Anayurt Gazetesi
SİYASET TÜRKİYE EKONOMİ DÜNYA SPOR MAGAZİN KÜLTÜR-SANAT FOTO GALERİ WEB TV YAZARLAR
Whatsapp İhbar Hattı

İklim krizine karşı uyum politikası şart

Prof. Dr. Levent Aydın, Türkiye'nin iklim krizine karşı uyum politikaları geliştirmesinin gerektiğini ve enerji alanında üretilecek yeni projelerin de bu çerçevede geliştirilmesinin gelecek açısından önem taşıdığını söyledi.

İklim krizine karşı uyum politikası şart
Facebook'ta Paylaş Twitte'da Paylaş Whatsapp'tan Gönder Haberi Yazdır Metni küçült Metni büyüt

Uğur DUYAN - Zeynep BOZUKLU

ANKARA - (Anayurt) - Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Ekonomi Bölümü'nden Enerji Politikaları Uzmanı Prof. Dr. Levent Aydın, Batı Karadeniz'de son yaşanan sel felaketinden dersler çıkartılarak, iklim krizi kaynaklı felaketlere karşı uzun vadeli planlamaların yapılması gerektiğini söyledi.  Aydın, "Türkiye'nin birçok afete karşı geliştirdiği politikası var ama iklim değişikliği konusunda uyum politikalarını geliştirmesi gerekiyor. Enerji üretim ve iletiminde mutlaka uyum ve azaltım dengesi gözetecek politikalar üretmeli ve yeni projeleri de aslında bu çerçevede geliştirerek, geleceğe hazırlanmalı" görüşünde bulundu.

Türkiye'de üretilen 97,6 bin megavat elektriğin yüzde 52'sinin yani 51 bin megavatının yenilebilir enerjiden temin edildiğini kaydeden Aydın, "Bunu yüzde 70'in üzerine çıkarttığınız zaman büyük bir ihtimalle başta ithal kömüre hiç ihtiyacınız kalmayacak. Linyitte yerli kaynak olarak politikamız var yalnız onu da bir kez daha düşünmek zorundayız" dedi.

Prof. Dr. Levent Aydın ile Türkiye'nin de imzalayacağı Paris İklim Anlaşması'nın, yenilenebilir enerji kaynaklarını ve Doğu Akdeniz'deki enerji kaynakları krizini konuştuk.

'100 MİLYAR DOLARLIK BİR FONU GÖREN OLMADI'

Türkiye'de ve dünyada küresel iklim değişikliğinin enerji ikmal hatları ve enerji üretim tesislerine doğrudan zarar vermeye başladığı bir dönemden geçiyoruz. Bu sorun nasıl çözüme kavuşur?

Dünyada iklim değişikliğiyle mücadele uzun yıllar boyunca sera gazları üzerinden yapıldı. Sera gazlarının azaltılması temelinde bir politika izlendi. İkinci politika ise uyum süreçleri oldu. Azaltımla uyum politikalarının etkileşimi üzerine halen çalışmalar devam ediyor. Çünkü, birbirlerini etkilediği yerler olduğu kadar birbirlerinin tersine çalıştığı noktalar da var. Bu konudaki çalışmalar yepyeni. Aslında azaltım yaparken uyuma da fayda sağlıyorsunuz. Bu konuda tüm dünya ülkelerinin katkı vermesini isteyen bir Paris İklim Anlaşması var. Anlaşmaya göre enerji dahil tüm ekonomi sektörlerin, ekosistemin halk sağlığının, biyo-çeşitliliğin ve göçlerin kısacası yaşadığımız gezegenin olumsuz etkilenmemesi için ortalama küresel sıcaklığın 1,5 derece ile yüzyılın sonuna kadar sınırlandırılması gerekiyor. Üzülerek ifade edeyim ki aralarında Türkiye’nin de bulunduğu anlaşmayı imzaladığı halde hala onaylamayan yani anlaşmaya taraf olmayan 6 ülke bulunmaktadır. Şimdi de sevinerek ifade edeyim ki Cumhurbaşkanı Erdoğan onaylanmasını görüşmek için önümüzdeki ay anlaşmanın meclise getirileceğini açıklamıştır. Anlaşmanın Meclis'te onaylanacağını ve çok zaman kaybetmeden sera gazlarının azaltımı ile iklim değişikliğine uyum eylemlerini de içeren bir iklim yasasının çıkarılması için de çok geç kalınmaz. İklim krizinin en büyük müsebbipleri geçtiğimiz yüzyılda gelişen Avrupa ülkeleri ve ABD ile şu an gelişmeye çalışan Çin. Ancak paylaştığımız gezegen ortak olduğu için sorunun çözümü için tüm ülkelerin katkısı gerekiyor. Tabi bu konuda gelişmiş ülkelerin anlaşmaya göre ortaya konması gereken yıla 100 milyar dolarlık bir fon var ama henüz gören olmadı.

