Anayurt Gazetesi
SİYASET TÜRKİYE EKONOMİ DÜNYA SPOR MAGAZİN KÜLTÜR-SANAT FOTO GALERİ WEB TV YAZARLAR
Whatsapp İhbar Hattı

'Kanal İstanbul toplumsal ayrışma için kullanılacak'

Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, iktidarın Kanal İstanbul'u siyasi propaganda malzemesi olarak kullandığını belirterek, kanalın var olan toplumsal kutuplaşmanın aracı yapılmak istendiğini söyledi.

 Kanal İstanbul toplumsal ayrışma için kullanılacak
Facebook'ta Paylaş Twitte'da Paylaş Whatsapp'tan Gönder Haberi Yazdır Metni küçült Metni büyüt

Uğur DUYAN

ANKARA (Anayurt) - Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, iktidarın Kanal İstanbul konusundaki ısrarcılığının temelinde iki neden bulunduğunu ifade ederek, ilk nedenin kanalın inşaatı ile oluşacak rantın paylaşılması, ikinci nedenin ise Kanal İstanbul üzerinden var olan toplumsal kutuplaşmanın artırılması olduğunu söyledi. Uysal, Türkiye'de uygulanan hükümet sisteminin en temel sorununun keyfilik olduğunu belirterek, "Türkiye'ye dayatılan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin çıkardığı sonuçlar, Türkiye'nin derinden işleyen problemlerini pandemi ile beraber daha da katmerli bir hale getirmiştir" dedi. Uysal ile DP'nin siyasal mirasından merkez sağ tartışmalarına, iktidarın Kanal İstanbul ısrarcılığından olası erken seçim senaryolarına varıncaya değin pek çok şeyi konuştuk.

"TÜRKİYE'DE ÇOK KUVVETLİ BİR MAKUL SİYASET TALEBİ VAR"

Türkiye'de merkez sağın yeniden tartışıldığı bir süreçte, Demokrat Parti'nin siyasi pozisyonu önem kazanmış mıdır?

Merkez Sağ fikriyatı, ölçüsü, üslubu, zihniyeti çok tesadüfi ya da konjonktürel biçimde ortaya çıkmış bir düşünce değil. Türk milletinin bir buçuk asırlık tecrübesiyle beraber, modernleşme çizgisi içerisinden deyim yerinde ise altın oran uyum noktası diyebileceğimiz: Ülkenin hem menfaatlerini hem risklerini en az maliyetle en optimum seviyede tutabilmenin gayreti. Dünyanın Batı Avrupa da dahil aşırı sağa kaydığı, kimliklere hapsolduğu, mahallelere hapsolduğu, popülizm siyasetiyle beraber makulünü yitirdiği böyle bir dönemi yaşadı.

Bunun Türkiye'ye has sebepleri de vardı: Yüzde 10 barajı. İki aks arasındaki kutuplaşmadan kaynaklanan bir gerilim. Bir tarafta AKP-CHP aksı diğer tarafta MHP-HDP aksı olarak ortaya çıkan gerilim. Bizim de bir takım lider ve lider kadrolarımızın hataları oldu.

Bu süreç böyle yaşandı ama bugün Türkiye'de merkez sağı yeniden makul çoğunluğun sesi olarak inşa etmek mecburiyetindeyiz. Bu talep oradan kaynaklanıyor. Netice itibariyle dünyada çoğulcu ve çok kimlikli talepler var. Bundan 20 sene öncekine göre gençlerde çok daha kuvvetli bir demokratik talep var. Çok daha fazla hak ve özgürlük talebi var. Dolayısıyla ne Türkiye'yi içe kapatabilirsiniz ne de sus deyince susan içine kapanık bir ülke haline getirebilirsiniz. Çünkü Türkiye'nin önünü açacak bir demokratik iklim talebi var. Bütün bu taleplerin kendi kırım ve kırılımları da var. Mündemiç birtakım değerler var. Demokratik değerler bütünü var. Demokrasi eşittir kuvvetler ayrılığı diyoruz ve maalesef Türkiye'de bu boğucu iklim oluşmasının temel sebebi temel hak ve hürriyetlerde ve demokrasimizde küme düşercesine yaşan bu değerler kaybıdır.

Sorunuzun özüne dönersek; Türkiye'de çok kuvvetli bir makul siyaset talebi var. Türkiye'nin yeniden dengesini bulabilmesi hem merkez sağın hem merkez solun tabi dengesine oturmasından geçiyor.

