Anayurt Gazetesi
  • Dolar
    3,7692
    Dolar
  • Euro
    4,0319
    Euro
  • Altın
    146,378
    Altın
  • Bist-100
    83,067
    Bist-100
  • ADANA
    4/14°
    ADANA
  • ANKARA
    -4/2°
    ANKARA
  • ANTALYA
    2/13°
    ANTALYA
  • BURSA
    -3/0°
    BURSA
  • ISTANBUL
    1/4°
    ISTANBUL
  • IZMIR
    1/9°
    IZMIR
  • KONYA
    -3/1°
    KONYA
Facebook Twitter
ANA SAYFA TÜRKİYE DIŞ HABERLER EKONOMİ SPOR MAGAZİN KÜLTÜR-SANAT GÜNCEL-DİZİ DİĞER FOTO GALERİ WEB TV YAZARLAR
Astsubaylar and içti
Astsubaylar and içti
Çin ekonomisi büyüdü
Çin ekonomisi büyüdü
Terör propagandasına 8 gözaltı
Terör propagandasına 8 gözaltı
Türkiye’yi ziyaret edecek
Türkiye’yi ziyaret edecek
HABERLER>GÜNCEL-DİZİ
19 Aralık 2016 Pazartesi - 13:49

Kıbrıs için Hatay modeli (2)

Haritaya bakıldığında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin de Türkiye açısından benzeri bir konuma sahip olduğu görülmektedir.

Kıbrıs için Hatay modeli (2)

Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN

Haritaya bakıldığında Hatay ile beraber Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin de Türkiye açısından benzeri bir konuma sahip olduğu görülmektedir. Türkiye’nin güneyindeki Hatay bölgesi nasıl Türk devletine katılarak, bir vilayet olma hakkını elde etti ise, benzeri bir biçimde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti de, Türkiye Cumhuriyeti’ne katılarak, Türk devletinin seksen ikinci vilayeti olma hakkını elde edebilir. Böylece Kıbrıs sorunu da kalıcı bir çözüme kavuşturulmuş olur. Kıbrıs sorununun bu doğrultuda bir kalıcı çözüme kavuşturulabilmesi için önce ulusal çizgide bir hükümetin kurulması gerekmektedir. Türklerin ada üzerinde tarihten ve Barış Harekâtı’ndan gelen kazınılmış haklarının korunmasına öncelik verecek, bunlardan herhangi bir ödüne yanaşmayacak bir millî iktidarı Kuzey Kıbrıs Türk halkının bir an önce kendi içinden seçerek başa getirmesi gerekmektedir. Kıbrıs sorununun çözümü Türkiye’nin dışında kaldığı Avrupa platformlarında olamayacağı son yıllardaki olumsuz gelişmelerle bir kez daha ortaya çıkmıştır. Sürekli olarak kuzeydeki Türk devletinin tasfiyesi ve Türklerin kazanılmış haklarının ortadan kaldırılması doğrultusundaki talepler, artık Kıbrıs sorununun çözümünü Avrupa’nın dışına taşımıştır. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin hukuka aykırı bir biçimde Avrupa Birliği’ne üye yapılması bile bu durumu değiştiremeyecektir. Yunanistan’ın bir sömürgesi gibi hareket eden güneydeki Rum Yönetimi bir Avrupa devleti değildir ve bu nedenle de Avrupa hukukunun uygulanması için yeterli bir dayanak noktası oluşturmamaktadır. Adada varolan Rum ve Türk yönetimini dikkate alacak bir çözüm en gerçekçi yol olacaktır.
Türk tarafını yöneten iktidarların, Türkiye’nin ve Türklerin ulusal çıkarları doğrultusundaki bir çözümden uzak kalmaları nedeniyle Rumlar şımararak bütün Batı’yı arkalarına alıp Türk tarafını ezmeye çalışmıştır. Artık bu duruma bir son verilmesinin zamanı gelmiştir. Kıbrıs için Avrupa, ABD ya da Yunanistan çözümlerinin gerçekçi olmadığı yeni alternatiflere gereksinme bulunduğu görülmektedir. Hatay modeli ortada dururken, adanın kuzeyinde Türkleri kurtarabilmek için başka bir yol aramaya hiç gerek yoktur. Hatay Türkleri birleşmeden sonra nasıl Türkiye Cumhuriyeti devletinin güvencesi altında yaşamlarını sürdürüyorlarsa, Kıbrıs Türkleri de Türkiye ile gerçekleştirilecek bir birleşme uygulamasından sonra tıpkı Hatay Türkleri gibi kazanılmış haklarını koruyarak Türkiye Cumhuriyeti devleti ve ordusunun sağlayacağı güvence düzeni altında yaşamlarını sürdürebilme şansını elde edeceklerdir. Türk devletinin Hatay vilayeti gibi bir de Kuzey Kıbrıs vilayeti olacak, Anadolu Türkleri ile zaten akraba olan Kıbrıs Türkleri de beraberce aynı devletin çatısı altında daha güvenlikli bir ortamda yaşamlarını sürdürme olanağını elde edeceklerdir.
Kuzey Kıbrıs bugün zaten Türkiye Cumhuriyeti’nin dolaylı güvencesi altında varlığını koruyabilmektedir. Barış Harekâtı sonrasında adanın yeniden imar edilmesinde Türkiye Cumhuriyeti bütün kaynaklarını seferber etmiştir. Ayrıca Kıbrıs Türleri’nin yaşamlarını kimseye muhtaç olmadan sürdürebilmeleri için her yıl beş yüz milyon dolarlık bir karşılıksız yardım Türkiye aracılığı ile karşılanmaktadır. Anavatana katılma durumunda bu dolaylı yardım, bütçe üzerinden normal bir gider olarak her yıl düzenli olarak karşılanacaktır. Bu aşamadan sonra Rumların yeniden Louzidiu gibi kuzeyden hak ve toprak taleplerinin sonu gelecektir. Barış Harekâtı sonrasında adanın kuzeyinde kurulmuş olan devlet düzeni birleşmeden sonra vilayet düzeni olarak devam edecek, Kıbrıs’ı bir cumhurbaşkanı yerine Türkiye Cumhuriyeti valisi yönetecektir. Böylece, Avrupa ve Amerika üzerinden Kıbrıs’ı karıştırarak, Batı’nın çıkarları doğrultusunda Kıbrıs Türkleri içerisinde emperyalist çizgide manipülasyonlar uygulama döneminin sonuna gelinecektir. Kıbrıslı Türkler ayrı partilerde değil ama Türkiye’deki partilerin Kıbrıs şubelerinde örgütlenerek, cumhuriyet ve demokrasi düzenlerinin getirmiş olduğu hak ve özgürlüklerini gene eskisi gibi kullanabileceklerdir.
Kıbrıs Türkleri üzerinde baskı uygulayarak, onları bezdirerek teslim alma planlarının sona erdirilebilmesi için de Kuzey Kıbrıs’ın Hatay modeline benzer bir biçimde Türkiye’ye bağlanması gerekmektedir. Kıbrıs sorunu bugünkü yapıda Türk tarafı açısından ikili devlet düzeni ile Türkler açısından fiilen çözüme kavuşturulmuştur. Konunun hukukî bir yapıya kavuşturulması için de Hatay modeline benzer bir biçimde Kuzey Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Kıbrıs Türklerinin ortak kararı ile anavatana katılması gerekmektedir.