Eğer küresel sıcaklıktaki artış 1,5-2 derecenin üzerine çıkarsa, dünyada başta tarım ve sanayi olmak üzere bütün sektörler etkilenecek ama bunlar içerisinde hayati önem taşıyan alanlardan biri de enerji sektörü olacak. 1970 krizinden bu yana enerji güvenliğinde hep enerji arzı önde gelen konuların başındaydı. Petrolü olmayan gelişmiş ülkeler başta olmak üzere ülkeler kendi enerji ihtiyacını karşılamak için mücadele etmeye başladılar. O tarihten buyana da bütün dünyada enerji hatları özellikle de elektrik enerjisi her alana ulaştı ve bütün hayatımız enerjiye ve özellikle de elektriğe bağlı hale geldi.

Küresel iklim değişikliği ile birlikte öne çıkan bir diğer soru da iklim krizinin sadece enerji üretim tesislerini değil enerji taşıma, iletim ve dağıtım hatları ve tesislerini de etkiliyor olması. Son çıkan yangın bizi her ne kadar Kemerköy'de korkutsa da aslında 'bir musibet bin nasihatten iyidir' dersini çıkarmış olmamız gerekir. Yani iklim krizine daha dayanıklı olmak için iklim değişikliğine uyum eylemlerimizin eylem planlarımızda işletiliyor olması lazım. Şu an ki tespitlere göre, benim de edindiğim bilgilere göre, Marmaris'teki yangının iletim hatlarından çıkmış olabileceği yönündedir. İletim hatlarının geçtiği yerlerdeki ağaçların türü ve büyümesini çok iyi kontrol etmek gerekir.

Küresel sıcaklık arttıkça elektrik üretiminde termal verimlilik düşer. Her 1 derece hava sıcaklığı artışında daha faza elektrik üretmek zorunda kalırsınız. İkincisi ve daha da önemlisi su kullanımı. Elektrik üretilirken hem proses için hem de tesisi soğutma için suya çok ihtiyaç var. Özellikle linyit ve nükleer santrallerde su kullanımı çok fazla.  Bunun için deniz kenarında olmayan dere ve çayları kullanan santraller iklim krizinde su kıtlığı yaşandığında bu terminallerin çalışabilmesi mümkün olmayabilir. Belki farklı bir soğutma tekniği hava ile kuru soğutma düşünülebilir ancak bunun da önemli maliyetleri çıkacaktır. Türkiye'de çalışan linyit santrallerinin hem hava, su ve toprak kirliliğine hem de çok büyük oranda sera gazlarına neden oldukları düşünülürse orta gelecekteki enerji politikalarımıza linyit santrali yerine güneşi ikame edebiliriz. Paris iklimine taraf olduktan sonra bence kömür santrallerini yeni bir enerji vizyonuyla birlikte bir çıkış tarihi, örneğin 2050 gibi verebiliriz. Çünkü Türkiye son yıllarda güneş ve rüzgar başta olmak üzere hem ekonomisi hem de halk sağlığı için çok güzel yatırımlar yapma yolunda. Yolun açık olsun Türkiye diyelim ve dileyelim.