"ÜLKEYE DAİR SADECE HATIRLARIMIZ DEĞİL HAYALLERİMİZ DE VAR"

Merhum Demirel'in siyaset bir iddia işidir, iddianızın arkasında duracaksınız mealinde bir sözü vardır. Bu noktada DP'nin temel iddiası nedir?

Her siyasi partinin bir varlık sebebi var. Demokrat Parti uzun yıllar iktidarda kalmış, çok sayıda projeye imza atmıştır. Darbeler sonrası kapatılmış aynı çizgide farklı bir isimle mücadelesini sürdüren 80 sonrasında iki kola ayrılan sonrasında yeniden birleşen bir siyasi partidir ve her siyasi parti gibi iktidar olma iddiasındadır. Elbette her siyasi bir parti bir fikir hareketidir ama biz bu işin fikir tarafı kadar icraat tarafında da yer almış bir siyasi partiyiz. Türkiye'nin kıt kanaat imkânlarıyla beraber büyük Atatürk'ün sağlığında gerçekleştirmediği çok partili hayatı, onun hayallerini gerçekleştirmiş bir çizgiden geliyoruz. Türkiye'nin 60'lı, 70'li ve 80'li yıllarında Türkiye'nin kalkınmasında ve demokratikleşmesinde önemli süreçleri yöneten iki büyük liderimizle -merhum Süleyman Demirel ve Merhum Turgut Özal- ile katkı vermiş bir siyasi mirası temsil ediyoruz.

Bugün elbette, bölgemize dair birtakım dayatmalar var. Bunlar karşısında da direnmeliyiz. Yavuz Bülent Bakiler'in güzel bir şiiri vardır: Yumruklarımla dövüşeceğim yumruklarımla/ Yumruklarım memleket kadar büyük. Biz de Türkiye'nin bütün gücünü memleket kadar büyük yumruklarımızla dövüşürcesine sahaya sürmek mecburiyetindeyiz. Bizim sadece ülkeye dair sadece hatırlarımız değil hayallerimiz de var.

Gençlerimiz bu ülkeden beklentileri var, hayalleri var, çiftçilerimizin yılardır süren sorunları var ve giderek ekonomisi daralan şehirlerimiz var. Bizim hayalimiz bunu yerli yerine koymaktır. Bunu dün yaptık bugün de yapacak birikimimiz var. Pek çok kez yaptık. Böyle bir iddiamız var.

"TÜRKİYE'NİN YAŞADIĞI BÜYÜK BİR SİYASAL TRAVMA VAR"

DP, Millet İfftifakı'nın bir diğer üyesi olan İYİ Parti ile merkez sağda yeni bir çekim merkezi oluşturabilir mi? CHP'nin ittifakın başat aktörü olmasına karşın ittifaka yönelen sağ oylardaki artışı neye bağlıyorsunuz?

Diğer siyasi partiler hakkında bir yorum yapmak istemem. Biz, Demokrat Parti olarak kendi tüzel kişiliğimizde hangi iddianın sahip olduğunun bilinci içindeyiz. Ebetteki Türkiye'nin biraz evvel çerçevesini çizdiğimiz derin bir nefes alma ihtiyacı var. Partileri ve kimlik sahalarını da aşacak biçimde Türkiye'nin ortak bir payda da demokrasi ve hukuk ortak paydasında bir gelecek arayışı var. Bir Türkiye arayışı var. Bu noktada, bir önceki seçim CHP, İYİ Parti, DP ve SP olarak bir ittifak kurduk, her bir siyasal partinin farklı referansları farklı mümeyyiz vasıfları, ağır basan yanları var. Ebetteki her siyasi partinin kendi kimliği ile bu bünye içerisinde bulunuyor ama Türkiye'deki seçmen demografisine ve seçmen temayüllerine bakınca geçmişin klasik sağ-sol dengesi elbette yok. Özellikle AKP iktidarını da aşan bir şekilde daha sağ referanslarla geçişgenliği ortaya koyabilecek bir tablo var. DP olarak temel iddiamız sadece bir iktidar değişimi değil; Türkiye'nin yaşadığı büyük bir siyasal travma var. Bunun üzerine yeniden bir kurucu akıl, yeniden bir kurucu programla beraber ifade ettiği zamanın ruhunu, temposunu milletimiz için yakalayabilmektir hedefimiz. Bu noktada bizim geçmişteki siyasi birikimiz ortada.