Türkiye’nin güney sahillerinin güvenliği, Kuzey Kıbrıs’taki Türk varlığının geleceği ve özellikle son zamanlarda öne çıkan Bakü-Ceyhan petrol boru hattının bir savaş konusu olmaması için, böylesine bir bütünleşmeye gerek bulunmaktadır. Ancak, Kuzey Kıbrıs’ın Türkiye’ye katılması ile beraber, Doğu Akdeniz’deki Türk varlığı ve Türk çıkarlarının güvenliği kalıcı bir çözüme kavuşturulabilecektir. Son dönemde, Karpas yarımadasının çevresinde bulunmuş olan yeni petrol yataklarının da Türk karasularında kalması ve Türk egemenliğinde bu kaynakların işletilebilmesi açısından da bir Kuzey Kıbrıs Türkiye bütünleşmesinin Türkler açısından yararlı olacağı açıktır. Bunu engellemek isteyen Batılı devletler ve emperyal güçler, sürekli olarak Kıbrıs’ta çözüm diyerek, Türklerin adanın kuzey bölgesindeki devletinin tasfiyesine öncelik vermektedirler. Türkiye’nin gerçekleştirmiş olduğu Barış Harekâtı’ndan gelme kazanılmış hakları ve güvenliği hiçe sayılarak yeniden eskiye dönüş için çaba gösterilmekte ve Türk kesiminde Avrupa Birliği’nin parasal kaynakları ile desteklenen bir işbirlikçi ve mandacı lobi oluşturularak, bunların Truva atı konumunda kullanıldığı bir kampanya ile kamuoyu Türkiye’nin Türklerin çıkarlarına karşı bir çizgide oluşturulmaya çaba gösterilmektedir. Yarım yüzyıla yakın bir süredir devam eden böylesine olumsuz bir durum karşısında, artık Türkiye ve KKTC, Kıbrıs için bir kesin çözüm önerisi olarak Hatay modelini gündeme getirmeli ve eğer bunu uluslararası alanda istenen düzeyde gerçekleştiremezlerse, elbirliği ile Hatay benzeri bir uygulamaya hemen yönelmelidir.
ABD’nin Ortadoğu’ya saldırganlığı devam ettiği sürece, İsrail’in bu durumdan yararlanarak bütün bölgeyi savaş ile tehdit ettiği bir aşamada Türkiye’nin emperyal oyunlara alet olmadan, Kuzey Kıbrıs ile bütünleşmesi Türklerin güvenliği açısından zorunlu görünmektedir. Beş yüz yıl önce Müslümanları İspanya’dan kovanlar, yüz yıl önce Osmanlı İmparatorluğu’nu Balkanlar’dan geri püskürtenler, şimdi de Ön Asya, Doğu Akdeniz ve Ordadoğu’daki Türk varlığını ortadan kaldırmak istemektedirler. Bu doğrultuda ilk adım olarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ortadan kaldırılmasını gündeme getirmişlerdir. Türkiye eğer Annan Planı ya da Hristofyas çözümü doğrultusundaki KKTC’yi tasfiye planlarını kabul ederse, süpürülme sırası Türkiye Cumhuriyeti’ne gelecektir. Anadolu’daki Türk devletinin varlığının gelecek için güvence altına alınması ancak Kıbrıs’taki Türk varlığının ve kazanılmış haklarının korunmasına bağlı bulunmaktadır. Bu nedenle, adanın kuzeyindeki Türk devleti ortadan kaldırılamaz. Eğer dış dünya emperyal amaçlarla bu devleti tanımıyorsa, Türklerin kazanılmış haklarının korunabilmesi için Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin, Türkiye Cumhuriyeti’ne bir vilayet olarak bağlanması en uygun çözüm olacaktır.
Ortadoğu gibi bir savaş bölgesinin yanı başında, yeni bir savaş alanının yaratılmaması için de Kıbrıs’taki Türk-Rum çekişmesine son verilmeli, Kuzey Kıbrıs’ın Türkiye’ye bağlanmasından sonra, Rum bölgesinin de Yunanistan ile sürdürdüğü yakınlaşma ilişkilerinin de seyrinde gelişebilmesi için bir barış ortamı yaratılmalıdır. Ortadoğu’ya dönük hegemonya saldırılarında bulunan Batılı emperyal güçlerin yeni bir savaş alanını Kıbrıs adasında yaratmamaları için, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin bir an önce Türkiye Cumhuriyeti ile bütünleşmesinde hem bölge hem de dünya barışı açısından yarar bulunmaktadır. Konuya biraz tarafsız gözle bakabilenler, kalıcı çözüm ve barışın ancak Hatay modeli ile sağlanabileceğini anlayacaklardır.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu olarak Atatürk her zaman için Kıbrıs’ın önemini dile getirmiştir. Büyük önder Kıbrıs ile ilgili değerlendirme yaparken, Türkiye Cumhuriyeti’nin güney sahillerinin güvenliği açısından bu odaya çok dikkat edilmesi gerektiğini ve kesinlikle, Türkiye için düşmanca emeller besleyen emperyal büyük devletlerin ada üzerinde kontrol düzeni kurmalarına izin verilmemesi gerektiğini açıkça dile getirmiştir. Atatürk’ün yolundan giden Türk Silâhlı Kuvvetleri de, soğuk savaş döneminin koşullarından yararlanarak ve Kıbrıs Barış Harekâtı’nı gerçekleştirerek, Kıbrıs adası üzerinde yaşamakta olan Türkler ile, bu adanın karşı kıyısında bulunan Türkiye Cumhuriyeti’nin konumlarını güvence altına almıştır. Eski bir Osmanlı toprağı olan bu ada üzerinde Türklerin tarihten gelen haklarının korunabilmesi doğrultusunda gerçekleştirilen Barış Harekâtı, EOKA çetecilerinin başlatmış olduğu Türklere karşı sürdürülen soykırım girişimlerine son vererek adaya sürekli bir barış düzeni getirmiştir. Bu nedenle, Kıbrıs sorunu kesin olarak kalıcı bir çözüme kavuşturulana kadar, Türk ordusunun yeterli sayıdaki birlikleri Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti topraklarında kalmaya devam edeceklerdir. Türk Silâhlı Kuvvetleri’nin, hem Türkiye Cumhuriyeti’nin güney sahillerini hem de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin her türlü emperyalist saldırılara karşı güvenliğini koruyabilmesi için böylesine bir zorunluluk vardır.
