Nümayiş ile pogrom arasındaki kalın çizgiyi ortadan kaldırdık

Kendi elimizle, mahkeme kararı ile ! Bu yazı, bu yanlışın kısa ve hazin bir öyküsü.

60 yıl önce Türkeş ve arkadaşları (O gün için ‘arkadaş’ idiler. Bir takım gizli pazarlıklardan sonra, 13 Kasım 1960 günü yirmi üçü, Türkeş ve kalan 13 arkadaşını yurtdışına sürgüne gönderince işler değişti.) Demokrat Parti iktidarını devirdi. DP milletvekillerini Yassıada’ya tıktı, yargıladı ve mahkum etti. Yassıada kararlarından sadece biri, artık el ele vererek Türkiye aleyhinde çalışmaya başlayan, Rum – Ermeni DİYASPORA’sını bizlerden daha çok ilgilendiriyordu: 1960/3 saylı dosyada görülen 6/7 Eylül 1955 Olayları Davası.

Bu davada 5 Ocak 1961 tarihinde karar verilmiş ve T. C. Dışişleri Bakanı ile Başbakanı Olayları tertiplemekle suçlanarak altışar yıl hapis cezasına çarptırılmışlardı. Zorlu 16 Eylül, Menderes de 17 Eylül 1961 günü idam edildikleri için bu hapis cezasından kurtulmuşlardı !

Ben bu olaylarla 1994 yılında DP Genel Başkan Yardımcısı iken ilgilenmeye başladım ve bu konudaki ilk kitabım Temmuz 1995’te yayımlandı. Aynı tarihlerde Rum - Ermeni DİYASPORASI da iş birliği mesailerinin ilk sonucu olarak Türkiye’ye mükemmel bir penaltı golü attı. Kaleci kıpırdayamadı bile: ABD Senatosundan 7 Ağustos 1995 günü oybirliği ile bir karar çıktı (bizim aleyhimize olunca karalar oybirliği ile çıkıyor): İstanbul’daki 6 Eylül 1955 Olayları POGROM’dur. Bu karara kadar ‘Rum karşıtı Nümayiş’ olarak tanımlanıyordu.

POGROM, Çarlık Rusya’sında Hükümetin talimatı ile güvenlik güçlerinin azınlıklara karşı giriştikleri katliam.

Dört saat (6 Eylül, saat 20:00 – 24:00 arasında) süren Olaylarda vur-kır ve adi hırsızlık vardı ama katliam yoktu.

“Kaleci kıpırdayamadı” dedim. Bunu açayım. Türk medyası bu POGROM Kararını hiç duymadı. Bir satır olsun bir haber yazısı yayımlanmadı. Kim bilir neler vardı gündemde?

DP olarak bu POGROM Kararı karşısında bir şeyler yapmamız gerekiyordu. Sordum soruşturdum ve yapılacak tek şeyin, 1960/3 sayılı davanın Anayasa Mahkemesi nezdinde Yeniden Yargılanması olduğunu öğrendim ve 8 ay süren yoğu bir çalışma sonunda Zorlu’nun kızı, arkadaşım Sevin’den aldığımız vekalet ile 11 Haziran 1996 günü davayı açtık. Dilekçe 4, ekleri 200 sayfa idi. Ayrıca 440 sayfa olan 1995 kitabımı da sunmuştuk. Davanın tüm zabıtlarını içeriyordu.

O tarihe kadar rahmetli Burhan Apaydın, Anayasa mahkemesine başka Yassıada davalarının yeniden yargılanması için tam 13 kez başvurmuş, hiçbiri kabul edilmemişti. Bizimki kabul edildi. Dosya açıldı ve dava normal hukuk kuralları içinde görülmeye başlandı.

1997 yılı Aralık ayında bir sabah Anayasa Mahkemesi Başkanı Yekta Güngör Özden Ağabey evden aradı ve davanın Yargıtay Başsavcısının olumsuz görüş bildirmiş olması nedeniyle oy çokluğu ile reddedildiğini bildirdi.

Hep düşünmüşümdür. Benzer bir dava bir bakan ve başbakanı (üstelik ikisi de başka bir nedenle idam edilmiş) aklamak için Atina veya Erivan’da açılsaydı, olumlu karar kaç günde çıkardı diye. Ben diyeyim 5, siz deyin 10. Vallahi 15 gün sürmezdi.

Bu defa TBMM’nin Yassıada Kararlarını ortadan kaldıracağını duyunca, 2 sayfa bir dilekçe kaleme aldım (ekleri 27 sayfa) 22 Haziran günü teslim ettim: “Aman, 1960/3 sayılı dosyayı ayrı tutun ve bir hukuk davasını, siyasi bir karar ile ortadan kaldırmayın. Aleyhimizde kullanırlar” dedim. Olmadı. Her an yeni bir penaltı kararı çıkartırlar, belki yarın belki (x) yıl sonra. Ama mutlaka.

Hazin değil mi? Türkiye gerek 1915 gerekse 1955 (6.9) olayları hakkında kendisine yönelik suçlamalarda (GENOSİT & POGROM) dünya kamuoyu nezdinde kendini savunamamıştır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar M. Arif Demirer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Anayurt Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Anayurt Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Anayurt Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Anayurt Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.