'CUMHURİYET TARİHİNE ALAKART MENÜ OLARAK BAKIYOR'

Merkez Sağın toplumsal zemininde hüküm süren AK Parti, DP çizgisinin takipçisi Süleyman Demirel'i eleştiriyor ve reddediyor ancak Turgut Özal'ı kendine yakın görüyor. Bu noktada, Demirel ile özdeşleşen CHP karşıtlığının da AK Parti'nin en temel siyasal argümanı olarak göze çarptığını görüyoruz. Bu bağlamda, DP olarak AK Parti'yi nasıl görüyorsunuz?

Söz ve eylem arasında farklılık varsa, buradaki benimsemede de bir tezatlık vardır. AKP'nin konjonktür olarak bir demokratik zemin arayışı var. Meşruiyet ihtiyacı hissettiğinde DP ve Adanan Menderes, Özal referanslarına başvurur ama iş icraata geldiğinde bunların bir manası olmaz. Çünkü, AKP topyekûn Türkiye Cumhuriyeti tarihine alakart menü olarak bakıyor. Alacağını kullanıyor, diğerlerine bakmıyor. Gerçekler, tarihi kafanıza vura vura hatırlatır. Eflatun der ki: Hakikat güneş gibidir, güzlerinizi kapatsanız da göz kapaklarınızdan içeriye sızar. Rahmetli cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel'in ifade buyurduğu üzere; 'doğruluğu ispat edilmiş çizgi'leri yadsıyamazsınız. AKP işine gelmediğinde bizden önce kim ne yapmış diyerek, kolaycılığa kaçıyor. Kimlik değiştirmek ve gömlek değiştirmek gibi rahatlıkları var. O yüzden tarihi yeniden yazmaktan da kaçınmıyorlar. 15 Temmuz'dan sonra oluşturdukları anlatı ile 2. Cumhuriyet ilanı gibi özetlenebilen bir hikâye uydurdular. Gerçekte bu devleti yıkma teşebbüsüyle karşı karşıya kaldık. Devleti ele geçireceğiz diye çıktıkları yolda, bugün devletin derinliği kurumların derinliği yok olmuş, kuvvetlerin ayrılığı kuvvetlerin birliği haline getirilmiştir. Bir tripot bir kamera karşısındaki Sedat Peker'in iddialarına dahi yanıt vermeyen, savcılarını harekete geçiremeyen bir iktidar yapısı var. Benim yıllar önce dediğim gibi Adalet ve Kalkınma Partisi'nin adaleti Deniz Feneri Davasında batmıştı. AKP bugün bunca iddiaları beraberinde taşıyan Egemen Bağış gibi bir profili büyükelçi atıyorsa, bu zülleri çekiyorsa, benim bir şey dememe gerek yoktur. 

SINIRSIZ YETKİ, SIFIR DENETİM MANTIĞI

Ekonomi yönetimini nasıl buluyorsunuz. Merkez Bankası Rezervleri hakkında ortaya atılan ve iktidar tarafından yanıtlanmayan kayıp 128 milyar iddiası hakkında ne düşünüyorsunuz?

Ölçüler ortada parametreler ortada bugün keyfi bir idarenin etkisi olarak çift haneli enflasyon oranı ve faiz oranı ile karşı karşıyayız. Kaynakları heba olmuş, sadece bugünden dünün birikimlerinin özelleşme adı altında yağmalanmadığı aynı yarınlara dair gelecek nesillerin varlığına ipotek konuldu kamu-özel işbirliği anlaşmalarıyla. Ne zaman cebimizden para çıkmayacak deseler korkar hale geldik. Bu açıdan bakınca Türkiye çok uzun zamandır küresel piyasalardan borçlanan üretmeden tüketen kazanmadan harcayan bir ülke olarak sanal bir refahın koylarında yaşadı. Yaşadığı gibi göründü. Bu savrukluğun bu yanlışlardan ders almadan keyfi bir biçimde iktisat biliminin reddettiği, onaylamadığı birtakım tezleri deneme yanılma metodu ile uygulamaya kalktık neticesi ortada.

