! Feleğe yazılan yazılar, ayarı bozuk hayata göndermeler, şuursuz sevmeleri anlatmalar…

Kahvem bitti sarı tenteli sokak arası bu cafede. Kısık volumlu bir müzik var inceden, ruhuma iyi geliyor. Duvarlar şiirlerden alınmış mısralarla dolu. Bir ya da ikişer cümlelik yazılar etkili. En çok Can Yücel, Cemal Süreya ve Orhan Veli.” Rakı şişesinde balık olsam” mısrası çarptı gözüme, gülümsedim kendi kendime. Ne yeri ne zamanı ne de o hava var şimdi bu kalemde. Biraz yürümek lazım yağmurda deyip bir mektubun daha sonuna yaklaştım. Akşam kuşları iniyor evlerin çatılarına ve ben yine hoşça kal ülkeme dönüyorum sessizce ve huzurla…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ayşe Gülçin İlhan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Anayurt Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Anayurt Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Anayurt Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Anayurt Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

01

Dadaş Yılmaz - Emeğine, eline, kalemine, yüreğine sağlık Ayşe Gülçin hanım. Vallahi soluk almadan okudum. Saygılarımla.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 11 Mart 00:00