İnsanlığın geleceği yerel tohumlara bağlı

Prof. Dr. Özkaya; Rusya-Ukrayna Savaşı'nın bir kez daha buğdayın önemini tüm dünyaya gösterdiğini ifade ederek, küresel gıda krizine karşı insanlığın geleceğinin yerel tohumlardan geçtiğini ancak üreticilerin kullandığı yerli tohumların küresel sermayece yok edilmek istendiğini söyledi.

Uğur Duyan
Uğur Duyan Tüm Haberleri
İnsanlığın geleceği yerel tohumlara bağlı
İnsanlığın geleceği yerel tohumlara bağlı
+1
Haber albümü için resme tıklayın

Uğur DUYAN

ANKARA (Anayurt) - Tarım iktisatçısı Prof. Dr. Tayfun Özkaya; 2,5 aydır süren Rusya-Ukrayna Savaşı'nın küresel tahıl stoklarını derinden etkilediğini, ülkeleri farklı Pazar arayışlarına yönelttiğini söyledi. Özkaya, savaşın yıkıcılığının insanlığı bekleyen en büyük tehlike olan küresel iklim değişikliğine karşı uyarıcı bir etken olarak okunması gerektiğini, azot temelli gübrelerin iklim değişikliğine katkı sunduğunu ancak yerel tohumların böyle bir risk barındırmadığını kaydetti. Türkiye'deki ilk tohum takas şenliği olan Torbalı Tarım ve Tohum Şenliğinin düzenleyicisi de olan tarım iktisatçısı Özkaya, 2006 yılında çıkarılan Tohumculuk Yasası ile Türkiye'de çiftçilerin elindeki tohumların satışının yasaklandığını ancak takasın önünde bir engel olmadığını ifade ederek, tohum takas şenliklerinde bio kaçakçılık ve korsanlık yapıldığı iddialarının gerçeği yansıtmadığını aksine insanlığın kurtarıcısı olacak yerel tohumların yaygınlaşması için çok önemli olduğunu söyledi.

Türkiye dahil birçok ülkede benzer tohumculuk yasalarının çıkartıldığını ve yasaları ülkelere empoze eden kuruluşların çok uluslu sermaye ile entegre olarak hareket eden IMF ve Dünya Bankası olduğunu söyleyen Özkaya, küresel tohum üreticilerinin bio çeşitliği kısıtlayarak, insanlığın önündeki en büyük tehdit olan iklim krizinin gıda arzı üzerindeki yıkıcı etkisini görmezden geldiğini ve daha büyük bir gıda krizine kapı araladıklarını aktardı. Küresel sermayenin daha fazla rant için yerli tohumları ve ata tohumlarını yok ettiğini, insanlığın 13 bin yıllık tarım macerasında elde etmeyi başardığı 3 milyon tohum türünün olduğunu ancak endüstriyel tarım döneminde gelişmiş ekonomilerdeki tohum türlerinin yüzde 75'inin yok edildiğini söyleyen Özkaya, "Endüstriyel tarım pek çok tohum türünü yok ederken, sadece 125 bin yeni tür ortaya çıkarttı" dedi. Birinci Dünya Savaşı öncesinde Avrupa'nın yaşadığı gıda krizini çözüme kavuşturan azotlu gübrelerin günbegün kullanımının arttığını ve bu durumun iklim değişikliğini körüklediği bildiren Özkaya, "Önlem alınmazsa insanlık büyük bir yok oluşa doğru sürükleniyor" açıklamasında bulundu.