Karşımızda demokratik akıl ve irade biçimini benimsemiş bir iktidar yok. Yani hukuku da kendine bir ayak bağı olarak gören bir iktidar var. Merkez Bankası'nın kurumsal yapısını da kendisi için bir ayak bağı olarak gören sınırsız yetki, sıfır denetim mantığı ile Türkiye'ye dayatılan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin çıkardığı sonuçlar Türkiye'nin derinden işleyen problemlerini pandemi ile beraber daha da katmerli bir hale getirmiştir. Türkiye'nin son 19 yılı ki hiçbir iktidara bu kadar olumlu bir zaman dilimi, imkan, yetki, güç nasip olmamıştır. Türk milleti hiçbir mazeret bırakmayacak bir şekilde AKP'ye, Sayın Erdoğan'a yetki vermiştir. Yetki yetmemiş, mutlak iktidar yetkisi istenmiş bu millet onu da vermiştir. Tartışmalı bir referandumla geçmiş olsa da. Kamu kaynakları kullanılarak ana akam medya satın alınmış, medyanın tenkiti, muhalefeti susturulmuştur. Ele geçirme refleksi zihinlerinin her köşesine sıçradığından böyle bir süreç yaşanmıştır. Sonuç ortada Türkiye büyük bir felakete doğru gitmektedir. Bunun bedellerini üstündeki örtü kaldırıldığında göreceğiz.

TALEP MERKEZ SAĞA OLAN İHTİYAÇTAN

Sokaktan yükselen sesin ve küresel salgın karşısında alınan önlemlerin yıprattığı esnaf ve vatandaşın 2002 benzeri bir eğilim içine girerek, ekonomik saikleri ağır basan bir tercih değişimi ile muhalefete yönelmesini bekliyor musunuz?

Bütün hedefimiz kararsızların bir noktada toplandığı iktidarın oy kaybettiği muhalefetin oylarını istenilen oranda yükselmediği bu vaziyeti değiştirmektir. İşte bu bir taleptir ve o da bir merkez sağ siyasete olan ihtiyacın talebidir. Bunun temel lokomotifi elbette Türkiye'de tüm kesimlerin yaşadığı ekonomik sorunlardır. Ancak Türkiye daha vahim sorunlar yaşamaktadır. Maalesef iktidar en fazla beslendiği kesimleri yokluğa mahkûm etmektedir. Kayıtsız şartsız bir iman meselesi olarak kendi siyasetinin arka bahçesi haline getirdiği, gerek duyduğu insan gücünü yetiştirmek üzere kurduğu imam hatip liselerinin üniversite sınavındaki başarı ortalaması ortada. Toplumlar kolay kolay meçhule yelken açmaz o nedenle merkez sağa bir yönelme bekliyoruz. En azından biz DP olarak halkın önünün mantıklı bir ekonomi yönetimi ve planı ile çıkacağız.

"GÜÇLÜYSENİZ SANDIKTAN KAÇMAZSINIZ"

Millet ittifakı bileşenlerinin erken seçimdeki ısrarcılığına karşın seçimlerden normalde kaçınmayan Erdoğan iktidarının seçim için 2023'ü işaret etmesini Demokrat Parti olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

Erken seçim tabi eski bir ifade oldu. Artık seçim yenileme deniyor. Bu bağlamada iktidarın hem siyasal hem ekonomik hem de dış politikadaki gelişmeler göz önüne alındığında seçim yenilmesine gideceğini düşünmüyorum. Tabi bir de bu sistemi getirdiklerinde hep yüzde 50 artı 1 oy alabileceklerini düşünüyorlardı hele ki MHP'nin desteği ile bunu kesinlikle yapabileceklerini düşünüyorlardı. Anayasayı değiştiririz, iki dönem kıstası koyar sonra yeniden değiştiririz diyorlardı ama öyle olmadı. Muhalefet çok parçalı ve asla yan yana gelmez diyorlardı o da olmadı. Ne Meclis'te anayasayı değiştirecek çoğunluğa ne de seçim kararı alabilecek çoğunluğa sahipler. Yazılı bir kanun değildir ama güçlüyseniz sandıktan kaçmazsınız. 7 Haziran'a kadar AKP, toplumsal, siyasi ve iktisadi yapı üzerindeki etkisi ile seçimler öncesinde nasıl bir tablo ile karışılacağını kestirebiliyordu. Ancak AKP, 7 Haziran seçimlerden sonra tabandan alacağı tepkileri ölçmekte zorlanan bir durum ile karşılaştı. Çünkü tarihin yanlış tarafına geçtikleri andan itibaren bu durum da değişti.

Bir erken seçim olur mu derseniz, gerek var. Ancak mevcut tabloda seçim kararı alabilecek iki kurum var: Biri TBMM diğeri Cumhurbaşkanlığı. Mevcut koşullarda erken seçim için gereken şartlar var ancak bu kararı yine iktidar verecektir. 