'2100'Ü İKLİME GÖRE PLANLAYIP ÖNLEM ALMALIYIZ'

Türkiye'nin yenilenebilir enerji üretimi ve teknolojisinde kendini geliştirirse enerji alanında neler değişebilir?

Türkiye'nin yenilenebilir enerji seviyesi giderek gelişiyor. En son hidroelektrik santralleri dahil 51 bin megavata ulaştı. Türkiye'de üretilen 97,6 bin megavat elektriğin 51 bini yenilebilir enerjide yani yüzde 52'si siz bunu yüzde 70'in üzerine çıkarttığınız zaman büyük bir ihtimalle başta ithal kömüre hiç ihtiyacınız kalmayacak. Linyitte yerli kaynak olarak politikamız var yalnız onu da bir kez daha düşünmek zorundayız. Linyite ihtiyaç duymadan elektrik üretebilirsek, biz küresel iklim değişikliğiyle mücadelede epeyce bir yol almış oluruz. Uluslararası enerji kuruluşlarının verdiği bilgilere de bakarsak, elektrik üretiminde kömürün yerini güneş enerjisinin almasıyla sera gazlarının etkisini de frenlemiş oluruz. Aksi takdirde dengenin bozulmasıyla sonuçlanan bir iklim felaketi kapıda. Bu bildiğimiz afetler gibi de değil yani aşağı yukarı neyle karşılaşacağımızı bilmiyoruz ama etkilerinin şiddeti ve sıklığının nelere ve nerelere kadar zarar vereceğini henüz bilemiyoruz. Bütün bu aşırı hava olayları enerji üretimini sekteye uğratabilir ve enerji iletimini tamamen kesebilir. Bunlarla başa çıkmak için uygun eylemler nelerdir henüz hazır değiliz. Tabi bu sadece Türkiye'nin sorunu değil ama bizim de önümüzdeki 2040 ve 2050 ve hatta 2100'ü iklime göre planlayıp, behemehâl önlemlerimizi bir an önce ortaya koymamız gerekiyor.

ENERJİDE ÜRETİM KADAR TÜKETİM DE ÖNEMLİ

Türkiye'de enerji politikasının iklim odaklı şekillendirilmemesi ve sera gazlarının azalması için yaptığınız çalışmalar oldu mu?

Şu sıralarda, iklim değişikliğine uyum politikalarının enerji sektörüne olan etkileri üzerine bir Birleşmiş Milletler kalkınma projesi kapsamında çalışıyoruz. Uyum için neler önerebiliriz ve bu konuda yapılması gereken nelerdir bunu tartışıyor ve konuşuyoruz. Biz azaltım politikalarında fena bir noktada değiliz. Yenilenebilir enerjinin toplam elektrik üretimine katkısına baktığımız zaman Avrupa'da beşinci, dünya genelinde on ikinci sıradayız. Çok iyi bir hamle yakaladık aslında. Bu YEKA ve YEKDEM'ler sayesinde oluyor şimdilik.

Tabi bunların elektrik faturası üzerinde yükü de var onu da kabul etmek lazım. Çünkü, YEKDEM ve kapasite kullanım mekanizmasının maliyetleri var. Bu kapsamda hükümet yeterli kurulu güç kapasitesinin oluşturulması ve enerji dönüşümünün sağlanması ve de sistem güvenliğinin temini için güvenilir kurulu güç kapasitesinin korunması amacıyla linyite ve doğalgaz santrallerine para ödüyor. Bu da bir şekilde elektrik faturasına yansıyor. Sanayide ve konutta Türkiye'nin elektrik fiyatları Avrupa'nın altında ama önemli olan hane bütçesinden bu faturalara giden miktarın ne kadar olduğu. Alım gücü üzerinden düşünürsek, son zamlarla beraber enerji faturaları dar gelirli vatandaşlarımızın canını sıkıyor bunu da kabul etmek lazım. O yüzden Avrupa'dan daha ucuza enerji satın alıyoruz demek yerine hane bütçesinden enerjiye giden paraya bakmak gerekir. Enerji arz ve güvenliğinin bir ayağı da enerjiye erişebilmek ve daha da önemlisi enerjiyi satın alabilmektir. Senin enerji arzın çok yüksek olabilir ama onu satın alabilecek sanayi veya konutlar az olursa bu daha büyük bir sorun haline gelir. Bu da enerji fakirliğidir. O yüzden enerji üretiminde ülkelerin en temel amacı vatandaşına enerjiyi uygun bir maliyetle kullandırabilmektir.

