Asıl sorun iş gücüne katılımın düşük olması

Bilkent Üniversitesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Refet Gürkaynak oldu. Prof. Gürkaynak, “Ülkemizde 85 milyon 375 bin kişi var. 3 milyon 29 bin kişi işsiz. Türkiye’de asıl sorun işsizlik değil, işgücüne katılımın düşük olması. Türkiye’de beşeri sermaye düşük” dedi.

Halil Yatar
Halil Yatar Tüm Haberleri
Asıl sorun iş gücüne katılımın düşük olması
Asıl sorun iş gücüne katılımın düşük olması
Haber albümü için resme tıklayın

Genç Girişim ve Yönetişim Derneği (GGYD) tarafından düzenlenen, iş dünyasının önemli etkinliklerinden İş’te Fırsat Toplantıları, 66’ncı kez gerçekleşti. Toplantının açılış konuşmasını yapan GGYD Genel Başkanı M. Nezih Allıoğlu, katılımcılara teşekkür ederek, GGYD’nin çalışmaları ve hedeflerine ilişkin bilgiler paylaştı. Allıoğlu, “Ocak ayında yaptığımız olağan genel kurulumuzda, sizlerin oyları ve güveniyle yeniden göreve geldik. Genel kurulumuza göstermiş olduğunuz ilgi ve pazar günü olmasına rağmen saatlerce zamanınızı ayırıp derneğimize sahip çıktığınız için hepinize şükranlarımı iletiyorum. Yeni yönetim kurulu olarak çalışmalarımıza başladık. Görev dağılımını yaptık, kurullarımızı, topluluklarımızı oluşturduk” dedi.

SIKI PARA POLİTİKALARININ DEVAMINI DİLİYORUZ

Türkiye ekonomisinin 2023 yılı görünümünü değerlendiren Allıoğlu, “Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, Türkiye ekonomisi 2023 yılında yüzde 4,5 büyüme kaydetti. Döviz kurlarının yükselişini, altın başta olmak üzere emtia fiyatlarını 2023 yılında yakından izledik. 2023 yılında enflasyon hep gündemimizde oldu, ancak genel seçimlerden sonra yeni ekonomi yönetiminin göreve gelmesiyle para politikalarında, enflasyonla mücadelede geleneksel politikalara döndük. Para politikasındaki sıkı duruşun devam etmesini diliyoruz. Bu adımların rahatlatıcı etkilerini yılın ikinci yarısında hissedeceğimizi, ağustos ayından sonra daha düşük enflasyon ile karşılaşmayı bekliyoruz” ifadelerini kullandı.

NİTELİKLİ BİR BÜYÜMEYE İHTİYACIMIZ VAR

Allıoğlu, konuşmasını şöyle tamamladı: “Bizim düşük enflasyonla büyüyen, istihdam yaratan, katma-değerli ihracat ile desteklenen nitelikli bir büyümeye ihtiyacımız var. Belirsizliklerin en aza indirilebildiği, istikrarlı bir büyümeye ihtiyacımız var. Bunun için yatırım ortamını iyileştirmemiz, hukuk sisteminin bütünlüğünü sağlamamız kısacası ‘güven’ tesis etmemiz gerekiyor. Bir ülkede hukuk sisteminin bütünlüğü arttıkça o ülkenin ekonomik büyüme hızı da artıyor. Uluslararası yatırımcılar, yatırım kararı alırken hukukun üstünlüğüne, ülkedeki vatandaşların, iş yapıcıların hukuk sistemine olan güvenine bakarak karar veriyorlar. Bu nedenle ekonomi ve hukuku birlikte düşünmemiz gerekiyor. Hukuk sistemine güvenin olmadığı yerde yatırım olmuyor.”

Asıl sorun iş gücüne katılımın düşük olması

GELİRİ PAYLAŞMAK ÜRETİMİ PAYLAŞMAKTIR

66. İş’te Fırsat Toplantıları’nın konuğu ise ülkemizin önde gelen ekonomistlerinden Bilkent Üniversitesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Refet Gürkaynak oldu. Prof. Gürkaynak, “2024’te Dünya ve Türkiye Ekonomisi” konulu sunumunu yaptı. Sunum, 2023 yılı ekonomik verilerinin değerlendirilmesi, 2024 yılına yönelik öngörüleriyle ilgi çekti. Prof. Gürkaynak, “İktisat diye düşündüğümüz birçok konu aslında fizik. İktisat ‘kanun’ları ihlal edilebilir, fizik öyle değil. İktisat ‘bilimi’ ile kavga etmek genelde baş yarar. Fizikle kavga etmek daima baş yarar. Gelir, ürettiğin şeydir. Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYİH), Türkiye’nin toplam üretimidir. Üretimi ölçüp, gelir arttı diyoruz. İktisat değil bu, fizik. Tanımı gereği gelir ile üretim aynı şeydir. Üretim ne kadarsa toplam paylaştırılacak gelir de o kadar olmak zorunda. Yüksek gelir ancak yüksek üretimle mümkündür. Geliri paylaşmak, üretimi paylaşmaktır. Soru, ‘Türkiye’de niye Almanya’ya göre gelirler düşük?’ olmamalı, ‘Niye Almanya’da üretim Türkiye’ye göre daha yüksek?’ olmalı. Çünkü daha fazla üretmeden daha yüksek gelirli ekonomi olmak söz konusu değil. Bunu yapmaya çalışıyorsanız iktisatla değil fizikle kavga ediyorsunuz” dedi. 