'İKTİDAR KANAL İSTANBUL'U KUTUPLAŞMA İÇİN KULLANIYOR'

İktidarın Kanal İstanbul konusundaki ısrarcılığını nasıl değerlendiriyorsunuz? Kanalı mutlaka yapacağız şeklinde gelişen bu ısrarın sebebinin ne olduğunu düşünüyorsunuz?

Bu ısrarın iki temel sebebi var. Birincisi rant. Rantiyenin dışında bu ülkede bir katma değer üreteme yöntemi iktidarın elinde yok. Bu ülke kıt kanaat kaynakları ile peç çok sanayi tesisleri açmış, fabrikalar kurmuştur. İktidarın ise tek bildiği ve siyaseti finansmanı açısından elindeki tek kaynak da yine siyaset eliyle üretilmiş ranttır. Bu rantın belirli ölçülerde dar bir çevreye paylaştırılması, sinyora şartı olarak da bu haktan iktidar sahiplerinin pay alması.

İkincisi ise siyasi propaganda olarak kullanıyor olması. Kanal İstanbul 2011 seçiminde kitlelere sunulan bir hayal pazarlamasıdır. O tarihten sonra da unutturulmuştur. 2019 yerel seçimlerden sonra ise İstanbul ve Ankara başata olmak üzere büyükşehirlerin kaybıyla oluşturulan toplumsal ayrılmanın bir kutuplaşmanın aynı zamanda aracı yapılmak isteniyor. 2019 seçimlerinden bu yana yaşanan gelişmelere baktığımızda yaşananların muhalefeti ötekileştirmenin bir aracı olarak kullanılmak istendiğini görüyoruz. Kanal İstanbul'la ilgili ÇED raporlarına on binlerce insan kamu kurumlarının önüne dizildi imza verdi. Bu toplumsal ayrışmayı sokağa da yansıyacak bir biçimde parti-devleti anlayışı içerisinde kriminalize etmenin aracı olarak görüyorum. Bu nedenle bir inatlaşma ve ısrar var.

'2 YILDIR İKTİDARIN GALİP ÇIKABİLDİĞİ SAHA YOK'

Erken seçim bağlamında Kanal İstanbul tartışmaları da öne çıkıyor. İlk olarak Sayın Kılıçdaroğlu daha sonra Sayın Akşener, yerli ve yabancı sermayeyi uyararak, iktidara geldiklerinde Kanal İstanbul'a yatırım yapanlara ödeme yapılmayacağını söylediler. Hatta Kılıçdaroğlu, diplomatik ilişkilerin askıya alınmasına kadar gidilebileceğini söyledi. Bu noktada, Millet İttifakı kendini iktidar olacak güçte mi görüyor?

Elbette. Görünen tablo toplumsal tepki iktidarın son iki yıldır taratışıma alanlarında galip çıkabildiği bir saha yok iktidarın. Her geçen gün bu sürecin de kendi aleyhlerine işleyeceği ortada. Kanal İstanbul gibi akla ve bilimle aykırı bir projeyi gerçekleştirmek de dahil olmak üzere iktidarın yaptığı her şeye sadece karşı olmak yeterli değil temelinde akıl olan bilimsellik olan verilerle hareket etmek gerekiyor. Bu noktada artık İngilizce ifadeyle Green Deal denilen iklim değişikliği gibi Türkiye'de de siyasetin gündemine girecek çok önemli başlıklar var. Pandemi döneminde özellikle gıdanın ve gıda güvenliğinin ne kadar önemli olduğunu gördük, yaşadık. Müsilaj gibi bir felaketin dünyanın başkenti olabilecek güzellikteki İstanbul'u ne hale getirdiği ortada. Tarihi yarımadanın görüntüsünü gökdelenlerle tahrip edip, dikey mimariyi yapıp ardından yatay mimariyi öven, yani mart kedisi gibi hem yapıp hem şikayetçi olan bir iktidar var. O açından bakınca iktidar karşısında o özgüvenin muhalefette hiç olmadığı kadar pekiştiğini görüyorum.

Demokrat Parti, Millet İttifakı'nın bir çatı aday çıkartmasını ister mi?