TOHUMCULUK YASASI BM SÖZLEŞMESİNE AYKIRI

Türkiye tohumculuk yasasının 2006 yılında çıkartıldığını ifade eden Özkaya; "Tarım Bakanlığı tarafından 2006 yılında çıkarılan Tohumculuk Yasası ile sertifikasız tohumların satışı yasaklanmış ancak çiftçiler arasındaki tohum takası engellenmemişti ama tohum satışının yasaklanması Türkiye'nin de imzacısı olduğu Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi'ne aykırıydı. Bu sözleşmede, çiftçilerin hiçbir şekilde kendi tohumlarını ve fidelerini satmaktan veya değiştirmekten ya da takas yapmaktan alıkonulamayacağı açık bir şekilde belirtilmişti. Türkiye bu sözleşmesinin imzacısı ve hatta imzacı olan hükümette bugünkü hükümetti ve Meclis'ten de geçen bir sözleşmeydi. Bu nedenle Tohumculuk Yasası teklifi Meclis'te görüşülürken, biz çok ciddi bir muhalefet yaptık ama teklif kanunlaştı" ifadelerini kullandı.

TOHUMCULUK YASASI VE KÜRESEL SERMAYE

Tohumculuk Yasası ve benzeri yasal düzenlemelerin pek çok ülkede de yapıldığını ve bu düzenlemelerin Dünya Bankası ve IMF politikaları çerçevesinde ülkelere empoze edildiğini kaydeden Özkaya şunları kaydetti:

"IMF'den kredi almak için, Dünya Bankası'ndan destek görmek için bu yasanın ulusal meclislerden geçirilmesi istendi. Hükümetlere, 'eğer ki bu yasalar meclislerden geçmezse bu kredi ve desteklerden mahur kalırsınız' denildi. Pek çok ülkede benzer kanunların çıkmasının altına yatan neden de budur. Türkiye'den önce Amerika Birleşik Devletleri dahil pek çok ülkede benzeri tohum yasaları çıkartıldı. Dünya Gıda ve Tarım Örgütü'nün (FAO) raporlarına göre, bu ülkelerde yerel ve ata tohumların yüzde 75'inden fazlasının yok olduğu görüldü. Yani gelişmiş ülkeler olarak tanımlanan ekonomilerde de bu tip kanunlar vardı ve sadece şirketlerin tohum satabileceği bir yasal düzen oluşturulmuştu. Bu, birçok yerel tohumun kaybolmasıyla başlayan bir sürecin de başlangıcı oldu.

Tarım Devrimi'nden bu yana geçen 13 bin yılda çiftçiler 3 milyona yakın tohum çeşidi ürettiler. Tabi bilimsel yöntemlerle değil ama seleksiyon yaparak, bazı özellikleri gösteren tohumları seçerek, bugün bildiğimiz türleri ortaya çıkarttılar. 13 bin yıl önce buğday denen bir şey de yoktu aslında. Buğdayın atası diyebileceğimiz bazı bitkilerden tohumu elde ettiler ve buğdayın anavatanı da Anadolu'dur. Göbekli Tepe'deki insanlardır ilk kez tarımı bulan yani eldeki verilere göre ilk kez tarımla uğraşan insanlar. Onlardan bu yana 3 milyon tür ortaya çıktı ancak şirketler en fazla yetmiş yıldır bu işle uğraşıyorlar ve sadece 100 bin ila 125 bin arasında tohum çeşidi ortaya çıkartabildiler.

Tarım ve Orman Bakanlığı bu yasayı hastalıklardan ari ırklar elde etmek için çıkartıldığını ve çiftçilerin bu tohumları satmaları halinde hastalıkların yayılacağını iddia ediyor. Bu iddiayı tohum takas şenliklerini kötülemek için sık sık gündeme de getiriyorlar. Ama bu iddia tohum takas şenliklerinde bio korsanlık yapılıyor iddiasından bir parça daha güçlüdür. En azından savunulabilecek temelleri vardır. Ancak yerel tohumların özürlüğünün önüne geçmek için bir bahane olamaz."