Ne var ki, Ortadoğu’da içine girilmiş olan yeni yapılanma sürecinde hem Türkiye’nin hem de Kuzey Kıbrıs’ın güvenliğini ayrı ayrı korunabilmesi giderek zorlaşmakta ve Türk Silâhlı Kuvvetleri’nin gücünün bölünmesine neden olan gelişmeler her geçen daha da tırmanma göstermektedir. Anadolu ve Kıbrıs Türklerinin dünyanın merkezî coğrafyasında bugün sahip oldukları yerleşik konumları tarihin derinliklerinden gelen bir sonuçtur. Böylesine anlamlı bir birikimin, değişen dünya koşullarında korunabilmesi Türklerin ve Türk dünyasının geleceği açısından fazlasıyla önem taşımaktadır. Amerikan ve İsrail saldırganlığının merkezî coğrafyada sürdürülmek istenmesi, dünyanın merkezindeki Türk varlığını çok ciddî boyutlarda tehlikeye sürüklemektedir. Bu nedenle, iki ayrı savunma değil ama tek ve ortak bir ulusal savunmanın, Türkler açısından bütünlüklü bir program ve strateji çerçevesinde merkezî Türk varlığı açısından bağımsız bir biçimde sürdürülmesi gerekmektedir. Bu doğrultuda, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Türkiye Cumhuriyeti’ne katılması, bütünlüklü bir savunma ve var olma stratejisi açısından önemli katkılar sağlayacak ve bu bölgedeki Türk varlığını her türlü tehdide karşı güçlendirecektir. Adada verilen bir savaş vardır ve beş yüz elli şehit verilmiştir. Bu kadar kritik bir aşamada Türkler geri adım atamazlar. Her açıdan bütünleşmiş ve güçlendirilmiş bir stratejiye ihtiyaç vardır ve bu da Kuzey Kıbrıs’ın anavatana katılmasıyla sağlanacaktır.
Uluslararası konjonktürdeki gelişmelerin ortaya çıkardığına göre, Kıbrıs adasında bir dönem daha savaş görülmektedir. Küresel hegemonyaya yönelmiş olan Batı bloğunun Atlantik inisiyatifi, ABD-İngiltere ve İsrail ortaklığı doğrultusunda dünyanın merkezî bölgesindeki Kıbrıs adasına el koyma planlarını geleceğe dönük geliştirirken, Türklerin de bu bölgenin geleceği ile ilgili olarak plan ve programlarının olması ve bu doğrultuda yeni stratejiler geliştirmeleri gerekmektedir. Bu nedenle, Misak-ı Millî sınırlarının dışında kalan Türk varlığının tıpkı Hatay’ın anavatana katılması gibi, Türkiye Cumhuriyeti ile bütünleşen bir sürece yönelmesi gerekmektedir. Sınırların yanı başında yaşam mücadelesi veren Türklerin, Türkiye Cumhuriyeti ile bütünleşmelerinin artık zamanı gelmiştir. Büyük Ortadoğu ya da Büyük İsrail projeleri doğrultusunda bölge halklarını alt kimlikli eyalet yapılanmalarına yönlendiren Atlantik emperyalizmine karşı, merkezde Türk varlığı çerçevesinde bütünleşmenin gerekliliği ortaya çıkmaktadır. KKTC’nin Türkiye Cumhuriyeti ile bütünleşmesi bu açıdan son derece anlamlı olacak ve Türklerin yararına gelişecek yeni bir süreci başlatacaktır.
Annan Planı’nın oylanmasından sonra, Türkiye Batı baskısı ile bu yararsız plana olumlu yaklaşmış ve KKTC’de planın kabulü doğrultusunda halkoylaması sonuçlanmış ama, Rum kesiminde tamamen tersi olarak plan reddedilmiştir. Bu çelişkili durum üzerine, Rum kesiminin başbakanı Türk kesimi ile yeni bir plan çerçevesinde bir araya gelerek anlaşmaya hazır olduklarını açıkça ilân etmiştir. Rum yönetimi Annan Planı’na karşı çıkarken, Batı emperyalizminin oynadığı oyunu görüyor ve bunun sonucunda adada bir dönem daha Türkler ile Rumların savaştırılmasının planlandığını anlayarak Türk kesimine Batı emperyalizmine karşı işbirliği öneriyordu. Çünkü eğer çözümsüzlük süreci devam ederse, Batı’nın bir dönem daha savaşı kışkırtarak Türkleri ve Rumları adadan uzaklaştıracak yeni bir planı devreye sokacağını görüyordu. Batı’nın planına göre Türklerin Anadolu’ya, Rumların da Yunan adalarına sürülmesi gündemdedir. Bunu sağlamak için bir dönem daha savaş kışkırtılacaktır ve ondan sonra barış adına Türkler ile Rumlar adadan sürülecek, İsrail’in karşı kıyısındaki Kıbrıs adasına, ABD, İngiliz ve İsrail Yahudileri yerleşerek Siyonist emperyalizmin gerçekleşmesi doğrultusunda Kıbrıs’ta yeni bir İsrail yapılanması oluşturulacaktır. Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin bu tür bir plana alet olmaması için, Avrupa ve Amerika baskısının ötesinde adadaki Türk ve Rum kesimlerinin bir araya gelerek anlaşmaları ve iki devletli bir Kıbrıs yapılanmasını gerçekleştirmeleri zorunludur. Bu alternatif gündeme getirilemiyorsa o zaman Kıbrıs için tek alternatif model Hatay formülüdür. 