Değişen bir siyasi iklimdeyiz. 2014 seçiminde muhalefet partileri çatı aday çıkarttı.2018'da her parti kendi adayını çıkarttı. İki düzlemde bir rekabet var. Aynı anda yapılan iki seçim var. Hem milletvekili genel seçimleri hem de cumhurbaşkanlığı seçimleri var. Hem ittifak içi hem ittifak dışı partilerin kendi içinde bir rekabeti var. Çok kolay olmayan bir denklem ve strateji var. O nedenle son ana kadar net bir şey söylenemeyebilir. Bizim partimiz içinde de var muhalefetin yakaladığı dinamizmi çatı aday üzerinden kullanalım fikrini savunanlar. Her siyasi partinin kendi temsil ettiği toplumsal dinamizmi azami noktada öne çıkartmayı savunanlar da var. Seçimi bir maraton koşusuna benzetirim. Maratonun koşulması için herkesin stadının kapısının önüne geldiği ana kadar beklemekte yarar var.

"İÇİNE DÜŞTÜĞÜ HAL MÜSİLAJDAN DAHA BETER"

Türkiye'de şu an uygulanan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi sizin siyasi geleneğinizin içinden gelen Demirel ve Özal gibi siyasetçilerin öngördüğü başkanlık sistemlerinden oldukça farklı. Mevcut sistemin sizce en önemli sorunu ne?

Tek kelimeyle keyfilik. Niye kuvvetler ayrılığı diyoruz, keyfiliği önlemek için. Keyfi kararlarla Hitler gibi bir profilin Almanya'yı nereye sürüklediğini biliyoruz. Günümüzde başka popülist figürlerin ülkelerinin kaynaklarını nasıl heba ettiklerini biliyoruz. Türkiye'nin kurumsal bir derinliği vardı. Vardı diyorum maalesef çünkü o kurumların hafızası artık kaldığı kadar var. Keyfilik Türkiye'yi önemli bir bütçeye sahip olmasına rağmen kaynaklarını iyi kullanmayan bir ülkeye, tercihlerini önem sırlamasına göre yapamayan bir ülkeye dönüştürdü. İçine düştüğü hal müsilajdan daha beter. Sedat Peker'in anlattıklarına karşı bırakın bizi Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu üyesi, eksi Adalet ve İçişleri bakanı gibi pek çok hüviyeti ile Cemil Çiçek bile "bunların yüzde biri dahi doğruysa bunlara kayıtsız kalamazsınız" diyor ama Türkiye'de bir tane hâkim, savcı harekete geçmiyor. Sebebi adalet vesayet altında kurduğunuz mekanizma içerisinde işlemiyor. Ne demokratik kanallara aktarabiliyorsunuz ne de hukuk kanallarına aktarılabiliyor. Bugünkü Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, Türkiye'nin ihtiyacından da öte bir kişinin ihtiyacına dönük olarak üretilmiş bir sistemdir. Bizim itirazımız da 84 milyon kişinin kaderinin bir kişinin insafına bırakılmış olmasıdır.

ÖNCEKİ HABER   SONRAKİ HABER
Genç Sultanlar Balkan ikincisi
 
Fenerbahçe'nin yeni hocası Vitor Pereira İstanbul'a geldi
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER
Erdoğan'dan 'marka olarak Türkiye' genelgesiEkonomi
Erdoğan'dan 'marka olarak Türkiye' genelgesi
187 can kaybı, 21 bin 495 yeni vakaTürkiye
187 can kaybı, 21 bin 495 yeni vaka
Beşiktaş galibiyeti unuttuSpor
Beşiktaş galibiyeti unuttu
Erdoğan: Bizim tek derdimiz var; ihracat, ihracat, ihracatSiyaset
Erdoğan: Bizim tek derdimiz var; ihracat, ihracat, ihracat
Erdoğan, Putin ile telefonda görüştüSiyaset
Erdoğan, Putin ile telefonda görüştü
ECB Başkanı Lagarde'dan faiz açıklamasıEkonomi
ECB Başkanı Lagarde'dan faiz açıklaması
ABD'de Kovid-19 nedeniyle ölenlerin sayısı 785 bini aştıDünya
ABD'de Kovid-19 nedeniyle ölenlerin sayısı 785 bini aştı
'Engelli sporcularımız bizleri daima gururlandırdı'Spor
'Engelli sporcularımız bizleri daima gururlandırdı'
THY Avrupa Ligi'nin en üretken oyuncusu De ColoSpor
THY Avrupa Ligi'nin en üretken oyuncusu De Colo
Bakan Akar ve TSK komuta kademesi sınır hattındaTürkiye
Bakan Akar ve TSK komuta kademesi sınır hattında
Anayurt Gazetesi
KünyeKünye İletişimİletişim ReklamReklam FacebookFacebook TwitterTwitter RSSRSS Günün HaberleriGünün Haberleri