TOHUM ARAŞTIRMACILARI KÜRESEL ŞİRKETLERLE BAĞLANTILI

Tohum takas şenliklerine yönelik bio korsanlık iddiası ile sıkça karşılaştığını hatta bürokratların dahi takas şenliklerine bu türden eleştiriler getirdiklerini kaydeden Özkaya bu iddiaların tamamen asılsız olduğunu ifade ederken, Tarım ve Orman Bakanlığının da yurt dışına tohum gönderdiğini söyledi ve şöyle devam etti:

"60'lı yılların sonlarında Rockefeller Vakfı, FAO ve Dünya Bankası öncülüğünde kurulan CGIAR (Uluslararası Tarımsal Araştırmalar için Danışma Grubu), gıda güvenliği konusunda araştırma yapan uluslararası kuruluşları bir araya getiren küresel bir ortaklık gibi görünse de ilk ortaya çıkış amacı, dünyadaki bütün ülkelerde yetiştirilen farklı tohumları, tohum endüstrisinin elinde toplamaktı. O dönem gelişmiş ülkeler, geri kalmış ülkelerden tohumları toplayarak tohum endüstrisine dahil ediyorlardı. Hatta FAO'nun da katkılarıyla Menemen'de tohum merkezi dahi kurulmuştu. Bu tohum merkezlerine çalışmak için gelen araştırmacılar, ki çoğunlukla bir şirketle bağlantılı olarak çalışan araştırmacılar olduğu için buradaki yerel tohumlardan numune alabiliyorlar. Bu durum, CGIAR ile yapılan anlaşmalara da uygun zaten anlaşmanın bir maddesi de bu. O nedenle de anlaşma kapsamında olan ülkelerin hiçbiri 'tohum göndermiyoruz' diyemez. Anlaşma kapsamında imzalanan materyal temin formu sayesinde -ki buradaki materyal tohum oluyor- ABD'deki araştırmacılar Türkiye'deki ya da Nepal'deki tohum merkezlerinden birkaç yüz gram tohum temin edebiliyor. Bunun için artık internet kullanılıyor. Bilgisayar arşivlerinde tohumların özellikleri kayıtlı ve araştırıcılar bunu rahatlıkla görebiliyor, istedikleri tohum türüne rahatlıkla erişebiliyor. Üstelik hiçbir karşılık ödenmeksizin bu araştırıcılara gönderiliyor. O araştırıcılar üzerinden de tohum üreten şirketlere ulaşıyor ve bu şirketler de gönderilen tohumlardan istedikleri gibi yararlanıyor."

"BU GERÇEKLERLE KARŞILAŞTIRILDIĞINDA ÇOK GÜLÜNÇ KALIYOR"

Microsoft'un kurucusu iş insanı Bill Gates'in finansörlüğünde kurulan ve amacı olası bir küresel felakette tohumları korumak olan Norveç'teki Svalbard Küresel Tohum Deposu'na da Türkiye'den çok miktarda tohum örneğinin gönderildiğini hatta dönemin bürokrasisinin bu durumu 'biz de eksik kalmayalım' mantığı içerisinde yürüttüğünü kaydeden Özkaya, "Tohum takas şenliklerinde kaçakçılık yapılıyor hatta küresel şirketlere ata ve yerel tohumlarımız veriliyor iddiaları, bu gerçeklerle karşılaştırıldığında çok gülünç kalıyor" dedi.

TÜRKİYE TOHUMCULUĞU VE YABANCI SERMAYE

Tarımsal üretimde faaliyet gösteren çok uluslu şirketlerin Türkiye'de uzantılarının olduğunu anımsatan Özkaya, "Türkiye'nin en önemli tohum üreticilerinden olan Anadolu Tohumculuk AŞ'yi Fransız sermayesi olan Vilmorin-Mikado satın aldı. Yine Türkiye'de faaliyet yürüten İsrail şirketi Hazera Tohumculuk AŞ'yi de Vilmorin-Mikado satın aldı. Türkiye'de bulunmayan küresel tohum şirketi yok gibi. Hepsi de Türk elemanlar çalıştırıyorlar. Örneğin; Türkiye'de yerel bir domates ya da buğday çeşidi var, diyelim. Buna bu şirketlerin ulaşamama şansı yok. Yani hasat zamanı dahi şirketlerin araştırıcıları ya da elemanları rahatlıkla tarladan buğday tohumuna ya da domates fidesine veya çekirdeğine istediği gibi ulaşır. Yani bunu yapmak için tohum takas şenliklerine gerek yok. Rahatlıkla Türkiye'nin herhangi bir yerindeki tohum merkezinden de bu şirketler istedikleri tohum çeşidine ulaşabiliyorlar" ifadelerini kullandı.

