NATO gerçek hedefini haziranda açıklar

Avrasya İncelemeleri Merkezi uzmanlarından Turgut Tuncel, haziran ayındaki NATO'nun uzun vadeli stratejisinin haziran ayındaki liderler zirvesinden çıkma olasılığının çok yüksek olduğunu söyledi.

Uğur Duyan
Uğur Duyan Tüm Haberleri
NATO gerçek hedefini haziranda açıklar
Haber albümü için resme tıklayın

Dış politika analisti Turgut Tuncel, Rusya'nın Ukrayna'ya saldırısı ve Kiev'in Rus ordularına direnmesiyle Batı dünyası içindeki fikir ve politika ayrılıklarının büyük ölçüde giderildiğini ifade ederek, "Rusya, ABD'nin isteyip de yapamadığı şeyi, yani Batı dünyasında ABD liderliğinde pekişmiş bir birlik oluşturulmasını, bu ülke için mümkün hale getirmiş oldu" dedi. En azından şu aşamada Rusya'nın Ukrayna'ya saldırısının kendisi için önemli bir stratejik yenilgi olduğunu ifade eden Tuncel'e göre, NATO liderlerinin haziran ayı içinde Madrid'de yapılması öngörülen zirveden çok daha kapsamlı hamlelerin çıkması oldukça yüksek. Avrasya İncelemeleri Merkezi (AVİM) uzmanlarından Turgut Tuncel ile NATO Liderler Zirvesi'ni ve sonrasında yaşanması muhtemel gelişmeleri konuştuk.

Son gelişmeler doğrultusunda, Rusya'yı daha büyük sorunların içine çekmek için Ukrayna'da sıcak çatışmanın hatta vekil savaşların sürmesinden beis duymayan bir NATO'nun ortaya çıktığını söyleyebilir miyiz?

24 Mart NATO Liderler Zirvesi bildirisinde, Rusya-Ukrayna savaşı bağlamında NATO'nun aldığı önlemlerin önleyici, orantılı ve gerilimi artırmayan önlemler olduğu vurgulandı. Bu, savaşın başından beri NATO, ABD ve diğer batılı ülkelerin; çatışmanın NATO-Rusya çatışmasına dönüşmemesinin ve bu ihtimalin önlenmesi için azami dikkatin gösterilmesinin gerekliliği yönündeki söylemi ile uyumlu bir vurgu. Nitekim, ABD ve Batılı ülkeler Ukrayna hava sahasında uçuşa yasak bölge oluşturulması gibi istekleri bu çerçevede reddediyorlar. Konuyla ilgili olarak, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg zirveden bir gün önce yaptığı basın açıklamasında NATO'nun 'savaşın Ukrayna'nın ötesine sıçramasını önlemek' gibi bir sorumluluğu olduğunu söylediğini hatırlamakta da fayda olacak. Öte yandan, Batılı ülkelerin Ukrayna'ya yaptığı silah yardımlarıyla ilgili olarak şimdiye kadar pek çok haber çıktı. Zaten, sahadaki gelişmelerden de Ukrayna ordusunun elinde bol miktarda ileri teknoloji ürünü tanksavar ve uçaksavar gibi ağır silahların olduğu anlaşılıyor. Nitekim, ABD Başkanı Joe Biden, zirve dolayısıyla yaptığı açıklamalarda, kendisinin başkan olduktan sonra geçen bir yılda ABD'nin Ukrayna'ya 2 milyar dolarlık silah yardımı yaptığını, son birkaç hafta içinde ise 1 milyar dolarlık ek savunma yardımı için karara varıldığını söyledi. Kısacası, açık/resmi veya kapalı/gayri resmi yollarla Ukrayna ordusuna çok ciddi miktarda ve nitelikte silah aktığını söylemek mümkün.

NATO'NUN UZUN VADELİ POLİTİKASI NE OLACAK?

NATO, hem savaşı kendi topraklarının uzağında tutmaya çalışıyor hem de Ukrayna'ya -Kiev yönetimi yeterli görmese de- silah ve mühimmat yardımında bulunuyor. Burada bir çelişki yok mu?

