Kış kuraklığı üretimi etkiliyor

Namık Kemal Üniversitesi Tarım Ekonomisi öğretim üyesi Prof. Okan Gaytancıoğlu, “İklim değişikliği sonrasında düzensiz yağış rejimleri toprağa zarar vermeye de başladı. Bu tarımsal üretimi etkiledi. Zaten daha önceden başlayan tarımsal arazilere verilen zarar vardı” dedi.

Fatih  Erboz
Fatih Erboz Tüm Haberleri

Dünyada olduğu gibi Türkiye’de kuraklık tarımsal üretim üzerinde sorun olmaya devam ediyor. Namık Kemal Üniversitesi Tarım Ekonomisi öğretim üyesi Prof. Okan Gaytancıoğlu, son yıllarda düzensiz yağış rejimleriyle birlikte kış kuraklığı kavramının dikkat çekmeye başladığını belirterek, “ İklim değişikliği sonrasında düzensiz yağış rejimleri toprağa zarar vermeye de başladı. Bu tarımsal üretimi etkiledi. Zaten daha önceden başlayan tarımsal arazilere verilen zarar vardı. Bir de buna bölgeler arasındaki üretim dengesizliğine yönelik planlı bir çözüm bulunamayınca Türkiye’nin üretiminde düşüş oldu. Örneğin Türkiye’de bugün en çok karşılaşılan ve ileride de devam etme riski olan buğday üretiminde elde edilen gelir dengesizliği sonucunda kırsal kesimden kentlere göç tarımsal üretimi etkiledi. Planlı bir tarımsal üretime geçilmediği takdirde kuraklık ve bunun yanındaki diğer nedenler Türk tarımını olumsuz etkilemeye devam edecek. Mutlaka bu sorun yaratan ve sorunu arttıracak riskli alanlara planlı tarımsal üretim kapsamında çözüm bulunması gerekiyor.”

Türkiye’de yağış rejiminin ortalamasının 600 milimetre civarında olduğunu ifade eden Gaytancıoğlu, şunları söyledi: “ Türkiye’nin yağış rejimi bellidir. Baktığımızda Karadeniz Bölgesi, Ege Bölgesi, Doğu Anadolu Bölgesi ve Marmara Bölgesi Türkiye’nin yağış miktarını yükseltirken, İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri yağış miktarını azaltan bölgelerdir. Bu nedenle zaten İç Anadolu bölgesinde Yozgat, Çankırı ve civarı illerde nadas kavramına koşut olarak üretim yapılır. Küresel iklim değişikliği sonucunda yağış rejimi değişti, düzensizleşti. Kış kuraklığı dediğimiz olguyu artık daha çok görmeye başladık. Bundan tarımsal üretim etkilendi. Toprağın normalde alması gereken yağış miktarı 1 saat içinde yüzeye düşmeye başladı. Bunun dışında plansız sanayileşme, kentleşme, buharlaşmanın getirdiği olumsuzluklar, toprağın çok derinlerine yapılan sondajlar sonrasında İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde obrukların oluşmasına neden oldu. Yeraltı suları zarar gördü. Bunun dışında zaten BM’nin hazırladığı raporlarda Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı çölleşme riski açık açık anlatılıyor. Türkiye önümüzdeki yıllarda özellikle İç Anadolu Bölgesi, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri bazında ciddi bir çölleşme yaşayacak. Bunun önlemlerini şimdiden düşünmemiz gerekiyor.”

Türkiye’nin diğer ülkelerle birlikte karbon ayak izi antlaşmalarını imzaladığını da kaydeden Gaytancıoğlu, “ Türkiye bu antlaşmaya düzenli olarak uysa bile başka ülkeler uyacak mı, bilmiyoruz. Daha önce zaten kimyasal ilaç kullanımı, gübre kullanımı ile toprak yeterince zarar gördü. Üretim arttı ama bunların düzensiz kullanımı nedeniyle yüz yıl içeresinde tarımsal üretim arazileri de ciddi zarar gördü. Bunun dışında dengeli ve sağlıklı beslenmeye bundan sonra ne kadar uyulacak ve buna yönelik ne kadar tarımsal üretim önlemleri alınacak bu da üzerinde düşünülmesi gereken konuların başında geliyor. Tüm bunların sonucunda ülke içinde ve ülkeden ülkeye nüfus hareketleri yani göçler arttı ve bundan sonra da bu nüfus hareketleri kaçınılmaz olarak sürecek görünüyor. Dünyada iklim değişikliği ve kuraklık nedeniyle kuzey bölgelere doğru nüfus hareketleri arttı. Türkiye bazında baktığımızda, Türkiye’nin kuzeyinde topraklar el değiştiriyor. Bu toprakları kimlerin aldığını net olarak bilemiyoruz. Ukrayna’da benzer gelişmeler yaşanıyor, dolayısıyla bu hareketlilik bundan sonra sürecek ve elbette bunun sonuçları da olacak” diye konuştu.