TOHUM TAKAS ŞENLİKLERİ YEREL TOHUMLARI KORUYOR

Tohum üreticilerin Torbalı'daki ikinci tohum takas şenliğini engellemek istediklerini söyleyen Özkaya, "Tohumlarımızın sertifikalı olmadığını öne sürdüler. Halbuki bu şenliklerde tohum satışı yapılmıyor tohum takas ediliyor ve yaptığımız şey tamamen yasal ve kanuna uygun olduğu halde bu iddiayı öne sürdüler. Bizim kanuna uygun bir iş yaptığımızı gördüklerinde de geri adım attılar" dedi. Tohum takas şenlikleri sayesinde birçok belediyenin tohum merkezleri kurduğunu ve hatta Muğla'daki merkezin üniversite iş birliği ile hareket ettiğini söyleyen Özkaya, tohum merkezlerinde yerli tohumların hastalıklardan ari olması için ıslah çalışmalarının yapıldığını da belirterek, "Eksi 45 derecede tohumları dondurarak, tohumları çok daha uzun süre korumak için tedbirler alıyorlar. Bu konudaki duyarlılık her geçen gün gelişiyor. En son İstanbul Büyükşehir Belediyesi, milyondan fazla yerel tohum ve fide dağıttı. Takas şenlikleri sayesinde yerel tohumlar ve ata tohumları korundu. Halbuki gelişmiş ülkelerde yerel türlerin yüzde 75'i yok oldu. Amerika'da bu oran çok daha yüksek düzeydedir, yüzde 90'lara varan oranda yerel tohum türleri yok olmuştur. Domates türlerinin yüzde 90'ının yok olduğu Amerika'da 50-60 yıl önceki çeşitliliğe ulaşılamıyor, çünkü o çekirdekler, tohumlar yok edildi. O tohumlar artık sadece yaşı yetenlerin hayallerinde var" diye konuştu.

HALK YERLİ TOHUMLARA SAHİP ÇIKILMASINI İSTİYOR

'Tohum takas şenliklerinde hastalık yayılıyor' yönündeki iddiaların da gerçeği yansıtmadığını kaydeden Özkaya; Tarım ve Orman Bakanlığı yetkililerinin de katıldığı şenliklerde yerel tohumların hasatlıklara karşı dirençli olduğunu ve bu nedenle de besin değeri yüksek tohumlar olduğunu anlattıklarını söyledi. Özkaya, sunumun etkili olduğunu o güne kadar tohum şenliklere katılmayan iktidar kanadının da şenliklerine katılmaya başladığını ifade ederek, şöyle devam etti:

"Tarım ve Orman Bakanlığının internet sitesine baktığınızda yerel tohumun desteklendiğini görüyoruz ama kanun bunun tersini söylüyor yani endüstriyel tarım destekleniyor. Bakanlık ciddi bir kamuoyu baskısı altında kaldığı için yerel tohumları destekliyor. Çünkü, Türkiye'de halkın ciddi bir bölümü yerel tohumların, ata tohumlarının küresel iklim krizinin yaratacağı en ciddi tahribat olan sağlıklı gıdaya erişim sorunu çözeceğine inanıyor. Halkın yerel tohumlara sahip çıkıyor olması bakanlığı da yerel tohumu korumaya hatta yerel tohumdan üretilen fideler elde etmeye itti. Hatta bu fideler Muğla'da satılıyor. Yani bakanlık kanuna aykırı hareket ediyor."

16 May 2022 - 00:00 - Ekonomi

Muhabir  Uğur Duyan



göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Anayurt Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Anayurt Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Anayurt Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Anayurt Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.