Sizin de işaret ettiğiniz gibi, Batı'nın savaşın Ukrayna sınırlarını aşıp NATO-Rusya savaşına dönüşmesinin engellenmesi söylemi ile -Stoltenberg'in zirve sonrasında basın mensuplarının sorularını yanıtlarken belirttiği gibi- Ukrayna'ya büyük miktarda ileri teknoloji ve ölümcül silah ve mühimmat sağlıyor olması arasında bir çelişki var gibi görünebilir. Bu çelişkili gibi görünen durum karşısında NATO, Birleşmiş Milletler Sözleşmesi'nde geçen savunma hakkını vurguluyor. NATO ve Batılı ülkeler, Ukrayna'ya verdikleri desteği, Ukrayna'nın kendini savunma hakkını kullanabilmesi için yardım şeklinde açıklıyor ve bu yardımın kendilerini çatışmanın bir parçası yapmadığını iddia ediyorlar. Bu argüman hukuken haklı olabilir. Ancak, siyasi açıdan aynı şeyi söylemek o kadar kolay değil. Bu konuyla ilgili olarak, NATO Zirvesi'nde ortaya çıkan birkaç önemli husus olduğunu düşünüyorum. İlk olarak, zirvede hâlihazırda NATO'nun doğu kanadında NATO komutası altında 40 bin, ABD komutası altında 100 bin askerin bulunduğu açıklandı. Ayrıca, Polonya ve Baltık ülkelerinde var olan dört NATO muharebe grubuna ek olarak, Bulgaristan, Macaristan, Romanya ve Slovakya'da da dört muharebe grubunun oluşturulacağı, böylece NATO'nun doğu kanadında sekiz muharebe grubunun konuşlandırılacağı bildirildi. NATO ülkelerinin savunma bütçelerinde ciddi bir artırıma gittikleri de duyuruldu. Bunlar, Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle alınan kısa vadeli tedbirler olarak tanımlandı.

Kısa vadeli tedbirlerden daha önemli olanı ise, Stoltenberg'in zirvede açıkladığı, NATO'nun geliştirmekte olduğu uzun vadeli stratejisi. Stoltenberg, yaşanan gelişmelerin küresel siyasette radikal değişimlere neden olduğunun altını çizerek, haziran ayı sonlarında Madrid'de yapılacak NATO Zirvesi'nde açıklanmak üzere, yeni oluşan duruma uygun olarak caydırıcılık ve savunma konuları hakkında uzun vadeli politikalar ve NATO'nun yeni güncellenmiş stratejisi üzerinde çalışıldığını bildirdi. Bununla alakalı olarak, bir gazetecinin 1997 tarihli NATO-Rusya Federasyonu Kurucu Senedi ile ilgili sorusuna, Stoltenberg'in verdiği yanıttaki şu ifadelerin altını çizmek isterim: Rusya'nın bu senedi 2008'de Gürcistan'ı işgal ederek, 2014'te Kırım'ı yasadışı bir şekilde ilhak ederek ve doğu Ukrayna'yı istikrarsızlaştırarak ve en son içinde bulunduğumuz dönemde Ukrayna'yı işgal ederek ihlal etti. Soltenberg'in bu senedin fiilen geçersiz hale geldiğini ima etmesi, NATO'nun uzun vadeli politikası ve yeni stratejisi kapsamında önemli ipuçları olabilir. Sonuçta, haziran ayı sonlarında çok daha kapsamlı bir takım yeni gelişmelerle karşılaşma ihtimalimiz oldukça yüksek.

ABD VE NATO'NUN ÖNEMLİ ENDİŞESİ

NATO, Rusya'yı daha büyük sorunların içine çekmek için Ukrayna'da sıcak çatışmanın hatta vekil savaşların içine mi çekmek istiyor?

Bu soruyla ilgili olarak akılda tutmamız gereken en temel hususlardan birisi Rusya'nın Birleşmiş Milletler üyesi egemen bir ülke olan Ukrayna'yı işgal etmiş olmasıdır. Rusya bazı veya tüm iddialarında haklı bile olsa ki böyle olduğunu söylemiyorum, bu işgal nedeniyle Rusya uluslararası hukuk alanında temelde haksız bir pozisyonda yer alıyor. Bunu belirttikten sonra, neticesinde, Rusya'nın askeri anlamda içinde boğulacağı; ekonomik yaptırımlar ve benzeri nedenlerle uluslararası camiadan dışlanacağı; 'demokratik ülkeler' arasında ABD'nin küresel liderliğinin pekişeceği; Batı kampında safların pekiştirileceği bir savaşın veya daha düşük yoğunluklu bir çatışmanın süregitmesinin ABD için tercih edilebilecek bir gelişme olduğu akla geliyor. Bununla ilgili olarak, ABD ve NATO'nun önemli endişesinin Rusya'nın kimyasal, biyolojik, radyolojik ve en kötüsü nükleer silahlara yönelmesi ihtimali. Böylesi bir endişenin olduğunu NATO Zirvesi kapsamında yapılan açıklamalardan görebiliyoruz.

NATO'nun anti-Rusya ittifakına dönüşmeye başladığı bu süreçte Washington'da yönetimin değişme ihtimalinin Batı bloku için özellikle de yeni-eski Avrupa ülkeleri arasında savrulmalara yol açabilir mi?