Türkiye’de 2023 gıda ve tarımsal üretim verilerinin incelenmesi durumunda ithalatın arttığını da belirten Gaytancıoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “ 2023 yılında yine tarımda ithalat dikkat çekti. Türkiye 2023 yılında 28 milyar dolar faiz ödemesi yaptı, bunun yarısı kadar da tarımsal ithalat göze çarptı. 2 milyon 500 milyon dolarlık buğday ithalatı, 1 milyar 900 milyon dolarlık soya ithalatı, 1 milyar 700 milyon dolarlık pamuk, 670 milyon dolarlık fasulye, bunlar ilk etapta verilere baktığımızda dikkatimizi çekiyor. Bu verilerden çıkaracağımız bir başka sonuçta şu; kendi kendine yeten tarım ülkesi olmak artık yeterli değil, aynı zamanda tarımda planlı olmak, tarım arazilerini korumak çok önemli. Suyu kesinlikle artık çok ekonomik kullanmalıyız. Tarımsal üretimde planlı üretime geçmenin zamanı çoktan geldi, buna göre ürün planlaması dahilinde tarım politikaları belirlenmesi kaçınılmaz oluyor. Türkiye örneğin fasulye, nohut gibi ürünleri ithal etmek yerine, bunun üretimini planlı bir şekilde İç Anadolu bölgesinde gerçekleştirebilir. Buna göre bir ürün ve ekim planlaması yapılırsa Türkiye daha çok verim alır.”

Tarımsal üretimde bölgesel fiyatlandırmanın da artık çok önem kazandığını ifade eden Gaytancıoğlu, “ Asgari ücrette bugünlerde çok konuşuluyor. Örneğin İstanbul’da farklı bir sistem ya da ücret politikası uygulanabilir deniyor. Bunun nedeni İstanbul’daki yaşam standartları. Türkiye’nin yaşam standartlarının ortalaması üzerinden gidebilirsiniz ama her bölgede aynı yaşam standardı yok, bazı bölgelerde alınan ücretler yetiyor, bazı bölgelerde yetmiyor. Bu uygulanır mı bilemem. Ancak tarımda kesinlikle uygulanması gereken bölgesel fiyatlandırma ve yerine göre destekleme. Bu da planlı bir üretim politikası ile olacaktır. Türkiye’nin buğday üretimi ortalaması belli. Türkiye’nin ortalama buğday üretimi kilo başına 250 kilo. Ancak bazı bölgelerde bu 600 kiloya kadar çıkıyor. Marmara Bölgesi ile İç Anadolu Bölgesi’nin üretim miktarı arasındaki fark belli. Bu konuda diğer bölgelerin de ortalaması belli. Burada bölgesel üretim miktarları birbirinden farklı olduğu için bölgelere göre fiyatlandırma kaçınılmaz oluyor. Türkiye ortalamasında bir fiyatlandırma yaptığınız zaman bölgelere göre üretim farkından dolayı insanlar bazı bölgelerde buğday ekmeyi bırakıyor, onun yerine büyük kentlere göç etmeye başlıyor. Öte yandan kışlık buğday geç ekiliyor. Kısa zamanda hasat alınan yerler var. Bu koşulları dikkate aldığınız zaman her bölgeye ortalama fiyat uygulamanız sonuçta kışlık buğday üretiminde gelir yetersizliğine bağlı olarak kış buğdayı göçü beraberinde geliyor. Sonuçta Türkiye tarımsal üretimde eksik kalmaya başlıyor” ifadelerini kullandı.

Hayvancılık politikalarının da planlı bir şekilde düzenlenmesi gerektiğine dikkat çeken Gaytancıoğlu, “  Bundan başka hayvan ithalatı ayrı bir konu. Şimdi diyelim ki Türkiye 700 bin civarında canlı hayvan ithalatını gerçekleştiriyor, 3.6 dolardan alıp, 6 dolara satıyor. Aradaki farkı kar olarak gören bir politika izlerseniz bunun hayvancılıkta sürdürülebilirliği olmadığı için hayvancılığınız zarar görür. Bu nedenle tarım ve hayvancılık politikalarınızı artık planlı yürütmezseniz sürdürülebilir sonuçlar alamazsınız. Bunun sonucunda ülke zarar görür. Hayvancılıkta da planlama kaçınılmaz” diye konuştu.

10 Mar 2024 - 14:33 - Gündem

Mahreç  Fatih Erboz



göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Anayurt Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Anayurt Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Anayurt Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Anayurt Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.