"Yerel yönetimler yoksulluğu yönetmemeli"

Tüketici Hakları Derneği (THD) Genel Başkanı Ergün Kılıç, “10 yıl boyunca bakanlıklardan, yerel yönetimlerden veya vakıflardan yardım alan insanlar var. Yardımları aynı insanlar yıllarca alıyorsa burada yoksulluğun yönetilmesi söz konusudur. İktidar ve yerel yönetim aynı insanlara bu kadar uzun süre yardım yapmamalı” dedi.

Halil Yatar
Halil Yatar Tüm Haberleri

Tüketici Hakları Derneği (THD) Genel Başkanı Ergün Kılıç, tüketicilerin belediye başkan adaylarından beklentilerini gazetemize aktardı. “Özellikle sağlıklı ve güvenli kentler istiyoruz” diyen Kılıç, tüketicilerin temel haklarının göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguladı.

Özellikle sağlıklı ve güvenli kentler istiyoruz diyen Kılıç, “Tüketicilerin güvenliği konusunda özellikle doğal afetlere karşı sorumluluklarını yerine getirmesini istiyoruz. Tüketicinin temel hakkı olan barınma hakkının korunmasını istiyoruz. Evlerinin başına yıkılmadığı bir sisteme dönülmesini istiyoruz. 11 ilimizdeki yaşadığımız afet bize gösterdi ki ilgili yerel yönetimler ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın görevlerini ne derece yerine getirdiği konusunda bir ayna tuttu. Biz güvenli barınma alanlarında olmak istiyoruz. Bizim oyumuzla gelen iktidar ve yerel yönetimler bunu bize temin etmek zorunda. Bu bizim için kırmızı çizgi.

Kentsel dönüşümlerin amacına uygun yapılması gerektiğini söyleyen Kılıç, “Kentsel dönüşüm adı altında rantsal politikaların değil o bölgenin sosyoekonomik yapısını da içeren bir dönüşüm yapılmalı. Sadece bina değil, alt yapısını, parkını, okulunu ve sağlık kuruluşunu da kapsayann bir imar planı yapılarak uygulamaya geçilmesi gerekiyor. Bu da tüketicinin temel olmazsa olmazlarından bir tanesi. Aynı zamanda su da temel bir ihtiyaç. Biz artık tüm illerde tüketiciler olarak musluk suyu içmek istiyoruz. Denetimleri dahi şaibeli olan damacana sularına mecbur kalmak istemiyoruz. Binlerce lira ödeyerek şaibeli ve sağlıklı olmayan damacana sularını tüketmek zorunda kalmak istemiyoruz. Zaten bu plastik atıklarda da ayrıca bir sorun teşkil ediyor. Tek kullanımlı plastiklerin yerine uzun ömürlü başka materyaller kullanılmalı. Bir diğer konu da yine atık su konusu. Tüm kentlerin imar öncesinde yapılması gereken hususlardan birisi de su kanalları. Yani atık suların boşaltılması. Kentlerde bir yağmur yağdığında engelliler, çocuklar ve binaların kot katlarında oturan vatandaşlar hep sorun yaşıyor. Geçtiğimiz yıllarda bir ilçemizde peş peşe evini yağmur suyu basan vatandaşlarımız oldu. Can kayıplarımız oldu. Tüketicilerin boğularak ölmediği bir kanalizasyon sistemi oluşturulması gerekiyor. İklim değişikliğine ilişkin yerel yönetimlerin de yapması gerekenleri yapmasını bekliyoruz. Bunlar olmazsa yıkım demektir ölüm demektir. Bunlar tüketicinin temel ihtiyaçlarının karşılanmaması demektir” ifadelerini kullandı.

Bir diğer hususun da gıda güvenliği olduğunu söyleyen Kılıç, “Bir diğer tüketicilerin temel sorunu da sağlıklı gıdaya ulaşım konusu. Son zamanlarda fiyatlar üzerinden yapılan denetimler arttı. Fakat mutfakta ve ambalajlanmadan öncesine ilişkin denetimler yetersiz. Burada sorun var. Bunu Tarım ve Orman Bakanlığı ile yerel yönetimler ortaklaşa bu sorunu çözmeli. Yerel yönetimler bu konuda ciddi anlamda eğitilmeli. Daha önce Hıfzıssıhha Kanununda olduğu gibi denetim yetkisine kavuşturulmalı. Laboratuvarlarda testler yapılarak kent halkının sağlığını korumalı dedi.