NATO belgelerine baktığımızda uzun süreden beri Rusya'nın en temel tehditlerden biri olarak tarif edildiğini görüyoruz. Gününüzdeki Rusya-Ukrayna savaşı bu tehdit algısını güçlendirmiş durumda. Rusya'ya karşı görece ılımlı bir tutumu olan ülkelerde bile havanın Rusya aleyhine değiştiğini söylemek mümkün. NATO Zirvesi'nin yapıldığı gün, G7 ve Avrupa Birliği de Rusya-Ukrayna Savaşı gündemiyle acil toplantılar yaptılar. Bu toplantılara ABD Başkanı Joe Biden da katıldı. Batı dünyasını temsil eden üç önemli oluşumun aynı gün aynı gündemle toplanması ve bunların hepsine ABD Başkanı'nın da katılması sembolik olarak çok önemli bir gelişme. Rusya'nın Ukrayna'ya saldırısı öncesinde Batı dünyası için de önemli fikir ve politika ayrılıkları görülmekteydi. Rusya, Ukrayna'ya saldırarak ve planladığı gibi Kiev'e birkaç gün içinde diz çöktürmeyi başaramayarak, aslında ABD'nin isteyip de yapamadığı şeyi, yani Batı dünyasında ABD liderliğinde pekişmiş bir birlik oluşturulmasını, bu ülke için mümkün hale getirmiş oldu. Bu anlamıyla Rusya'nın Ukrayna'ya saldırısının kendisi için önemli bir stratejik yenilgiye neden olduğunu söylemek en azından bu aşamada mümkün gibi gözüküyor.

TRUMP YENİDEN BAŞKAN SEÇİLİRSE

Zirvenin ardından düzenlediği basın toplantısında Biden'a, NATO'nun yeni misyonuna karşı Trump'ın yeniden başkan seçilme olasılığını bir tehdit olarak görüp görmediği de soruldu. Biden, bu soruyu çok beğendiğini söyledi ancak net bir yanıt da vermedi. Böyle bir ihtimal NATO'nun geleceği için nasıl sonuçlar doğurur?

Uluslararası İlişkiler literatüründe liderlere odaklanan birey düzeyinde analizlerin önemli bir yeri vardır. Ancak, bu analiz düzeyinin kısıtları da oldukça belirgindir. Bana göre, Rusya-Ukrayna Savaşı ile bağlantılı konular irdelenirken makro bir perspektifle uluslararası sistemin nitelikleri ve devletlerin siyasi ve ekonomik yapıları üzerinde durulması daha doğru sonuçlara götürecektir. Meseleye bu açıdan baktığımızda elbette ABD'de Biden yerine Trump veya benzeri bir kişinin başkan olmasının birtakım sonuçları olabilecekse de uluslararası sistem ve Batı ve karşısındaki devletlerin benimsedikleri farklı modeller nedeniyle, bu iki kamp arasındaki rekabet ve hatta çatışmaların devam etmesinin daha büyük bir olasılık olduğu akla geliyor. Kısacası, Biden yerine Trump'ın veya başka bir kişinin gelmesinin, genel gidişatta esaslı bir değişime neden olacağı fikrinde değilim. Elbette Trump gibi birinin ABD'de başkanlık koltuğuna oturması bazı Avrupalı ülkelerde hoş karşılanmayabilir. Ancak, bunun savrulmalara neden olacağını tahmin etmiyorum.

Bu konuyla ilgili olarak ABD özeline baktığımızda ise, Rusya-Ukrayna savaşının bu ülke için Batı kampını ve bu çerçevede kendi liderliğini pekiştirmek için büyük bir fırsat verdiğini görüyoruz. Buna ek olarak, Rusya'ya uygulanacak yaptırımlar nedeniyle ABD'nin, Avrupa'ya doğal gaz ve buğday ihracatı için bir fırsat yakaladığının da altının çizilmesi yerinde olacak. Yani, var olan durum ABD için sadece jeopolitik açıdan değil, ekonomik açıdan da birtakım avantajlar sağlamış gibi görünüyor. Bu açıdan baktığımızda, ABD'nin politikasında esasa ilişkin bir değişiklik beklemek zorlaşıyor. Bana kalırsa Batı kampında ayrışmalara neden olabilecek esas şey, Rusya veya sonrasında Çin'e karşı uygulanacak ekonomik yaptırımların Batılı ülkelerin ekonomilerine olası olumsuz yansımalarıdır. Böyle bir durum söz konusu olursa batılı ülkelerin vatandaşları arasında hoşnutsuzluklar ortaya çıkabilir ve hükümetler de buna göre pozisyonlarını değiştirmeye yönelebilirler. Batı kampında ayrışmalara neden olabilecek ikinci bir neden ise, Rusya'nın, deyim yerindeyse, gözünü karartıp gemi azıya alması ve Avrupa'yı kimyasal, biyolojik silahlar veya nükleer savaşla tehdit etmesi olabilir. İş bu raddeye gelirse Avrupa ülkelerinin ne yapacağının, Rusya'nın restine karşı nasıl bir tutum sergileyeceklerinin şimdiden kestirilmesi pek de kolay değil.

30 Mar 2022 - 00:00 - Dünya

Muhabir  Uğur Duyan



göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Anayurt Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Anayurt Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Anayurt Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Anayurt Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.