Burada bakılması gereken bir diğer nokta da, yenilenebilir enerji üretiminde verimlilik yani üretme oranı konveksiyonel enerji üretimine göre, düşüktür. Güneşte yüzde 18 en fazla yüzde 20, rüzgârda yüzde 30 en fazla yüzde 40'tır ama nükleer santralde yüzde 80'dir. Yenilenebilir enerji üretiminde bir diğer dezavantaj küresel iklim değişiminde diğerlerine göre daha çok savunmasız ve belirsiz olmalarıdır. Çünkü temelde hava ve suyla çalışmaktadırlar. Aşırı hava olayları örneğin aşırı rüzgâr santrallerini durdurabiliyor. Su kıtlığı barajların elektrik üretimini azaltıyor veya tamamen kesebiliyor. Bulut örtüsü güneş ışınından faydalanmayı kesiyor gibi. Bunun dışında örneğin güneş enerjisi panelleri aşırı sıcakta verimlilik sağlamadığı gibi son yaşanan toz fırtınalarındaki toz taşınımı gibi hadiseler de bizim bu panellerden verim almamızı etkileyebilmektedir.

TÜRKİYE'DE ENERJİ ALT YAPISI İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNE HAZIRLANMALI

Bunu engellemek için ne yapmamız lazım?

Bir teknik yönde çalışmamız lazım bir de idari veya operasyonel yönde çalışmamız lazım. Son yaşadığımız sel felaketinden çok iyi dersler çıkarıp geleceği iyi planlamamız gerekir. Türkiye'nin birçok afete karşı geliştirdiği politikası var ama iklim değişikliği konusunda uyum politikalarını geliştirmesi gerekiyor. Enerji üretim ve iletiminde mutlaka uyum ve azlatım dengesi gözetecek politikalar üretmeli ve yeni projeleri de aslında bu çerçevede geliştirerek, geleceğe hazırlanmalı.

DOĞU AKDENİZ'DE ÇÖZÜM DÜĞÜMLENDİ

Doğu Akdeniz'de enerji kaynaklarının atıl vaziyette durduğunu ve kullanılması için uluslararası bir uzlaşının gerektiğini düşünüyor musunuz? Bu çerçevede, Doğu Akdeniz enerji yataklarının akıbeti ne olacak?

Burada çözüm düğümlendi. Aslında doğalgaz ve petrol kaynaklarının bölgede bulunmasıyla birlikte ben de o dönem Doğu Akdeniz'deki sorunun çözüme kavuşacağını düşünenlerdendim ama öyle olmadı. Burada sorunu çözümsüzlüğe iten taraf Rum Kesimi ve Yunanistan oldu. Aslında Doğu Akdeniz'deki sorun Kıbrıs sorunu olarak zaten vardı enerji meselesi sonradan eklemlendi meseleye. 2011 yılında bölgede 3,5 trilyon metreküp doğalgaz, 1,7 milyar varil petrol olduğuna dair bir veri paylaşıldı. O tarihten sonra çok uluslu şirketlerin petrol arama gemilerinden tutun da küresel keşif çalışmalarına varıncaya kadar çeşitli çalışmalar da yapıldı. Burada Mısır'ın Zorh sahasında 850 milyon metreküp doğal gaz rezervi var. Yine İsrail'de Tamar ve Levanthan sahasından çıkarttığı ve işlediği doğalgazı, Rum kesiminin de Afrodit bölgesinde keşfedilen doğalgazı var.

