Özden Toker gençleri Pembe Köşk’e çağırıyor

“Lozan Barış Antlaşması’nın 100. Yılı” sergisi Pembe Köşk’te ziyarete açıldı. 27 Kasım’a kadar açık olan sergiyi İsmet İnönü’nün kızı ve İnönü Vakfı Başkanı Özden Toker ile konuştuk.

İsmet İnönü’nün evi Pembe Köşk’te, “Lozan Barış Antlaşması’nın 100. Yılı” sergisi açıldı. Lozan’a dair bilgi ve belgelerin yanı sıra İsmet İnönü ve Mevhibe İnönü’nün kişisel eşyalarının da yer aldığı sergiyi, Pembe Köşk’ü, Atatürk’le olan anılarını, İnönü’nün kızı ve İnönü Vakfı Başkanı Özden Toker ile konuştuk. Toker, özellikle gençleri Pembe Köşk’e davet ederken gençlerin bu müze evde en çok da kendilerini bulacağını dile getirdi.

Pembe Köşk’ü bir müze yapma fikrinin, İnönü’nün ölümünden 10 yıl sonra abisi Erdal İnönü’nün fikri olduğunu söyleyen Toker, abisinin bir gün aileyi toplayarak “Biz burada, baba evinde uzun seneler yaşadık. Cumhuriyetimizi kuranlarla

beraber büyüdük. Çok şey işittik, çok şey gördük” dediğini ve bu hafıza mekânının vatandaşlarla paylaşılması fikrinin böyle doğduğunu anlattı. Annesi Mevhibe İnönü’nün her şeyi sakladığını vurgulayan Toker, mektuplardan, İnönü’nün üniformalarına ve kendi gelinliğine kadar her şeyin muhafaza edildiğini ifade etti ve hatta annesinin gelinliğini 60 yıl sonra kendi kızının giydiğini söyledi.

Pembe Köşk’ün İnönü tarafından kullanıldığı haliyle korunduğuna dikkat çeken Toker, Pembe Köşk dışında İnönü’nün Heybeli Ada’daki evinin ve İzmir’de doğduğu evin de canlı müze olarak kullanıldığını kaydetti.

Amaçlarını Cumhuriyet fikrini “bir asırdan öbür asra taşıyıp devam ettirmek” olarak tarifleyen Toker, Pembe Köşk’teki yemek masasında Atatürk’ün alanında uzman kişilerle toplandığını, bu sofrada konuşulanları Atatürk’ün manevi kızı Ülkü ile birlikte dinleme fırsatı bulduğunu şöyle anlattı:

“Atatürk buraya haftada birkaç defa arkadaşlarıyla gelirdi. Kendisi masanın başına oturuyor sağına babamı alıyor ve etrafına da sofrada konuşulacak konuları iyi bilen insanları, fabrika açılacaksa fabrika kurmakta tecrübesi olan, kendisinden daha iyi bilenleri bulup masanın etrafına topluyordu. Benim de o masanın ucunda birkaç defa orada yemek yeme şansım oldu. Atatürk bir gün elinden tuttuğu küçük bir kızı buraya getirdi. Beni aşağı çağırdılar. Aşağı indim. Atatürk bizi tanıştırdı. ‘Bak Özden’ dedi ‘Bu sana yeni bir kardeş.’ Ülkü’ye de ‘Bak Ülkü bu sana yeni bir abla. Hadi bakalım yukarı çıkarın.’ Biz de yukarı çıkıp evcilik oynadık. Sonra yemek saati gelince bizi çağırdılar Atatürk’ün elini öptük. Atatürk bize ‘Siz de şurada oturun’ dedi. O şekilde benim akademik dediğim yemeklerde Atatürk’le beraber yemek yeme fırsatımız oldu. İnsanları buraya kukla diye oturtmuyor. Onun aklına tecrübesine değer veriyor. Ondan yararlanacak. Ondan bir şeyler öğrenmek istiyor. Fabrika kurulacaksa fabrikaya en çok nerede ihtiyaç var? Nerede daha kolay ulaşılabilir? Nerede daha çok işsizlik var? Fabrika iş götürecek, medeniyet, çağdaşlık götürecek. Türkiye’nin her tarafında en ücra köşelerimde de fabrika açılsın, hastane açılsın. Numune hastaneleri böyle açılıyor. İlk önce örnek olarak açılıyor. Sonra aynı hastaneler Türkiye’nin her tarafında kurulmaya başlanıyor. Bu masada Atatürk, Cumhuriyet 15 yaşındayken ileride yapacağı işleri konuştu. Ben de bunları duydum. Bana daha sonraki yıllarda sorarlardı ‘Atatürk neden sizi orada oturttu?’ diye. O zaman pek ne söyleyeceğimi bilemezdim ama vakıf kurulduktan sonra anladım ki ben size bunları anlatayım diye. Atatürk istedi ki ben orada oturayım, o küçücük kafamla dikkatle onu dinleyeyim. Atatürk’ü dikkatle dinlememeye imkân yoktu. Gözünüzü ondan ayıramıyordunuz. Fani olduğunu bildiği için, ondan sonra gelecek olan çocuklara bunları anlatmak için yanında oturturdu bizi. Onun için ben kendimi sorumlu hissediyorum. O günkü vizyonu gençlere aktarmak. Onun için severek yapıyorum. Zevk alıyorum öğrenciler buraya gelince.”

ÇOCUKLAR ATATÜRK’Ü MERAK EDİYOR

Öğrencilerin Pembe Köşk’e sık sık geldiğini belirten Toker, çocukların kendisine en çok neleri sorduğunu da anlattı. Küçük çocukların soru sormada daha girişken olduğunu vurgulayan Toker, “Çocuklar hemen bir şey soruyor. Diyorlar ki ‘Atatürk’ün eline dokundun mu, eli sıcak mıydı, gözlerini açıp kapatıyor muydu? Sana nasıl bakıyordu?’ Atatürk’ü öğrenmek istiyorlar. En çok ne yerdi ne severdi, ne yapardı? Ben de onların hepsini anlatmaya çalışıyorum. Atatürk bize derdi ki her çocuğun bir hayali olması lazım. Hayalinde bir şey olması lazım. Bu çok önemli. Hayalinizdeki şeyi gerçekleştirmek için siz çalışırsınız” dedi.

Pembe Köşk’te yalnız olduğu zaman hüzünlendiğini, ancak ziyaretçilerle bir şeyler paylaşınca kendisini iyi hissettiğini ifade eden Toker, “Benim düğünüm burada oldu. Çocuklarım büyüdüler, çocuk sahibi oldular ama sevdiklerimizin bir kısmı artık yoklar. Bu hüzünlü bir şey. Tek başıma kalırsam üzülüyorum ama sizler geldiğiniz zaman, bunları sizlerle paylaşınca sanki onlar da rahat ediyormuş gibi geliyor. Yatağıma yattığım zaman oh diyorum. Onlara da bir Allah rahatlık versin diyorum.

Vazifemi yapmış oluyorum” diye konuştu.

‘LOZAN BAĞIMSIZLIĞIMIZIN ANAHTARI’