Prof. Gürkaynak, şöyle devam etti: “Üretim yaptık, bir kısmını tüketeceğiz, bir kısmını tasarruf yapacağız. Kenara saklanan şeylere yatırım diyorum. Yatırım ile tasarruf aynı. O zaman, az üreteceğim, çok tüketmek yemek istiyorum, ama tasarruf seven insanlar da değiliz. Toplam tasarrufumuz düşük. Devlet bütçe açığı veriyor, tasarrufların bir kısmını hükümete vereceğiz bütçe açığını kapatsın diye. Bütçe açığı, bizden toplamıyor ama harcıyor. Harcıyorsa bir yerden gelecek, borç alacak. Borcu, ben vereceğim. Yatırım yapmak istediğimizde ise aradaki fark ülkenin dışından gelecek. Bu, ülkenin tasarruf açığıdır. Tanımı gereği, cari açık ülkenin tasarruf açığıdır. Ürettiğin kadar kullanmak zorunda değilsin, açık bir ekonomide daha fazlasını kullanabiliyorsun. Dünyanın geri kalanından kullanabilirsin. Bu da bir fizik kanunu, bir iktisadi denklik değil ama başka türlü olamıyor.”  

Asıl sorun iş gücüne katılımın düşük olması

CARİ AÇIK, ÜLKENİN TASARRUF AÇIĞIDIR

“Türkiye’de kur kazayla patlamıyor, biz isteyerek patlatıyoruz” diyen Prof. Gürkaynak şöyle konuştu: “Faizi indirdikçe ülkenin tasarruf açığını azaltacağım, çünkü cari açık tanımı gereği ülkenin tasarruf açığıdır. Ben faiz indirdikçe siz daha çok tasarruf edeceksiniz, ettiniz mi? Hayır. Cumhuriyet tarihinin cari açık rekorunu kırdık. Türkiye’de gelirin nerden geldiğini,  ne olduğunu konuşmadan gelir dağılımını konuşmak sorunu var. Bu abes bir iş. ‘Türkiye’de asgari ücret 28 bin lira olmalı’ diyorsun, ama çarptığın zaman ülkenin toplam üretimi, senin asgari ücrette istediğin şeyi karşılamaz hale geliyor. Bu yüzden üretim ile gelir arasında, gelir dağılımı ile toplam gelir arasındaki bağları düşünmek elzem bir iş. Kısıtlarımız neler bilmeliyiz. Gelirden bahsederken aslında üretimden bahsettiğimizi iyi anladığımıza göre üretim, gelirse, bu üretim işini anlamamız gerekiyor.” 

Prof. Gürkaynak, “Aynı insanlar, aynı becerilerle, aynı makineleri değişik yer ve değişik zamanlarda kullandıkları zaman aynı şey ortaya çıkmıyor. Bu farklılığa, iktisatta üretimin anlamadığımız kısmına teknoloji diyoruz. Aynı insanlar, aynı makinalarla Ankara’da yaptıkları zaman, Hamburg’da yaptıkları zaman ortaya başka bir şey çıkıyor. Aradaki farka bakıp orada teknoloji daha ileri diyorum. Almanya’ya baktığın zaman ortalama çalışanın aldığı eğitim düzeyi 13 yıl. Kişi başına düşen sermaye çok yüksek. Bunları artırarak daha fazla büyümeyeceksin, ancak teknolojiyle büyüyebileceksin” dedi.

Türkiye’de ise durumun tamamen farklı olduğunu vurgulayan Prof. Gürkaynak, şunları söyledi: “Tarım hala en emek-yoğun sektör, Amerika’da tarım en teknoloji-sermaye yoğun sektör. O insanın tarım üretimi ile Türkiye’deki insanın tarım üretimi elbette bir değil. Oradakiler tarım üretimini artıracaksa bir icat çıkarmak durumunda, Türkiye’de değil. Türkiye’de girdiyi artırarak üretimi artırmak mümkün. Ülkemizde 85 milyon 375 bin kişi var. 3 milyon 29 bin kişi işsiz. Türkiye’de asıl sorun işsizlik değil, işgücüne katılımın düşük olması. Türkiye’de beşeri sermaye düşük. Yatırım az, fiziki sermaye düşük. Üretim ve gelir haliyle düşük. ‘Lüks’ Türkiye’de sadece gelir dağılımı bozuk olduğu için mevcut.”

2,6 TRİLYON KKM BÜYÜK RİSK

Prof. Gürkaynak, sözlerini şöyle tamamladı: “Seçim öncesi ve sonrası iki ayrı ülke. Seçime kadar hızlı daralmaya izin verilmez. Kredi sıkılaşması sınırlı olur. Büyük risk;  2,6 trilyon Kur Korumalı Mevduat‘tan (KKM) nasıl kurtulacağız. Diğer büyük risk ise kamu harcamalarının kontrol edilemiyor olması. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) sıkılaşması ile kamu genişlemesi uyumlu değil. TCMB idaresi görevden alınmazsa faiz yakında azalmaz. Kuru bilmek mümkün değil. Enflasyon nedeniyle lira değer kaybetmeye devam edecek. Kur kontrol edilmeye çalışılırsa reel değerlenme olur, ithalat patlar. Bir büyüme politikası yok, manik TC enerjisi ile büyüyoruz. Bu çok verimsiz bir büyüme şekli.”

07 Mar 2024 - 12:50 - Gündem

Mahreç  Halil Yatar



göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Anayurt Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Anayurt Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Anayurt Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Anayurt Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.