Ramazanda içselleşme ve empati

Mübarek Ramazan ayı, gecesiyle ve gündüzüyle müminlerin ruhunu temizleyip, sevgi ve kardeşlik duygularıyla şu günlerde her zamankinden daha fazla ihtiyacımız olan, barış ve dostluk günlerine ayrı bir anlam katıyor.

Ramazan, içe dönme ayıdır. Hoş bizler pandemiyle uzun soluklu bir içe dönüş yaşadık ya… Bedenimiz aşırı dinlenirken ruhumuz yara aldı. Neyse ki kayıplarımızın çokluğuyla sarsıldığımız günleri, ayları yavaş yavaş geride bırakmaya başlıyoruz. Orucun içtenlikle tutulduğu bu ay, ailecek kalkılacak sahurların, yapılacak iftarların bizi ruhani bağlarla kuşatarak hafifleteceği günlerde, iç huzuruna kavuşabileceğimizi umuyorum.

Covid-19 salgınının zirve yaptığı iki sene boyunca toplu iftar sofralarına hasret kaldık. Şükürler olsun, iftar çadırlarında değilse de belediyelerin İftar saati dağıtım yapan gezici yerleşkelerinde hayratlar, işlerinden dönen, ihtiyacı olan binlerce kişiyle paylaşılmakta.

İç ve inanç dünyamızı güçlendirerek, dinimizin derinliklerine inmenin, şükür dualarının ayındayız. Beden ve ruhun iş birliği yaptığı bu günler, Kuran-ı Kerim’i okuma, duyumsama, içselleştirme zamanıdır. Bir ''Hayat Yolu Kitabı'' olduğu bilinciyle; temiz kalp, yalansız yaşam, vicdan ve şefkat duygularıyla, insana saygıyı öğreten kitabımızı bilimin ışığında değerlendirme; hurafelerden, safsatalardan, din kisvesi altındaki duygu sömürülerinden uzakta İslam Tarihi’ni bilimin ışığında bir kez daha hatmetme zamanıdır.

Kur-ı Kerim’in Farsça ve Arapça kelimelerden oluşması anlaşılmasını güçleştirmekte ve okuduğunu anlamadan inanan bir toplumun doğru bilgiden yoksun kalmasına sebep olmaktadır. İşte bu sebeple Mustafa Kemal Atatürk Kuran-ı Kerim’in, Elmalılı Hamdi Yazır'a Türkçe çevirisini yaptırır.

Elmalı Tefsiri günümüzde hala en güvenilir tefsir olarak kabul edilmektedir. Atatürk'ün 1926’da Diyanet İşleri Başkanlığı’na verdiği talimatla, Kuran-ı Kerimi yaşanan çağa uygun olarak, yeniden tefsir edebilecek bir alim aranır. Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır’da karar kılınır. Devlet eliyle yazdırılan bu tefsirle Atatürk bizzat ilgilenir ve yedi madde belirleyerek, nasıl bir tefsir istediğini belirtir. Bu yedi madde Diyanet İşleri Riyaseti ile Elmalılı Hamdi Yazır arasında imzalanan protokolde yer alır. Atatürk, Diyanet'e gönderdiği yazıda iki maddenin üzerinde özellikle durur. Yeni tefsir '’Ehli Sünnet' itikadına ve Hanefi mezhebinin görüşlerine’’ göre hazırlanacaktır. İkinci madde ise yanlış anlaşmaları önlemek için ibret ve nasihat mahiyeti taşıyan ayetlerin genişçe izah edilmesidir. Ulu önder, hüküm içeren ayetlerin Türk-İslam geleneği göz önünde bulundurularak yorumlanmasını arzu eder.

Atatürk'ün akla uygun bir uygulama istediğini "Büyük dinimiz, çalışmayanın insanlıkla ilgisi olmadığını bildiriyor. Bazı kimseler modern olmayı kâfir olmak sanıyorlar. Asıl küfür onların bu zannıdır. (Düşüncesidir.) Bu yanlış yorumu yapanların amacı; İslamların kâfirlere tutsak olmasını istemek değil de nedir?.... Bizim dinimiz milletimize, düşkün, miskin ve hor görülmeyi tavsiye etmez. Tam tersi, Allah da Peygamber de insanların ve milletlerin yücelik ve şerefini korumalarını buyuruyor...... Bizim dinimiz için herkesin elinde bir miyar (ölçüt) vardır. Bu miyar ile hangi şeyin dine uygun olup olmadığını kolayca takdir edebilirsiniz. Hangi şey ki, akla, mantığa, toplumun çıkarlarına uygundur, biliniz ki o, bizim dinimize de uygundur, o şey dinîdir. Eğer bizim dinimiz aklın, mantığın uyduğu bir din olmasaydı, en mükemmel ve en son din olmazdı.’’ Sözlerinden de anlamak mümkündür.

Kuran-ı Kerim’in Elmalılı Tefsiri, her Müslüman’ın başucu kitabı olmalıdır. Vicdanlı insan olmanın anlamı, kibrin vahameti; Allah ile kul arasına girilemeyeceği, namusla, ekmekle oynamanın, beddua almanın, lanet okumanın, kin beslemenin, kendini beğenmenin, zulüm ve şiddetin hayata yansımasının zararını; Müslüman olmanın sadece dua okumaya, Hac yapmaya indirgenmesinin doğru olmadığını, bizzat Kutsal Kitabımızı okuyarak öğrenelim.

Ülkemizdeki ekonomik gerileme fiyatlara, mutfağımıza acımasızca yansırken; halkın içine düştüğü yokluğun, darlığın hükümetimizce yok sayılması; vicdan gözünün açık olması gereken Ramazan ayında son derece şaşırtıcıdır.

Bir kısım halk, pazar akşamlarından arta kalanları tenceresine taşırken, ailelerin alım güçlüğüne düşmesiyle çocuklarımız gerekli besinlere ulaşamıyorken, bir kısım insanımızın şatafatlı Ramazan sofralarındaki keyifli coşkusu yüreğimi burkuyor. Empati, hoşgörü, değer verme ve değer bulmanın hayır dualarıyla birlikte; barış ve kardeşlik duygularıyla yapılan hayırların, duaların kabul göreceği mübarek Ramazan ayında ülke yöneticilerini şapkalarını önlerine koyup, alım gücünün yükselmesi için gerekli mücadeleler konusunda acilen önlemler almalarının zamanının gelmişte, geçiyor olduğunu hatırlatmak istiyorum.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Harika Ören - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Anayurt Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Anayurt Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Anayurt Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Anayurt Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.