“Lozan Barış Antlaşması’nın 100. Yılı” sergisinden de söz eden Toker, “Bu sergi hakikaten bir asırdan bir asra geçmek. Lozan nedir? Lozan bizim bugünkü sınırlarımızın içinde bağımsız olarak yaşayabilme hakkını elde etmek. 1. Dünya Savaşı’ndan sonra bizim gibi yenilmiş olan ülkelere bize nasıl Sevr’i dayatmışlarsa onlara da o şekilde bazı anlaşmalar zorlamışlar. Onların hepsi o sırada seslerini çıkarmayıp teslim olmuşlar. Bir tek teslim olmayan, hayır siz bize Sevr’i kabul ettiremezsiniz siz bizim vatanımız olarak gördüğümüz yeri bizim elimizden alamazsınız diyerek Kurtuluş Savaşı’nı başlatan biziz. Onlarca süren savaştan sonra, o kadar yokluk içinde bu savaşı kazandık ve bizi onlara eşit olarak kabul etmeye mecbur ettik. Lozan Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli. Sınırlarımızın ve bağımsızlığımızın, bugün ‘Ne mutlu Türküm’ diyebilmenin anahtarı. ‘100 sene sonra bitecek mi?’ diye soruyorlar. Değişir eğer bizim bugünkü sınırlarımız başkaları tarafından değiştirilir, bölünür, parçalanırsa ve bizim kendi haklarımızı savunacak bağımsızlığımız kalmazsa evet o zaman Lozan biter. Lozan’ın birinci asrı bitiyor ben birinci asrında doğmuşum şimdi ikinci asrına geçiyoruz. Bu asırdan sonra da sizlerin sayesinde gelen bütün asırlarda Türkiye Cumhuriyeti bu sınırlarına ve bu sınırlarda yaşayan nesillere bağımsız olma hakkını sağlayacak” sözleriyle düşüncelerini ifade etti.

YAKIN TARİHİ ÖĞRENME TAVSİYESİ

Gençlere en çok yakın tarihi iyi öğrenmelerini tavsiye eden Toker, “Doğru ellerden yakın tarihimizi çok dikkatli okumanız lazım. Türkiye Cumhuriyeti genç bir devlet. Onun için çabuk yaralanıyor. Onun aleyhinde fikirler yürütülmeye başlanıyor. ‘Adaları niye verdi Lozan’da? Bizim haklarımız elimizden gitti’ diyorlar. Lozan sayesinde bizim elimizden asırlarca alınan haklar bizim elimize geçti. Adalar zaten bizden evvel verilmiş başkalarına. Niçin bize versinler tekrar? Atatürk Selanik’te doğuyor. İllaki ‘Selanik’i alacağım’ diye daha fazla kan dökülmesine razı olmuyor. İstemiyor. ‘Bu kadarı yeter bize’ diyor. Ama yeter olan yerde medeni, çağdaş bir devlet olarak devrimlerimizle yaşayalım” dedi.

Gençlere daha fazla ulaşamadığı için üzüldüğünü söyleyen Toker, gençlerin Pembe Köşk’te kendi hayatlarını göreceğini ve bu yüzden de bu canlı müzeye gelmeleri gerektiğini anlattı.

SERGİDE NELER VAR?

27 Kasım’a kadar Pembe Köşk’te ziyarete açık olan “Lozan Barış Antlaşması’nın 100. Yılı” sergisinde Lozan’a dair bilgi ve belgelerin yanı sıra İsmet İnönü ve Mevhibe İnönü’nün kişisel eşyalarını görmek de mümkün. Pembe Köşk’te Lozan mührü, Mevhibe İnönü’nün Lozan’dan aldığı mendiller, yakın zamanda müzeye getirilen ve deneyimli fotoğrafçı Ozan Sağdıç tarafından Pembe Köşk’te çekilen İsmet İnönü fotoğrafı, İnönü’ye hediye edilen satranç takımları, Şeker Fabrikalarının açılışında ilk ürünlerin ikram edildiği şekerlikler, eşyaları Atatürk tarafından hediye edilen yemek salonu, bilardo masası, İtalyan karikatüristler Derso ve Kelin’in Lozan’daki çizimleri, Lozan’da İsmet Paşa’ya verilen madalyonlar, İnönü’nün 1968’de Lozan’la ilgili tuttuğu el yazması notlar, İsmet İnönü ve Mevhibe İnönü tarafından yazılan mektuplar ile Lozan’daki oturma düzeninden, faturalara ve yemek menüsüne kadar tüm detaylar ziyaretçiler için sergileniyor.

01 Kas 2022 - 15:56 - Kültür-Sanat



göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Anayurt Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Anayurt Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Anayurt Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Anayurt Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.