Bu noktada bölgedeki enerji yataklarının enerji ihtiyacı olan Avrupa'ya ulaştırılması gerekiyor. Bunun için de Yunanistan, İsrail ve Rum kesimi EastMed/Doğu Akdeniz boru hattı planını geliştirdi yalnız çok maliyetli ve Türkiye'nin kıta sahanlığından geçmesi gerektiği için masada kâğıt üzerinde kaldı. Bu noktada hatırlatmamız gereken bir diğer konu da Kıbrıs'ta halen petrolden elektrik üretiliyor ki, bu günümüzde artık en pahalı elektrik üretme kaynağı. Ortadoğu'da petrol zengini ülkeler hariç Türkiye de dahil neredeyse petrolden elektrik üretimi kalmadı artık. Orta Doğu'da birkaç ülke dışında enerji ihtiyacını petrolden karşılayan ülke kalmadı gibi. Rum Kesimi bu maliyeti AB üzerinden hafifletse de keşfedilen enerji kaynaklarına çok ihtiyacı var ama Türkiye ve Kuzey Kıbrıs politikalarını değiştirmeden kullanamayacak.

Türkiye, Mısır'da Mursi yönetimi devrilince diplomatik ilişkileri askıya almıştı ancak son zamanlarda Mısır ile başlayan diplomatik gelişmeler Doğu Akdeniz'de yeni bir sürecin işleyeceği yönünde. Bu noktada Yunanistan'ın Mısır ile yaptığı deniz yetki sınırı anlaşması, Türkiye'nin Libya ile karasuları üzerinden kurduğu münhasır ekonomik alan ile çakışsa da Mısır'ın Türkiye'nin BM'ye bildirdiği kıta sahanlığı sınırlarını dikkate alarak 18 numaralı parselde ilan ettiği ruhsat ihalesi Yunanistan'ın tezini zor duruma düşürdü. Enerji kaynaklarının kullanılması meselesi, Doğu Akdeniz'de sorunu çözüme itiyor ama çok yavaş hareket ediyor.

ÖNCEKİ HABER   SONRAKİ HABER
'ABD ile çok daha farklı konumda olmamız gerekir'
 
O öğretmene uzaklaştırma: Alevi öğrencilere sorgu iddiası
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER
Kapitalist dünya omicrona yenildiTürkiye
Kapitalist dünya omicrona yenildi
Galatasaray 2 kez öne geçtiği maçta Hatayspor'a kaybettiSpor
Galatasaray 2 kez öne geçtiği maçta Hatayspor'a kaybetti
Kasımpaşa, Giresunspor deplasmanında galipSpor
Kasımpaşa, Giresunspor deplasmanında galip
Sultanlar Ligi'nde derbi heyecanı yaşanacakSpor
Sultanlar Ligi'nde derbi heyecanı yaşanacak
136 can kaybı, 54 bin 100 vakaTürkiye
136 can kaybı, 54 bin 100 vaka
İstanbul Taksiciler Esnaf Odası Başkanlığı'na yeniden Eyüp Aksu seçildiTürkiye
İstanbul Taksiciler Esnaf Odası Başkanlığı'na yeniden Eyüp Aksu seçildi
ABD'de kar fırtınası alarmı: 2 binden fazla uçuş iptal edildiDünya
ABD'de kar fırtınası alarmı: 2 binden fazla uçuş iptal edildi
Tunceli'de teröristlerin kullandığı 5 sığınak imha edildiTürkiye
Tunceli'de teröristlerin kullandığı 5 sığınak imha edildi
Milli atlet Mechaal, İspanya'da en iyi derecesini elde ettiSpor
Milli atlet Mechaal, İspanya'da en iyi derecesini elde etti
Erdoğan, Divanhane binasını incelediSiyaset
Erdoğan, Divanhane binasını inceledi
Anayurt Gazetesi
KünyeKünye İletişimİletişim ReklamReklam FacebookFacebook TwitterTwitter RSSRSS Günün HaberleriGünün Haberleri