“Kent içi ulaşım da bir diğer sorun” diyen Kılıç şöyle devam etti:

“Kent içi ulaşımlarda ciddi sorunların yaşandığını görüyoruz. Eski araçlar, gelmeyen otobüsler ya da tıklım tıklım dolu otobüsler. Ayrıca engellilerin alınmadığı toplu taşıma videoları da sosyal medyada viral oluyor. Engellilerin de rahatlıkla binebileceği, kaldırım sistemine uygun toplu taşıma hakkı da tüketicilerin temel haklarından birisi. Gelişmiş ülkeler yapabiliyorsa bizler de yapabiliriz. Fiyat konusu da aynı şekilde bir diğer sorun. Belediyeler benzine zam geldi, yedek parça zamlandı, şoförün maaşlarına zam geldi denilerek fiyatlara zam yapıyor. Peki özel ve belediyelerin ilgili birimlerinden bu zamlara karşı bir tepki görüyor muyuz, hayır. Karşıda örgütsüz bir tüketici olduğu için tüm zamlar tüketiciye yansıtılıyor. Yoksulluk içerisindeki tüketiciler artık ulaşım masrafları yüzünden akrabalık ilişkilerini bile kuramaz hale geldi. Eşi ile çocukları ile bir sosyal aktivite yapmak bile lüks hale geldi. Ulaşım masrafı taşınamaz boyutlara yükseliyor. Tüketicilerin birlikte hareket ederek bu zamlara tepki göstermesi gerekiyor. Eğer tüketiciler bu zamlara tepki gösterirlerse en azından özel otobüs ve dolmuş şoförleri de tepki göstermek zorunda kalır.”

Çevre konusuna da değinen Kılıç, “Çevre ile ilgili de yerel yönetimlere çok ciddi işler düşüyor. Özellikle tatil beldelerinde yanan ormanların yerine oteller yapılmamalı veya madencilik denilerek ormanların talana açılmasına tepki gösterilmeli. Yeni imar alanlarında çevre düzenlemeleri yapılmalı. Sadece büyük kentlerde yaşamıyoruz. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı veya belediyeler tarafından ormanlar ruhsatlandırılmamalı” dedi.

“Bir başka sorun da yoksulluğun yönetilmesi” diyen Kılıç son olarak şunları söyledi:

“Bakın yoksulluk ülkemizde bitirilmek istenmiyor, yönetilmek isteniyor. Devletin ve yerel yönetimlerin yardımları geçici olmalı. Her tüketicinin insan onuruna yaraşır bir iş bulabilmesi gerekiyor. Buradan alacağı maaşla da geçinebilmesi gerekiyor. Çocuğunu, eşini ve kendini geçindirebilmeli. Fakat bizim ülkemizde gıda yardımları veriliyor ve 10 yıldır aynı kişi bu yardımı almaya devam ediyor. Demek ki burada bir terslik var. Yardımları aynı insanlar yıllarca alıyorsa burada yoksulluğun yönetilmesi söz konusudur. Yani oy devşirilmesi. İktidar ve yerel yönetim aynı insanlara bu kadar uzun süre yardım yapmamalı. Bazı insanlar ise bunu daha da suistimal ederek birçok kamu kuruluşundan ve vakıflardan yardım alıyor. Bunu denetleyen bir mekanizma yok. Birçok ilde kent yoksulluğu artarken bir taraftan da böyle çıkarcı gruplar ortaya çıkıyor. Aldığı yardımı satan çıkarcı insanlar var. İhtiyacı olup olmadığı dahi doğru düzgün denetlenmeyen çıkarcılara karşı bir mekanizma kurulmalı. Eğer herhangi bir engel durumu yoksa aynı kişilere belirli bir süreden fazla hiçbir vakıf veya kamu kuruluşu yardım etmemeli. Belediyeler bizlerden topladığı vergilerle bizlere hizmet etmesi gerekirken belirli bir gruba yardım yaparak diğer kent sakinlerinin de hakkını, hukukunu yemiş oluyor. Sadaka kültüründen artık vazgeçilmeli diye düşünüyorum.”

26 Mar 2024 - 16:18 - Ekonomi

Mahreç  Halil Yatar



göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Anayurt Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Anayurt Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Anayurt Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Anayurt Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.