 
Yaşam kalitesi ve spor
 
Anlamlı kampanya
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER
​Türkiye yerine NATO Garantörlüğü mü?
Türkiye’nin garantörlüğü yerine NATO garantörlüğü tuzağına düşülmemeli.
Yıldırım, Medvedev ile Halep'i görüştü
Yıldırım ve Dimitri Medvedev, telefon görüşmesinde, tahliye operasyonuyla ...
İkinci tahliye konvoyu batı Halep kırsalına ulaştı
Suriye'de rejim güçlerinin kuşatmasındaki doğu Halep'ten çıkan ikinci tahliye konvoyu ulaştı.
 
Erdoğan: Obama, Putin ve Merkel ile görüştüm
Erdoğan, sivillerin tahliyesi konusunda Obama, Putin ve Merkel ile görüştüğünü açıkladı.
Hüsnü Mahalli tutuklandı
Mahalli'nin, kamu görevlilerine hakaret ve Cumhurbaşkanına hakaret" suçlarından ...
Kıbrıs, Akdeniz’de Türkiye’nin Güvencesi
Kıbrıs Adası’nın stratejik önemi, bulunan doğalgaz yatakları ile daha da arttı.
 
BM'den Halep çağrısı
BM, Halep'te ateşkes ilan edilmesine rağmen çatışmaların devam etmesinden ...
Halep için 'siyaha büründü'
Eyfel Kulesi, Halep’in doğusunda kuşatma altındaki halk ile dayanışma amacıyla siyaha büründü.
Pakistan füze denemesi yaptı
Pakistan, hedefi karada ve denizde vurabilen orta menzilli güdümlü füze denemesinde bulundu.
 
ANAYURT GAZETESİ
YAZARLAR
Elveda TANIK
Elveda TANIK
Pişman eden ihbar...
Namık Kemal ZEYBEK
Namık Kemal ZEYBEK
Tanrının kapısını çalan bilim -2-
İlyas ÖZDEMİR
İlyas ÖZDEMİR
Bir çağrı da Anayurt’tan
Harika ÖREN
Harika ÖREN
Sanat bizim panzehirimiz
Orhan SELEN
Orhan SELEN
60 yaşı geçenlere öneriler
Mustafa BALKIZ
Mustafa BALKIZ
Askerlik borçlanması hizmeti öne çeker
ÇOK OKUNANLAR
ÇOK YORUMLANANLAR
FACEBOOK'TA ANAYURT GAZETESİ
TWITTER'DA ANAYURT GAZETESİ
ANKET
Yeni anayasa çalışmalarının partiler üstü bir uzlaşı içinde gerçekleşeceğini düşünüyor musunuz?

Evet
Hayır

Sonuçları göster Anket arşivi
ARŞİV
Ana Sayfa Türkiye Dış Haberler Ekonomi Spor Magazin Kültür-Sanat Güncel-Dizi
KünyeHakkımızda KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri
Maxiva